Röportaj: Demir Demirkan

Türk müzik piyasasının en eski ve üretken isimlerinden biri Demir Demirkan. Gerek yazdığı gerekse yorumladığı şarkılar yıllarca bizleri etkiledi. Son dönemde yaptığı farklı projeler ile de karşımıza çıkacak olan Demir Demirkan ile keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik. Müziğe nasıl başladığından, güncel müzik piyasasına kadar pek çok soru sorduk. Keyifli okumalar.

Müzik eğitiminizi Amerika’da aldınız. Daha sonrasında ise kariyerinizi devam ettirmek için İstanbul’a dönüş yaptınız. Amerika’da kalıp orada devam etme düşünceniz hiç olmadı mı veya Türkiye’ye dönmenizin bir sebebi var mı?

Tamamen şans eseri oldu. Türkiye’ye dönmeye karar verdiğimde 4 yıldır Los Angeles’da yaşıyordum ve ilk defa geliyordum. Gelir gelmez Şebnem Ferah’ın ‘Kadın’ isimli albümüne başladık ve daha sonra projeler birbirini kovaladı. Ben de burada kaldım böylece.

Amerika’daki ve Türkiye’deki güncel müzik piyasasının genel durumu nedir? Üretim açısından kıyaslama yaparsanız nasıl bir sonuç çıkar ortaya?

 En büyük fark Türkiye’de yasa dışı paylaşımın çok daha fazla olması. Müzik sektörünün en büyük yönlendiricisi dinleyicidir. Dinleyici beğendiği sanatçının üretimini yasa dışı yollardan edinirse o beğendiği sanatçılar gün gelir  üretemez duruma gelir. Dolayısıyla kalitesiz veya çoğunluğa yönelik ana akım tarzlara yönelirler. Türkiye’de olan bu. Profesyonel kalmak istiyorsan çoğunluğa hitap etmen lazım diye saçma bir kural gelişiyor. Niş sanatçılar yaşayamaz hale geliyor ve zamanla müzikten uzaklaşıyor.

demir-demirkan

Birkaç platformda Zen felsefesine ilginiz olduğunu okudum. Nerde ve nasıl tanıştınız bu felsefe ile?

2003 – 2008 arası çok yoğun olarak Taoizm, Zen ve Budizm ile ilgilendim ve uygulamalarını çalıştım. O dönemde başlayan merakımdan geri kalan Zen oldu.

Genel olarak çok yönlü bir insansınız. Ağırlıklı olarak müzik yaptığınız doğru ancak müzik haricinde bir şeyler ortaya çıkarmayı düşündüğünüz alanlar veya içinde bulunmak istediğiniz projeler var mı?

Bazen birçok farklı şeyle ilgilenmek istediğim oluyor, bazı zamanlar ise sadece kafamı öne eğip gitarımı çalmak istiyorum. Mesela cam sanatı ve sanatçıları ile ilgili bir film çektim ve sunmak üzereyim. Onun dışında bir iki fikir daha var farklı alanlarda ama şu anda paylaşmak için çok erken.

“ The Glass” projesinden bahsedebilir misiniz biraz? Nasıl ortaya çıktı bu proje?

2015 yazında Riva’daki Cam Ocağı tesislerinde uluslararası tanınmış on cam sanatçısını işlerini yaparken görüntüledim ve 10 adet 5’er dakikalık film haline getirdim. Ayrıca her biriyle de röportaj yaptım. The Glass/Cam projesi bu.

Rock / Metal müziğin yabancı piyasalara baktığımızda hatırı sayılır bir yeri var. Ancak aynı yeri ülkemizde göremiyoruz. Bunu sebepleri sizce neler? Biz niye rock yapmıyoruz?

Yukarıda bahsettiğim ana akım olmayan tarzların, bizimki gibi yaşa dışı paylaşımın çok olduğu piyasalarda barınması zor. Bir de tabi dinleyici profilinin güncel kültürel değişimlerine dikkat etmek lazım. Şu anda ülkemizin moral ve algı atmosferine baktığımızda arabesk ve acı, sıkıntı içeren müziğin tekrar gündeme gelmesini daha iyi anlayabiliriz mesela.

Son olarak pek çok film müziği yaptınız. Kendi albümünüz için yaptığınız bir parçanın üretim süreci ile film müziklerinin üretim süreçleri arasında farklar var mı? Genel olarak bu konuda üretim süreciniz nasıl işliyor?

Temel fark şu: Kendi seslendireceğim parçayı yazmak için kendimi içime koyveriyorum ve o anki duygularımı dile getiriyorum. Film için veya başka bir iş için yazmam gerektiğinde ise kendimi filme veya konu ne ise ona bırakıyorum. Yani dışarıdan gelen etken fikir duygusal durumumu tetikliyor, buna izin veriyorum yani. Sonrası aynı süreç…

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
Elif Şafak Milano Bookcity’nin Onur Konuğu Oldu!

İtalya'nın en önemli kültür etkinliklerinden biri olan Milano Bookcity'nin onur konuğu Elif Şafak oldu. Bu yıl 5'incisi düzenlenen Milano Bookcity, 17...

Kapat