Alışılmışın Dışında Bir Aşk Hikayesi: Café de Flore

Jean-Marc Vallée’nin 2011 yılında yazıp yönettiği Café de Flore, bilindik aşk hikayelerine farklı bir boyut kazandırıyor. İki farklı öyküyü hiç birleşmeyecekmişçesine harmanlayan Vallée, filmin sonunda izleyiciyi ağzında buruk bir tatla, şaşkın halde bırakmayı başarıyor.

Öykülerin ilki, 1960lar Paris’inde Down Sendromlu bir çocuk olan Laurent (Marin Gerrier) ile hayatını ona adamış, yalnız bir ebeveyn olan annesi Jacqueline (Vanessa Paradis) arasında geçiyor. Jacqueline, engelli bir çocuk sahibi olacağını öğrenince, çocuğunun babası tarafından terkedilir. Çünkü bu çocuğu doğurmaya kararlıdır ve eşi bunu istememektedir. Her şeyi göze alan Jacqueline, hayatının odak noktasına oğlu Laurent’i alır ve sonraki sahnelerde, okula başlamış olan Laurent ile onu olabildiğince normal bir birey olarak yetiştirmeye çalışan Jacqueline’nin hayatlarına tanık oluruz.

cafe-de-flore (1)

Diğer bir öykü ise, bizi günümüz Kanada’sına götürür. İki çocuk sahibi olduğu eşinden henüz ayrılmış, Montreal’li, başarılı bir DJ olan Antoine (Kevin Parent) ve onun aşk üçgenine… Gençlik yıllarından başlayan ilişkilerini, iki kız çocukla taçlandırdığı Carole’dan (Hélène Florent) henüz ayrılmış olan Antoine, büyük bir tutkuyla kendini bağlı hissettiği Rose (Evelyne Brochu) ile beraber olmaya başlamıştır. Ancak bunca zamana kadar ruh eşi olduğuna inandığı Carole’un bu ilişkinin bitişini ve Rose ile olan beraberliğini kaldıramamasından dolayı, aklını her zaman tırmalayan şeyler de vardır Antoine’ın. Sahi, bir insan tek hayatında iki ruh eşi bulabilir mi?

cafe-de-flore (2)

Rose ise tüm bunların hem içerisinde, hem dışarısındadır aslında. Çocukların onu kabullenmemesi, Antoine’ın ikilemi, Carole’un acısı ve tüm bunların üzerine Antoine’ın ailesinin onu reddedişiyle mücadele etmek durumundadır, sonunda kendisiyle aynı sevdiğine inandığı adam için.

cafe-de-flore (3)

Laurent’in okulda Vero ile tanışması eş zamanlı, Jacqueline ve Laurent’in hayatı da geri dönmemecesine değişir. İki Down Sendromlu özel çocuğun arasında oluşan bağ da bir o kadar özel olur. Ne Vero’nun ailesi ne de Jacqueline onları ayırabilir. Her yolu dener Jacqueline, konuşur, zor kullanır ama nafile. Sonuç hep hüsrandır onun adına, Laurent artık ona ait değildir.

cafe de flore paradis

Carole ve Jacqueline’in acıları ortaktır, ikisi de bir nevi kaybeden taraftır bu hikâyede. Nitekim Jacqueline’nin öyküsü yavaş yavaş sirayet etmeye başlar Carole’un rüyalarına. Hem ruh eşini kaybetmenin acısıyla mücadele etmeye çalışan, hem de rüyalarında gördüğü ancak anlamlandıramadığı imgelere manalar arayan Carole, soluğu bir medyumda alır.

Vallée, öykünün bu kısımlarında biraz boşluk bırakıyor. Bir sahneden diğerine atlarken, arayı seyircinin doldurmasını bekliyor olmalı. Benim için filmin negatif anlamda tek eleştirel noktasının bu olduğunu söyleyebilirim. İki öykü arasındaki bağlantının anlatımı, biraz zayıf kalıyor yönetmen tarafında, izleyicinin dikkatli olup, o bağlantıyı kafasında oluşturması gerekiyor.

cafe-de-flore (1)

Café de Flore, iki sıra dışı aşkın birleştirildiği, oyunculukların çok yerinde ve kaliteli olduğu, aşk filmlerine farklı bir bakış açısı kazandıran, sıra dışı bir film. Bir mutlu bir de acı sona sahip bu film, iki öykü üzerinden aşkı, ruh eşi, ikiz ateşi terimlerini, bağlılığı, kazanmayı, kaybetmeyi sorgulatıyor. Seyirciyi sürükleyici anlatımıyla esir alan film, sonunda ise şaşkına çevirebiliyor. Fazlasıyla dikkat edilmesi gereken bir diğer nokta ise filmin soundtrackleri. Diğer Jean-Marc Vallée filmlerinde olduğu gibi, olağanüstü olduğunu söyleyebilirim. Özellikle bir Sigur Rós hayranı iseniz, filmden iki katı etkilenmeniz mümkün.

Bilmeyenlerine ekleyebileceğim küçük bir not ise, Café de Flore, Paris’te, vakti zamanında entelektüel camianın fazlasıyla takıldığı, şimdi ise turistlerin uğrak noktası bir kafedir. Ucundan da olsa Sartre’ın soluduğu havayı duyumsamak isterseniz, güzel bir seçim olabilir.

Cansu Tazegül

Orta Doğu Teknik Üniversitesi iktisat mezunu. Seyahat, sinema, fotoğraf ve edebiyatla yakından ilgileniyor.

1 Comment

  1. jale

    05 Ekim 2016 at 22:45

    Bu nasıl bi filmdi ya soluksuz izledim.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
Samuel Beckett’ın ‘Oyun’u Studio Oyuncuları Tarafından Yeniden Sahneleniyor!

İrlandalı yazar Samuel Beckett'ın kaleme aldığı 'Oyun', Şahika Tekand yönetiminde Stüdyo Oyuncuları tarafından yeniden sahneye taşınıyor. Şahika Tekand'ın yönetimindeki Stüdyo...

Kapat