Ahmet Hâşim: “Hayat kitaba sığmayacak kadar geniştir, fakat tekrarlarla doludur.”

“akşam, yine akşam, yine akşam / göllerde bu dem bir kamış olsam!”

Yaşamındaki en kalın çizgiyi, içinde bulunduğu topluma ayak uyduramamak olarak açıklayan buruk bir edebiyatçı Ahmet Hâşim. Günlerini sekiz yaşına kadar hassas yaradılışlı ve hasta bir anne ile katı bir baba arasında geçirir. Alkolik olan babasının kötülüklerinden kaçmak için akşam ve gece vakitlerini annesiyle birlikte Dicle’nin kıyısında, bir çift gölge gibi sessiz sessiz dolaşarak ve ay ışığı altında yürüyerek geçirirler. Annesinin vefatıyla birlikte, en büyük dayanağını da yitiren bu çocuğun içine öksüzlük duygusu da yerleşir.

Muhtaç olduğu ilgiyi, yakın aile çevresinde göremediği gibi, on iki yaşından sonra gittiği Galatasaray Lisesi’nde de göremez. Yabancılık ve yalnızlık duygusu, arkadaşlarının alayları; öğretmeninden müstahdemine değin tamamen kendisine yabancı olan bir çevre, ondaki aşağılık duygusunu büsbütün körükler.

Şi’r-i Kamer, Hilal-i Semen şiirleri, onun ruhundaki bu acıklı boşluğu dile getirir. Bu nedenlerle çevresine güvenini yitiren Hâşim; sinirli, aksi ve kırıcıdır. Onun için sanat eserlerinin en büyük amacı, tasarımı kendini bağlamaktır. Bir peygamber sözü gibi okuyucu şiiri, düş gücüne göre yorumlayabilmelidir.

 

Ahmet Hâşim ve onun geleneğini okumak gül bahçesine girmek gibidir. Ve gülden anlamak gerekir.

 

Bize Göre’deki başparmak üzerine fikirleri insanı hayretlere gark eder. Yazının iddiası özetle şudur: Başparmak olmasaydı insan eli bugünkü işlevselliğe sahip olamaz ve emek dediğimiz üretici güç kullanılamazdı. Dolayısıyla medeniyeti başparmağa borçluyuz. Düz mantık gibi görünmesine rağmen saltıklaştırılmadığı sürece özgün ve çarpıcı bir içgörü bence.

Yakup Kadri, şöyle demiştir Hâşim için:

“Ahmet Hâşim’de bizim bildiğimiz, beş duyudan en az bir iki tane fazlası vardı, çünkü kulakları bizim cansız ve sessiz sandığımız şeylerden ses alıp dinlemesini biliyordu, onun içindir ki, şiirlerinde, kuşların düş dünyasına daldığını, leyleklerin düşündüğünü biliyordu.”

Aşk ve İzdivaç üzerine tespitler yapmış ve “aşk değişmeyince ölür.” demiştir şair-i azam Hâşim. Hemen Her Sabah denemesinden:
“Birbirleriyle evlenmemesi lazım gelenler varsa onlar da yalnız sevişenlerdir. üstadım Gourmont’un dediği gibi aşk ile izdivacı karıştırmamalı. Aşk yabani bir hayvandır. Kanunlar haricinde, isyan ve ihtilal dağlarında yaşar. Halbuki izdivaç, bir şehir müessesesi, bir emniyet tertibatıdır. Aşk muvakkat,  izdivaç ise daimidir. İzdivacı aşkın devamı zannetmiş nice safdil çiftler, üç ay geçmeden dudaklarda ateşin söndüğünü görmüşler ve bir akşam, kendilerini karşı karşıya esner bulmaktan hayret etmişlerdir. Aşk değişmeyince ölür.
En eski edebiyattan en yenisine kadar, her dilde, şiirin mevzuu zevce değil, maşukadır.’’

Servet-i Fünûn’da 1911’de yayımlanmış “Siyâh Kuşlar” isimli bir şiiri var, İstanbul’da sıkıntılı bir günbatımı için yazılmış gibi;
gurûb-u hûn ile perverde-rûh olan kuşlar / kızıl kamışlara, yâkût âba konmuşlar;
ufukta bir ser-i maktû’u andıran güneşi / sükût-u gamla yemişler ve şimdi doymuşlar.

Sadeleştirirsek;
“gün batımının kanı ile beslenen kuşlar, / kızıl kamışlara yakut suya konmuşlar,
ufukta kesik bir başı andıran güneşi / sessiz bir gamla yemişler ve şimdi doymuşlar.”

Ahmet Hamdi Tanpınar’ın deyimiyle, ölüm yüzünün çizgilerini hiç değiştirmemiş, sadece bütün ömrünce mahrumu olduğu bir sukuneti getirerek onu tamamlamıştır.

Sevgiler Hâşim’e.

 

Okumadan geçmeyin:

‘İnsan ilerledikçe ulaşmak istediği mahalleler uzaklaşıyor gibi.’ (İnsan İlişkileri Üzerine)

Ozan Aziz Dilber
İçimizin imârını sanat vesilesiyle yapabileceğimize inanıyorum. Kendi hikayemi didik didik ederken başkalarına da anlatacak hikayeler biriktiriyorum. Bu yüzden 2015 yılından beri Sanat Karavanı ailesinin içerisindeyim. Aynı zamanda hukuk fakültesi mezunuyum. Tanpınar’ın dizeleri ile bitireyim: ”Rahatını bozduk zavallı bir taşın / eşyanın uykusundan uyandırdık / varlığın çarkına takıldı hiç yere.”

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
“Pavarotti’nin Mirası” Türkiye’de Sahne Alacak!

Müziğin farklı türlerini birleştiren "Belcanto the Luciano Pavarotti Heritage" müzikal tiyatro şovu Türkiye'ye geliyor! Pavarotti'nin izinden ilerleyen genç sanatçılardan oluşan...

Kapat