Melis Coşkun Başay

Adım Melis Coşkun Başay. 1990 doğumluyum ve İstanbul’da yaşıyorum. Işık Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü mezunuyum, sonrasında yine aynı üniversitenin Sosyal Bilimler Fakültesi’nde Sanat ve Eleştiri Kuramları Yüksek Lisans Programı’nı tamamladım. Çocukluğumdan beri en sevdiğim şey renkler oldu ancak lise yıllarında başlayan eğitim sürecini başlangıç sayarsak 12 senedir dünyayı daha renkli bir hale getirmek üzere resim yapıyorum.

Resim yapmak, hayal dünyanızı ellerinizle eş zamanlı hale getirmek; oldukça zor ve uğraş gerektiren bir iş. Çünkü hayal dünyanız ne kadar geniş ve detaylı olursa olsun bunu ellerinizle kağıda aktarmak hayal etmek kadar kendiliğinden olmuyor. Dolayısıyla hayalleri ve renkleri önüme aldığım anda kendimi en iyi nasıl ifade edebileceğimi, hangi renklerin ve hangi çizgilerin bu hayali en doğru şekilde anlatabileceğini, izleyiciye resmin ruhunu en açık haliyle nasıl aktarabileceğimi keşfetmem, resmin ortaya çıkma sürecinin en uzun kısmı. Bu soruların cevaplarını bulduktan sonra her şey akıyor. Resim yapmak, insanı gerçekten özgürleştiriyor.

“İşte bu!” dediğim ilk an, “Pembe Fil” adını verdiğim serinin ortaya çıktığı an oldu. Masalları ne kadar sevdiğimi anladığımda, onların pozitif dünyasını örnek alarak yaratacağım tüm resimlere istediğim alt metni koyabileceğimi ve böylece izleyen herkesin ruhunda çocuksu mutluluklar yaratırken bir yandan da arka planda yaşamın getirdiği diğer tüm duyguları aktarabileceğimi fark ettim. Ve “Pembe Fil” böylelikle ortaya çıktı. Sonra gördüm ki yaptığım her şey kendi masal dünyamın bir parçası, hep iyiyi, güzeli hayal eden ancak kırgınlığı, yalnızlığı da içinde barındırabilen bir dünyanın… Masallara ve hayatın masalsı anlarına dikkat çekmek istedim; bunu yaparken kullandığım imgelerin her biri alt metindeki duyguyu canlandırmak üzere sahnedeyken, kendi iç konuşmalarımı resmin üzerine yazdım çoğu zaman. Bu metinlerin ve elbette resimlerin hiçbiri için bir taslak oluşturmadım; hayat nasıl bir anda oluyor ise resimler, masallar da öyle olmalıydı; plansız, müdahalesiz, ol’duğu gibi ol’an…

Her resmin kendine özgü bir hikayesi var ancak ortak noktaları ben olduğumdan hepsi aynı masalın kahramanları. İzleyici onlara baksın, okusun ve kendine yakın bir masal bulsun içlerinden, başka bir şey istemem. Beni üretmeye teşvik eden şey insanların beğenilerinden ziyade resimlerden birinde kendi masallarını keşfedebilme ihtimalidir. Dünyanın acımasız, karanlık ve solgun olduğu bir çağdayız, bence herkesin renklere, masallara ve kahramanlara çok ihtiyacı var.

Bir motto gibi aklımda dönüp duran bir cümle varsa o da şu: “Kurguladığım tüm bu masal dünyaları, ben’den bana bir hediyedir!”

Masallar heyecanlı anlarla dolu.

Belki onları düşünmekten, belki karanlıktan.

Masalın renklerine ihtiyacı var

gecenin karanlığının.

Şimdi deriiiiiiiiin, çok derin bir

-nefes alacağım-

uçan pembe fillerle konuşacağım

göz  kapaklarımın içinde düzenlediğim

benzersiz sahnemde.

Çünkü ben, ben dünyaya

renklere anlam vermek için geldim.

Anlamlandırdığım renklerle

masalsı hayatlar kurmak için.

Masallardandı benim odam ve muhtemelen

uyurken bir masal kahramanıydım ben.

Ama öyledir dünyalar.

Masaldasındır.

Bi’ boşluktasındır sonsuzluğunda.

Bu gecenin ve hatta tüm gecelerin

masal kahramanı benim!

Pembeli ve yeşilliyim.

Konuştuklarım kendi dilimde ve gökyüzündeyim.

Uçmuyorum; en yüksekten düşüyorum

4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 ikili ikili_2 20 3

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
David Bowie’nin Son Yılları Belgesel Haline Getiriliyor!

Ocak 2016 yılında hayatını kaybeden ünlü müzisyen ve oyuncu David Bowie'nin hayatının son beş yılı BBC tarafından belgesel haline getiriliyor....

Kapat