‘‘Alçak Tavanlar, Daracık Odalar İnsanın Aklını ve Ruhunu Öylesine Boğar ki’’

Geçenlerde kitaplığımın tozlu raflarında gizlerin yazarı Dostoyevski’nin ünlü eseri Suç ve Ceza’ya denk geldim.

Kitapta Raskolnikov’un, suçunu Sonya’ya itiraf ettiği tiradı açıp okudum bir kez daha. Aslında kitabın ve belki de Dostoyevski’nin romanlarının mantığının şifresini bu satırlarda bulabileceğimizi fark ettim. Önce alabildiğine yoğun bir şekilde özneye odak, ağzından girip burnundan çıkıp didik etmesi, zekasına ve en önemlisi, tecrübeleriyle bütünleştirdiği o karakteristik rus ve batılı, yüksek burjuva tandansı. Kültürüyle karakterin üzerine bu şekilde attığı imzası; sonra da bu durumdan hareketle romanı toplarken, bütünlükçü bir yapıda hissettirdiği, utandırdığı, heyecanlandırdığı, ağlattığı, düşündürttüğü o hava. O toplumsal, sosyalist temas, his, vicdan.

Şu satırlar yer alıyor o kısımda:

“Biliyor musun Sonya, alçak tavanlar, daracık odalar insanın aklını ve ruhunu öylesine boğar ki. Ah, nasıl nefret ederdim o rezil odadan. Ama yine de oradan dışarı çıkmak istemezdim. Özellikle istemezdim. Günlerce dışarı çıkmazdım, ne çalışmak, ne de yemek yemek isterdim, boyuna yatardım. Nastasya bir şeyler getirirse yerdim, getirmezse günüm öylece geçerdi. Hıncımdan özellikle bir şey istemezdim. Geceleri yakacak mumum yoktu, karanlıkta oturur ve bir mum alacak para kazanamazdım. Okumam gerekti, oysa ben kitaplarımı satmıştım; masamın üzerindeki not defterlerimin, kağıtlarımın üzerinde şimdi bile bir parmak toz vardır. En sevdiğim şey uzanıp yatmak ve düşünmekti. Boyuna düşünürdüm… Sonra düş görürdüm, tuhaf tuhaf düşler… Bunların ne tür düşler olduğunu anlatmam gereksiz. Ancak, işte bu sıralarda düş gibi bir şeyler kurmaya başladım… Hayır, böyle değil! Yine anlatamadım… Biliyor musun, o sıralar durmadan kendime şunu sorardım: neden böyle aptalım ben? Madem başkaları aptal ve ben onların aptal olduklarını kesin olarak biliyorum, öyleyse neden onlardan daha akıllı olmak istemiyorum? Sonra, herkesin akıllı olmasını beklemenin, çok uzun süreceğini anladım, Sonya. Bir de bunun hiçbir zaman gerçekleşmeyeceğini… İnsanların değişmeyeceğini, onları değiştirebilicek kimsenin bulunmadığı ve bunun için çaba göstermeye değmeyeceğini. Ya, böyle işte. Bu bir yasa Sonya, yasa. akılca ve ruhça kim daha sağlam ve güçlüyse, insanlara onun buyuracağını biliyorum artık. Kim daha yürekliyse, haklı olan da odur. her şeyin içine tükürmekte, aldırmazlıkta en ileri gidenler, yasa koyucu olurlar. Herkesten daha gözü pek olan, herkesten daha haklıdır. Bugüne kadar böyle gelmiş, Bu bundan sonra da böyle gidecek. bu gerçeği ayırt edemeyenler kördür!”

dosto

Nietzsche Böyle Buyurdu Zerdüşt‘ünde der ki: “İnsanlar arasında kim rezil olmak istemezse bütün bardaklardan içmeyi öğrenmelidir. Ve insanlar arasında kim temiz kalmak isterse kirli su ile de yıkanmayı bilmelidir.” 

Raskolnikov’un durumunu böyle özetleyebiliriz ama bize bir sırrı açıklayan Dostoyevski’yi anlamak ve özetlemek epey zor.

KAYNAK:

*Suç ve Ceza- Dostoyevski (Hasan Ali Yücel Klasikler Dizisi)

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
Fransız Yeni Dalganın İkonik Yüzünün Hüzünlü ve Kısa Öyküsü: Jean Seberg

Fransız yeni dalga sinemasının kısacık saçlı güzel kadını Jean Seberg’in hikayesini pek çok kişi bilmez. Hikayesi her ne kadar Marilyn...

Kapat