Akira kurosawa / Dreams

Sanat bir iletişim yöntemi değil, ölüme karşı bir dirençtir.

Sekiz ayrı kısa filmden oluşan Akira kurosawa’nın Dreams adlı filmi; insanların varoluş nedenini sorgularken, görüntüleri ve kurgusuyla bizleri başka dünyalara götürüyor. Filmde dildeki şiirselliğin büyüsüne kapılırken, doğanın görkemi karşısında acizliğimizi bir kez daha hatırlarız. Doğanın bir parçası olduğunu unuttuğu anda gelmemiş miydi insanoğlunun başına her şey…

Akira-kurosawa

Dreams’ın her bir kısmı, ayrı ayrı rüyalardan oluşur. Çocukluktan başlayan bu rüyalar ilk zamanlar masumiyetini korurken,  zamanla yetişkin bir insanın neler yaptığına ya da neler yapabileceğine dair örnekler içeriyor.  İkinci kısım olan “The Peach Orchardher “ (şeftali bahçesi) da, insanlara mesaj vererek başlar. Bahçesinde kesilen şeftali ağaçlarına ağlayan çocuğun, kendini anlattığı bölümler oldukça güzeldir.  Hayır! Şeftaliyi para vererek de almak mümkün. Ama ağaçlar ile dolu bir bahçeyi almak mümkün mü?

akira-kurosawa-

Filmin dikkat çeken sahnelerinden biri de, rüyanın “The Tunnel” (Tünel) bölümüdür. Bir savaşta komutan olduğu anlaşılan kişi, bir tünelden geçer. Tünelin diğer kısmı, adeta öteye dünyaya geçişi simgeler. Komutan tünelden çıktıktan bir süre sonra, savaş sırasında hayatını kaybeden bir asker yanına doğru gelir.

dreams-tunnel

Asker: Doğru mu komutanım çatışmada öldüm mü? Ben gerçekten de öldüğüme inanamıyorum. Eve gittim annemim benim için yaptığı krakerlerden yedim.

Komutan:  Bunu daha önceden de anlatmıştın. Vurulmuştun. Baygındın. Sonra ben yaranla ilgilenirken, bu hikayeyi anlatmıştın. Rüyaydı, baygınken rüya görüyordun. Ama beş dakika falan, sonra öldün. Gerçekten de öldün.

Asker: Anlıyorum. Ama annem babam… Öldüğüme inanmazlar ki. Bakın burası benim evim ( gece ışığı yanan bir evi göstererek)  Annem ve babam hala beni bekliyorlar…

akira-kurosawa-yume

Komutan: İyi de bu gerçek! Gerçekten öldün! Üzgünüm ama, öldün. Gerçekten öldün kollarımda… Can verdin…

Asker ağlamaklı bir halde son kez evine bakar, komutana selam verir ve tünelin diğer tarafına doğru gider.  Komutan tam rahatladığını düşünürken, bir tabur asker yine tünelde belirir. Komutanın önüne gelir ve selam verirler:

-Üçüncü müfreze üsse dönmüştür komutanım! Zayiat yoktur!

Komutan: Dinleyin! Neler hissettiğinizi anlıyorum. Ancak, maalesef üçüncü müfreze imha edilmiştir. Hepiniz çarpışmalarda öldünüz. Üzgünüm, ben ölmedim ve hayattayım. Yüzlerinize bakamıyorum. Sizi ölüme gönderdim. Benim suçum.  Bu anlamsız savaşta… Tüm sorumluluğu üstlenebilirdim. Ama bunu yapmadım. Düşüncesizliğimi inkar edemem. Yanlış yaptım! Çektiğiniz acıları anlıyorum. Sizlere kahraman diyorlar… Ama bir köpek gibi… Ölüp gittiniz! Lütfen! Geri dönün ve huzur içinde uyuyun…

the-tunnel-akia-kurosawa

Komutanın dilinden dökülen bu sözler; savaşın acımasızlığını anlatırken, bireylerin çıkarları için neler yapabileceğini de gözler önüne serer.

Filmde dikkat çekici başka bir bölüm varsa kuşkusuz o da “Crows” (kargalar) adlı düştür. Bir müzede Van Gogh’un tablolarını inceleyen muhtemelen kendisinin de resim üzerine uğraştığını düşündüğümüz genç bir adam, Van Gogh’un resimlerinde bir yolculuğa çıkar. Van Gogh’un Arles Köprüsü’nde Çamaşır Yıkayan Kadınlar” adlı tablosu bir anda canlanır. Resmin içerisindedir artık genç adam, çamaşır yıkayan kadınlara Van Gogh’u sorar.

dreams

Kadınlardan biri: Şu tarafa gitti. Ancak dikkat edin tımarhane de yatmış. Kadınlar gülmeye başlar. *Nitekim Van Gogh, o sıralarda bir süreliğine hastanede yatmıştı.  Genç adam Arles Köprüsü’nü geçer ve her ilerleyişinde Van Gogh’un bir başka tablosunun içerinden geçer. Sarı buğday tarlaları, renkli evler ve doğa tüm ihtişamıyla canlanmıştır. Genç adam biraz daha ilerledikten sonra, Van Gogh’u bir tarlada resim yaparken görür…

Siz Van Gogh musunuz?

Van Gogh: Evet, niçin resim yapmıyorsun? Bence bu manzara inanılmaz. Sanki bir tablo gibi, ama öyle değil. Dikkatini verip iyice bakarsan… Doğanın ne kadar harika olduğunu görebilirsin. Ne zaman doğal bir manzara görsem kendimden geçiyorum. Ve sonrada rüyadaymışım gibi, manzara kendini benim için boyar. Evet, bu doğal manzarayı hemen tüketiyorum. Tamamen yalayıp yutuyorum. Ve işimi bitirmemle birlikte, önümdeki resim bitmiş oluyor. Ama insanın içindekileri tutması o kadar zor ki!

dreams-akira-kurosawa-van-gogh

-O zaman, ne yapıyorsunuz?

Van Gogh: Çalışırım, köle gibi… Lokomotif gibi doldururum kendimi. Elimi çabuk tutmalıyım. Zaman gittikçe azalıyor.

Van Gogh’un sarılı kulağını fark eder: İyi misiniz? Yaralanmışsınız.

Van Gogh: Bunu mu diyorsun? Dün kendi portremi tamamlamaya çalışıyordum. Kulağımı doğru çizemedim. Ben de kesip attım. Güneş… Beni resim yapmaya zorluyor.

Van Gogh hızlıca yürümeye başlar. Genç adam, teker teker tabloların içinden geçerek Van Gogh’u arar.  Ve son… Van Gogh buğday tarlasından geçer ve aniden kargalar uçuşmaya başlar. Genç adam, tarlanın ortasında gördüğü manzara karşısında şaşırarak kalır.

Akira-Kurusawa-crow-van-gogh

Görüntüleri izlerken, doğanın güzelliği karşısında yaşadığımız tutkular Van Gogh gibi delirmemize neden olabilir.

Bu güzel düşün ardından, görülen diğer rüyalar kabustan başka bir şey değildir. Tabi ki,  bu kabuslar gerçek öznelliğini yitirmemiştir. Patlayan nükleer tesislerle birlikte yayılan radyasyon… Ve yok olan insanlar… Nükleerin yaydığı gazdan iki çocuğu ile kaçmaya çalışan kadının sözleri, günümüz insanın tahlilidir. “Nükleer tesislerin güvenli olduğunu söylemişlerdi ama. Tesisin kendisi güvenli, ama insanlar değil. Kaza olmaz, tehlike yok. Bize söyledikleri buydu. Yalancılar! “

Öyle ki, diğer bölümde iblis bile insanoğlundan iğrenecektir. Önceleri insan olan iblisin, bu hale nasıl geldiğini anlatan kısım oldukça ilgi çekicidir. Sahnede, radyasyon sonucu mutasyona uğramış çiçekler görülmektedir. İnsanla karşılan iblis: Çiçekler hep sakat, sadece çiçekler değil insanlarda öyle. Bunların sebebi, insanoğlunun aptallığı. Gezegeni zehirli atıklardan oluşan bir hurdalığa çevirdiler.

Dreams-akira-kurosawa

Hikâyelerdeki ölüm teması ve ölüme neden olan pek çok konu ustalıkla işlenmiştir. Son düş “Village of The Watermills” (su değirmenleri köyü), insanların rant uğruna yok ettiği pek çok şeyi tekrar hatırlatır. Kuşkusuz, bizler için görmek istediğimiz son düş  “Village of The Watermills”dan başka bir şey değildir. Hatta bu kısım, düşten de öte, gerçek olmalıdır!

Modern dünyanın dayattığı her şeyden uzak olan köyde, yaşlı amcamızın konuşmaları her birimizin için ders niteliğindedir.

“Burada elektriğe ihtiyacımız yoktur, geceleri gündüz gibi aydınlatırsak yıldızları göremeyiz. Yakacak olarak odun ve tezek kullanırız ama ağaç kesmeyiz; kendi kendine yıkılan ağaçlar odun ihtiyacımızı karşılıyor. Burada konfor aramayız, tarlaları sürmek için öküz ve atlar yetiyor. Bilim adamları akıllı kişiler ama insanları mutsuz eden şeyler icat edip duruyorlar.

WaterWheel4

Burada dini binalar veya din adamları yoktur, bir köylü öldüğünde tepeye onu diğer köylüler taşır. çok çalışıp uzun yasamak iyi bir şeydir, ölülerimizi şarkılarla uğurlarız.”

akira-kurosawa

Uzak doğunun ruhuyla başlayan Dreams; görüntüleri, müziği ve felsefesiyle bizleri uzun bir yolculuğa çıkarıyor. Öyle ki bu yolculuk, Van Gogh’un dünyasında bizleri dolaştırırken, doğaya tapınmamız gerektiğini bir kez daha hatırlatıyor.

Akira Kurosawa - Dreams

https://www.youtube.com/watch?v=DrVgtb-LYX4

Sevil Ateş

MSGSÜ Sanat Tarihi bölümü mezunu.
Kültür sanat editörlüğü ve yazarlığı yapıyor. Tiyatro ve performatif sanatlar ile uğraşıyor.
Sanat Karavanı Yazarı.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
“Düğmeler Benim Kulağıma Fısıldar”

Augusto Esquivel, farklı boyutlarda ve şekillerde binlerce düğmeyi kullanarak birbirinden güzel heykeller oluşturan, oldukça ilham verici bir sanatçı. Esquivel, düğmeden...

Kapat