Acaba Problem Bende mi Diyeceğiniz İnsana IQ’sunu Sorgulatan 13 Film

Kabul, hepimizin gün içinde zekamızı zorladığımız anlar oluyor. Ama öyle filmler var ki, zekamızı zorlamakla kalmıyor, “Acaba problem bende mi? Bir IQ testine mi girsem?” dedirtiyor resmen. Tekrar izlemeden taşlar bir türlü yerine oturmuyor.

Bunlardan bazılarını sizler için derledik. İşte bir iki sahnesini çözüp muhabbet arasında anlatsanız bile havanızdan geçilmeyecek 13 film.

Arada uyumadım da ama… : Mulholland Dr.

mulholland-drive

David Lynch seyirciyi zorlamayı seven sinemacılardan. Kariyerinin en iyilerinden sayılan bu filmde de işler bazen öyle bir hal alıyor ki olan bitenin gerçek mi kurgu mu yoksa rüya mı olduğunu anlamadan ekrana bakarken buluyorsunuz kendinizi. O arada film bitiyor, isimler akmaya başlıyor ama siz ekrana bakmaya devam ediyorsunuz.

Açtım ama yine olmadı: Abre Los ojos

abre-los-ojos

İspanyol sinemasının benzersiz yapımlarından Abre Los Ojos’u (Aç Gözünü) çoğumuz Vanilla Sky ismindeki Hollywood uyarlamasından tanıyoruz. Film kördüğüme dönmüş bir aşk üçgeni ve geçirdiği kazayla hayatı değişen yakışıklı bir adamın ruh halini bir araya getirerek etkileyici bir kurgu sunuyor. Dikkat edilmesi gereken tek bir sahnede üzerinize düşeni yapmazsanız ikinci kez izlemekten başka şansınız yok.

İşte bunlar hep kapitalizm: Fight Club

fight-club

David Fincher edebiyat dünyasının en dikkat çeken eserlerinden birine el atacağını ve filmde de Brad Pitt, Edward Norton ile Helena Bonham Carter’ın yer alacağını söyleyince ağızdan akan sular sel oldu aktı. Bu filmi iyice anlamak için birkaç kez izlemek gerekebilir, ama tekrar tekrar izlemekten aldığımız keyfi düşününce hiç problem değil.

Bu işin içinde bir iş var: Inception

inception

Christopher Nolan başından beri karmaşık hikâyeler ve kurgular ile seyirciden hep fazlasını bekleyen sinemacılardan oldu. Bir süre sonra bu karmaşık kurgu çokça da eleştiri almaya başladı. Rüya mı gerçek mi neyin ne olduğunun birbirine girdiği Inception kimi izleyici tarafından coşkuyla karşılandı kim tarafından ağızlar burunlar büküldü ama ilk seferinde gereken dikkat verilmediyse ikinci kez izlemek de farz oldu.

Gençlik hayallerine karanlık dokunuşlar: Donnie Darko

donnie-darko

Zamanına göre çok yeni isimleri bir araya getiren Donnie Darko, Richard Linklater’ın sonraki filmlerinde neler yapabileceğini gösteren bir işaret aslında. Film zaten sizi tekrar izlemeye yönlendiriyor (Filmi bilenler mesajı aldı).

Spoilerlardan nefret ettiren: The Sixth Sense

the-sixth-sense

Klasik bir korku filmi gibi pazarlanan lakin işlenişi ve anlatımıyla bambaşka bir noktaya oturan Altıncı His, ölülerle iletişim kurabilen bir çocukla, ona yardımcı olmaya çalışan bir yetişkinin öyküsüyle 1999 yılının fenomeni haline gelmişti. 6 Oscar adaylığıyla o yıla damgasını vururken, filme dikkatini vermeyenlere son sahnede attığı tokatla da akıllara kazındı.

Garajdaki cevher: Primer

primer

Amerikan bağımsız sinemasının bu benzersiz filmi garajlarında kendi hallerinde çalışan bir grup bilim insanının zaman makinesi icat etmesiyle son buluyor. Filmin olay akışı, zamandaki atlamalar öylesine kafa karıştırıyor ki, bir yerden sonra elde kağıt kalemle izlemek gerekiyor.

O olmadan olmaz: Memento

memento

Böyle bir liste yapıp Christopher Nolan’dan tek filmle yetineceğimizi sanmıyordunuz herhalde. Öyküyü tersten anlatmak gibi çok büyük bir işe girişen yönetmen, seyirciye adeta “Bu olayı tek başıma çözmeyeceğim, siz de katılacaksınız” diyor. Detaylardan birin kaçırdığınız zaman ise filmin sonunda (ya da başında) elleriniz bomboş kalıyor.

Sil baştan başlamak gerek bazen: Eternal Sunshine of the Spotless Mind

sil-bastan

Mutsuz anları hafızadan silmek istersek sonuç ne olur? Jim Carrey ile Kate Winslet’in şaşırtıcı uyumu ve Winslet’in film boyunca renkten renge giren saçlarında gizli detaylarıyla örülen bu filmden tek bir detay kaçırırsanız play tuşuna yeniden basmanız gerekebilir.

Hakkı yenenlerden: Cloud Atlas

cloud-atlas

Kabul edelim bazı romanları sinemaya uyarlamak zordur, özellikle de sözkonusu roman binyıllara yayılan bir öyküyse. Halle Berry ve Tom Hanks başta olmak üzere tüm oyuncu kadrosunun farklı zaman dilimlerinde farklı karakterlere hayat verdiği, birbirinden apayrı etkileyici öykülerin muhteşem bir bütün yarattığını fark ettiğinizde, öykülerin kendi içindeki detayları kaçırdığınıza üzülüyorsunuz.

Dost mu düşman mı?: Enemy

enemy

Daha önceden sinemaseverlerin radarına Incendies ile giren yönetmen Dennis Villeneuve, Jake Gyllenhaal ile yeniden ortaklık yapmaya karar verdiğinde bir roman uyarlamasının altına imza atma kararı almış. Filmin karmaşık hikâyesi yönetmenin son kurgusu ile akıl bulandıran bir hale gelip ikinci kez izlemeyi zorunlu kılan bir hale bürünmüş.

Scorsese yaparsa: Shutter Island

shutter-island

Leonardo DiCaprio ve Martin Scorserse ortaklığı ürünlerinden olan bu filmde Rachel Solando adlı bir hastanın ortadan kaybolması üzerine tehlikeli akıl hastalarının tedavi gördüğü Shutter Adası’nda yürütülen soruşturmayla gelişen esrarengiz olaylar anlatılıyor. Sonuna kadar gizemini koruyan filmde detayları kaçırmayabilir, ya da tadını çıkarmak için baştan başlayabilirsiniz.

Sonsuz yaşam mümkün mü? : The Fountain

the-fountain

Darren Aronofsky kıymeti bilinmeyen filminde geçmiş, bugün ve gelecekten üç ayrı hikâye sunuyor izleyiciye. Her biri aşka dair sonsuzluğun peşinde olan erkekler hakkında. Bu üç hikâyenin ilerleyişi, zor temposu ve şık detaylarıyla filmi anlamak için tekrar izlemeyi zorunlu kılıyor.

Geleceğiniz parlak olsun: Twelve Monkeys

twelve-monkeys

Bruce Willis’in başrolde olduğu bir film daha. Ve Brad Pitt’in başrolde olduğu bir film daha. Belki de karmaşık senaryoları seviyorlardır kim bilir? Bu filmde bu ikilinin buluşması kadar güzel olan bir diğer şey de Terry Gilliam’ın aykırı zihni. Baş karakterin zamanda geriye giderek dünyayı alt üst eden bir olayı engellemeye çalıştığı bu filmin içinde öyle ince göndermeler ve işaretler var ki, tam olarak keyif alabilmek için gözleri dört açmak gerekiyor.

Kaynak: listelist

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
Bu Kitaplar Ağaca Dönüşüyor!

Aborjinler gibi yaşamayı öğrenebilmeliydik. İhtiyacımız kadarını alıp geri kalanını bırakmak… Stok yapmamak… Tüm bunlar aslında, yaşadığımız dünya üzerinde “Hep bana,...

Kapat