4. ULUSLARARASI SUÇ ve CEZA FİLM FESTİVALİ: GÖÇ

7-13 Kasım tarihleri arasında 4. Yılına girdiğimiz ‘Uluslararası Suç ve Ceza Film Festivali’ İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi önderliğinde, yerli ve yabancı birçok sanatçının, akademisyenin, resmî ve gönüllü kuruluşların katılımıyla düzenlenmiştir. Konu açısından geniş bir yelpazeye sahip olan festival, sinemanın çarpıcılığı ve etkinliğini kullanarak hukuk, adalet, demokrasi, kişi hak ve özgürlükleri konularında geniş kapsamlı fikir alışverişine öncülük etmiştir. Festival katılımcıları, uluslararası olması ve tema nedeniyle bu konseptin ‘dünyada bir ilk olduğunu’ vurgulamaktadırlar.

Festivalin temel noktası, evrensel önem teşkil eden suç ve cezaların filmlerle buluşturularak, toplumda sosyo-kültürel bir farkındalık yaratmak ve bu belgesel, kısa ve uzun metraj filmleri sanatseverlerle buluşturarak sinema sanatının insan hayatının farklı noktalarına dokunmasını sağlamaktır. Böylece bu sorunlara farklı perspektifler geliştirerek iletişim, dayanışma ve işbirliği desteğiyle hukukun üstünlüğü ve demokrasinin etkinleşmesine katkı sağlamaktır. Ayrıca, festival kapsamında yapılan akademik etkinlikler ile de bilimsel çalışmalara katkıda bulunmaya çalışılmaktadır.

Bu yılın konusu ‘göç’ seçildi.

4. yılında göç sorununu konu alan festivalin resmi sitesinde, konunun neden göç olduğu şu şekilde ifade ediliyor: İnsanlar çağlar boyu gönüllü veya mecburi, çeşitli nedenlerle bulundukları coğrafyayı değiştirmek zorunda kalmıştır. Bu zorunluluk kimi zaman daha iyi ve daha refah bir yaşam sürme isteğinden kaynaklanabildiği gibi açlık, sefalet, kuraklık, doğa felaketleri, siyasi kargaşalar, iç çatışmalar veya savaşlar gibi zorlayıcı nedenlerden de doğabilmektedir.

Ne yazık ki insanların yaşadıkları toplum ve coğrafya içerisinde ırkı, dini, milliyeti, siyasi görüşleri veya belirli bir toplumsal gruba mensubiyetlerinden ötürü yaşadıkları zulüm tehdidi nedeniyle başka ülkelere sığınma ihtiyacı duymaları 21. Yüzyılda da çözülemeyen bir sorun olarak uluslararası arenada yerini korumaktadır.

Bilhassa insanların kendi ellerinde olmayan nedenlerden dolayı ülkelerinde yaşanan siyasi ve ekonomik gelişmeler, onları iltica etmeye itebilirken, birçokları da kendilerine ve/veya ailelerine daha iyi bir yaşam temin edebilmelerini sağlayabilecek iş imkanlarına erişebilmek için gönüllü olarak kendilerini göç yollarında bulabilmektedirler. 

Bu gönüllü göçmenlik serüveni, bazen hukuki zeminde; bazen de ne yazık ki yasa dışı yollarla gerçekleşmektedir. Hukuki zeminde gerçekleşen göç de, her ne kadar hukuki açıdan sorunsuz gözükse de beraberinde göç edilen ülkede ırkçılığa, ayrımcılığa maruz kalma ve toplumdan dışlanma şeklinde tezahür eden çeşitli sorunları beraberinde getirebilmektedir.

Göç nedeniyle ortaya çıkan sorunlar, göçün yasal yollardan gerçekleştirilmediği hallerde daha da vahim hale gelmektedir. Bu durumda işin içine suç örgütleri de dahil olmakta ve göç eden insanlar kendilerini çeşitli suçların mağdurları veya failleri olarak bulabilmektedirler.

Göç, hukuki yollardan gerçekleşmiş olsa bile sosyo-kültürel, ekonomik birçok sorunu da beraberinde getirmektedir. En başta, kişiler toplum içinde kültürel farklılıklar sebebiyle entegrasyon sorunu yaşamakta ve toplumdan dışlanmakta; bu kişilerin etrafında adeta kültürel duvarlar örülmektedir. Bu kişiler yabancı düşmanlığının hedefi olabilmekte ve bu kapsamda, ırkçı veya aşırı radikal kişi veya örgütlerin mağduru olmaktadırlar.’

Festivalin, İstanbul Üniversitesi Kongre ve Kültür Merkezi’nde düzenlenen panellerinde,

Ulusal ve Uluslararası Perspektiften Türkiye’de Göçmenlik,

Türkiye’deki Suriyeli Mülteciler,

Göç Hareketlerinde Türkiye’yi Neler Bekliyor?,

Türkiye’de Suriyeli Mültecilerin Hukuki Statüsü,

Madalyonun İki Yüzü: Mağdur ve Fail Olarak Göçmenler,

Göçün Ruhumuzdaki İzleri, gibi bir çok önemli konu tartışıldı.

 

Festivalde gösterilen filmlerden bazıları ise şu şekilde;

Açılış Filmi

Göçmen – The Immigrant

James Gray / Amerika / USA / 2013

the-immigrant

Film, 1921 yılında daha iyi bir yaşam beklentisi ile ülkesi Polonya’da ki savaştan kaçan Ewa’nın (Marion Cotillard) kardeşi ile birlikte göçmen olarak ulaştığı New York Ellis Adası’nda başlayan öyküsünü anlatmaktadır.

 

Kız Kıza – Girlhood

Céline Sciamma / Fransa / 2014

HTFile

Aile eşrafınca ezilen, okuma hayatıyla ilgili hiçbir beklentisi olmayan Marieme, mahalleye hakim erkek hegemonyasından da hoşnutsuzdur. Üç özgür ruhlu kızdan oluşan bir grup ile tanışan Marieme söz konusu tanışma sonrasında yepyeni bir hayata başlar. Adını ve giyim şeklini değiştirir ve grup tarafından kabul edilmek için okulunu bırakır. Atmış olduğu tüm bu adımların kendisini özgürlüğe kavuşturacağını umarak…

 

Üç Yol – Crossroads

Faysal Soysal/ Türkiye/ 2013

ucyol

Babasının ve küçük Zeliha’nın ağabeyi Yusuf’a olan aşırı ilgisinden dolayı Bünyamin’in çocukluğu kıskançlık duygusuyla geçmiştir. Hep birlikte oyun oynarlarken, Bünyamin Zeliha’nın Malabadi Köprüsü’nden düşüp boğulmasına sebep olur. Vicdan azabı yıllarca Bünyamin’in peşini bırakmaz. Ağabeyi ile hiç bir şekilde yüzleşemeyen Bünyamin, çareyi sürekli uzak yerlere kaçmakta ve başkalarına iyilik yapmakta arar.

 

Aya Yakın- Closer To The Moon

Nae Caranfil / Romanya, ABD, İtalya, Polonya / 2013

sq_closer_to_the_moon

Yer Bükreş, sene 1959. Büyük çaplı bir banka soygunu ülkede kargaşaya neden olur. Savaş sonrası Komünist Romanya’sında söz konusu soygun,ülkeyi demir yumrukla yöneten yetkililerin suratına atılmış akıl almaz bir tokattır. Dört adam ve bir kadın tutuklanır, yargılanır ve hüküm giyerler. İdam edilmeyi beklerlerken suçu konu alan bir propaganda filminde zorla oynatılırlar. Beş karakterlerin tamamı II. Dünya Savaşı esnasında direnişin kahramanları ve aynı zamanda da Rumen toplumunun önde gelen üyeleridirler. Yakalanabileceklerini ve idam edilebileceklerinin bilincindedirler.

 

Yedi Küçük KatilSeven Little Killers

Matteo Andreolli / İtalya/ 2014

Seven-Little-Killers1-Main

80’li yıllar, İtalya’nın güneyinde yer alan küçük bir köyde, bir grup çocuk 13 yaşlarının keyfini çıkarmaktadır, ta ki rüzgarlı bir akşamüstü çok kötü bir şey olana dek.. Söz konusu olaydan 30 yıl sonra, artık birer yetişkindirler ve geçmişlerinin hayaletiyle yüzleşmek zorundadırlar.

Daha detaylı bilgi ve diğer film – belgeseller için: http://www.icapff.com

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
MANYETİK IŞILTI : Aurora Borealis

Daha çok Kuzey Işıkları olarak bildiğimiz Aurora Borealis bize doğanın en büyük mucizelerinden biri diyebiliriz. Maalesef bulunduğumuz ülkenin sınırlarında hiç...

Kapat