81 yıllık geçmişi ile Ulucanlar Cezaevi

Düşündükleri, söyledikleri ve yazdıkları farklı olsa da, kaderleri onları Ulucanlar’da buluşturdu…

Ulucanlar Cezaevi sadece infazları değil, tanınmış mahkumları ile de tarihe ismini yazdırdı. Birçok gazeteci ve şair girdi kapısından. Birçok yazarın, politikacının hatta sinemacının yolu geçti Ulucanlar’dan.
Acıların, işkencelerin, idamların hüküm sürdüğü hayatlarını davaları üzerine kurmuş olan “bir insanın hayatına ne kadar çok şey sığarmış” dedirtenlerden konuşmak istedim. Ülke tarihimizde hepsinin isimlerini baş köşede bulabilirsiniz. Her birisinin hayatlarından kısaca bahsetmek bile bu yazıyı uçsuz bir yerlere götürebilir.
Yapılış tarihi 1925. Cumhuriyetin ilk yıllarına dayanıyor. Türk siyasi hayatının yapı taşları burada atılmış. Ankara’nın Altındağ ilçesine gelen Şehir planlamacısı,  Alman Carl Christoph Lörcher’in önerisiyle açmış kapılarını mahkumlara.
Her cezaevinin kurulma nedeninde olduğu gibi, özellikle etrafında sürülecek arazi ve tarlaların olması mahpusları faydalı bir çalışmaya sevk etmek, çalışma ile ıslah olmalarını sağlamak ve topluma tekrar kazandırmak için uygun görülmüş. Ama ne yazık ki Cumhuriyet tarihinin en karanlık sayfalarına tanıklık etmekten kurtulamamış.

ulucanlar-cezaevi

İlk adı Cebeci Tevfikhanesi olan hapishane daha inşa edilip açılmasından bir yıl sonra infazların gerçekleştiği bir mekan oldu. 1925’ten mahkumların başka bir cezaevine sevkedilip cezaevinin boşaltıldığı 2006 yılına kadar tam 81 yıl boyunca insanların içinde hapis edildiği, infaz edildiği, ana babaların kapısında günlerce haber beklediği soğuk ve karanlık bir hapishane oldu aslında Ulucanlar Cezaevi… İlk adı Cebeci Tevfikhanesi olan cezaevi, sonra sırasıyla Cebeci Umumi Hapishanesi, Ankara Hapishanesi, Ankara Cebeci Sivil Cezaevi, Ankara Merkez Kapalı Cezaevi ve sonunda Ulucanlar Cezaevi adlarını aldı. “Adı değişti ama içinde yaşananlar hiç değişmedi burada”
1925’ten önce kimi bölümleri at yetiştirmek için; kimi bölümleri silah deposu olarak kullanıldı. 1925 yılında üstüne cezaevi inşa edildi. Taş taş üstüne konarak inşa edildiyse de orada kalanların başına gelenler, taşların değil; binaların değil; adına hapishane denilen yapının değil insanın insana yaptığıydı. Açık kaldığı 81 yıl boyunca 18 infaz gerçekleştirildi Ulucanlar Cezaevi’nde… Fethi Gürcan, Talat Aydemir, Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan, Necdet Adalı, Mustafa Pehlivanoğlu, Erdal Eren, Fikri Arıkan, Ali Bülent Orkan bunlardan bazıları…
ulucanlar

 

Şairleri, gazeteciler ve edebiyatçıları hiç eksik olmadı bu koğuşlarda,  Necip Fazıl Kısakürek, Nazım Hikmet Ran, Sami Cebeci, Yılmaz Güney, Ahmet Arif, Hasan Hüseyin Korkmazgil, Metin Peker, Oral Çalışlar, İpek Çalışlar, Beyhan Cenkçi, Adnan Cemgil, Cüneyt Arcayürek, Fakir Baykurt, Hasan Hüseyin Korkmazgil, Metin Toker, Yılmaz Odabaşı, Cevat Şakir Kabaağaçlı  bunlardan bazıları… Siyasi suçluların yolu da Ulucanlar Cezaevi’nden geçti. Bülent Ecevit, Muhsin Yazıcıoğlu, Osman Yüksel Serdengeçti, Talat Aydemir, Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan, Mustafa Pehlivanoğlu, Fikri Arıkan, Ali Bülent Orkan, Muharrem Şemsek.

Tarihi acıyla yazanlardan bahsettik. Hala çoğu akıllardan çıkmayacak isimler. Hala çoğunun kitaplarını kütüphanelerimizde kıymetle muhafaza ediyoruz.
Tüm bu gerçekleri ile bugün bambaşka bir görev üstleniyor. Ulucanlar Cezaevi, yok saymak için değil, ders çıkarmak için, unutturmak için değil tekrar umut edebilmek için kapılarını açtı ziyaretçilerine… Bir kaç yıl öncesine kadar sadece mahkumların girdiği Ulucanlar Cezaevi, tüm geçmişi ile artık yeni ziyaretçilerini ağırlıyor. Ulucanlar Cezaevi üstlendiği yeni misyon ile birlikte özgünlüğünü de ziyaretçilerine fazlası ile hissettiriyor. Hangi köşesine giderseniz gidin, Ulucanlar Cezaevinde ziyaretçileri farklı bir anı, farklı bir hikaye, 81 yıllık bir tarih karşılıyor. Bütün yaşanmışlıkları ile birlikte şimdi bambaşka bir yüzle ziyaretçilerini ağırlayan Ulucanlar Cezaevi, bizleri Türkiye’nin yakın tarihi ile birlikte kendi içsel yolculuğumuza da çıkarıyor.

Son olarak bu tarihi infaz evinin koğuşlarında, belki de hücrelerinde yazılan, içinde hürriyet umudunun kazındığı şiirleri paylaşıyorum sizlere.
Özgürlüğü daha iyi anlamak ümidiyle…
gunumuz-ulucanlar

“Bir gün cezaevine yolunuz düşerse
tozlu duvarlara elinizi sürüp
rutubet kokusunu kokladıktan sonra
fareler ekmeğinize ortak olduğunda
özgürlüğü özlemek için;
saatiniz işlese, zaman dursa
durup düşünmek için çok az bir vaktiniz olsa
sizce özgürlük hayatınızın ne kadarı?”

ulucanlar2

Bugün pazar.
Bugün beni ilk defa güneşe çıkardılar.
Ve ben ömrümde ilk defa gökyüzünün
bu kadar benden uzak
bu kadar mavi
bu kadar geniş olduğuna şaşarak
kımıldamadan durdum.
Sonra saygıyla toprağa oturdum,
dayadım sırtımı duvara.
Bu anda ne düşmek dalgalara,
bu anda ne kavga, ne hürriyet, ne karım.
Toprak, güneş ve ben…
Bahtiyarım…

-Nazım Hikmet Ran

(Bilgi kaynağı: www.ulucanlarcezaevimuzesi.com )

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
Altın Portakal Yarışmasına Başvurular Devam Ediyor!

Bu yıl 16-23 Ekim tarihleri arasında gerçekleştirilmesi planlanan 53’üncüsü Uluslararası Antalya Film Festivali için yarışma bölümlerine başvurular başladı. 2015 senesinde kapsamı...

Kapat