Anormalliğin Normal Kişiliği: Sezgin Kaymaz

Bir yazar düşünün, okuduğu İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümünü son sınıfta “Türkçe” dersini veremediği için bıraksın ve çıkan af ile Hukuk Fakültesine geri dönüp bazı sebepler ile bu eğitimi de bırakıp tekrar İngiliz Dili ve Edebiyatı’na dönsün ve geçen sürecin sonunda kaldığı Türkçe’ye birbirinden güzel 12 eser sığdırabilsin ve üretmeye de devam etsin. Düşünmekte zorlandıysanız, açıklayalım: Bu kişi Sezgin Kaymaz.

Yaşamına baktığımızda görebildiğimiz gibi sınırların ötesinde yaşamayı seçmiş bir yazar Sezgin Kaymaz. Herkesin anormal bulduğunu “normal” değerlendirebilen ve kitaplarında da tüm anormallikleri gayet normal biçimde bize okutabilen biri aynı zamanda. O’nun eserlerine bakıldığında köpekler konuşabilir, ölüler dirilebilir, ruhlar rearkarne olabilir. Biz bunları “fantastik” olarak değerlendirirken Kaymaz, bunu yadırgar ve şöyle cevap verir:

“İlk başta fantastik kurgu dedikleri zaman ben çok yadırgadım. Öyle şeyler vardır ki size çok fantastik gelir, benim için çok normaldir. Bir adam işte bir apartmandan düşerse, ölürse bunu normal karşılarsınız ama kalkar üstünü çırpar, merdivenlerden yukarı çıkar, tekrar evine giderse fantastik dersiniz. Ama düşüp ölmeyenler de var. Yani hem çok fantastik bir hayat yaşıyoruz, hem de çok normal, bizim algılarımıza göre değişiyor.

“Allah’ım… Bize hayvanlara verdiğin kadar sevgi ver, dünyayı cennete çevirelim.”

Medet/Sezgin Kaymaz

sezgin-kaymaz-2

Türk Edebiyatı’nda fantastik unsurlar masallardan, destanlardan tutun da Dede Korkut hikayelerine kadar birçok eserde işlenmiştir Fakat bu eserlerde fantazya bir yan üründen öteye gitmemiş, destekleyici unsur olarak kullanılmıştır. Bizim ise edebiyatın roman dalını ele aldığımız varsayılırsa, bu eserler, romanlardaki fantastikliğe ışık tutmuşlardır. Geçmişe doğru şöyle bir baktığımızda fantastik öğeler taşıyan hatta ilk fantastik roman olarak nitelendirilebilecek eser Aziz Efendi’nin Muhayyelat-ı Aziz Efendi eseridir. Bu eserde Türk toplumunun, inançları üzerinden yola çıkılarak, cinli, perili bir kurgu oluşturulmuştur. Eserin oluştuğu topluma inildiğinde, olağanüstü varlıklara ve hurafelere olan inancın fazla olması, okuyucuyu şarşıtmayacak ve bu varlıklara inancı da arttıracaktır. Belki de günümüz incelemelerinde fantastik olarak nitelendirilen bu eser, oluşturulduğu dönemde hurafe inancının fazla olmasıdan dolayı “gerçek” olarak değerlendirilmiştir. Günümüze doğru yaklaştığımızda ise Hüseyin Rahmi -Gulyabani- ve Peyami Safa -Matmazel Noraliya’nın Koltuğu- bu alanda eserler vermiş fakat  o fantazya da bir şekilde gerçekliğe bağlanmıştır. Mesela, Gulyabani aslında bekçidir… Kaymaz’ın ise hiçbir şekilde bunu gerçekliğe bağlama kaygısı yoktur. Bir köpek konuşuyorsa, gerçekten konuşuyordur ve bunun bir sonuca bağlanması gerekmez. Ölüler diriliyorsa, dirilmiştir, çarşaf giyip gezen kimse yoktur gerçekliğinde.

Günümüz fantastik edebiyatını ele aldığımızda popüler kültürün getirdiği, vampirli, düşmüş melekli, Batı’dan aldığımız unsurları saymazsak, Nazlı Eray’dan söz etmemek olmazdı. 1980’li yıllarda modern fantastik edebiyatta örnekler vermeye başlayan Eray, olağandışı varlıkları kullanmaktan ziyade, geçmişteki tanınmış kişilikler ile günümüz kişiliklerini aynı kurgu altında toplamış ve okuyucuya eğlenceli bir dünya sunmuştur. Olayları gerçekliğe bağlamak gibi bir kaygısı olmasa da fantastikliği hissettirir. Yine de gerçek bir dünya olmadığını anlayabilirsiniz Eray’ın eserlerinde. Bir söyleyişisinde “Mutlu olmak ve insanları mutlu etmek için yazıyorum.” diyen Nazlı Eray’ın Kaymaz’dan farkı ise, fantastik dünyanın bir kurmaca olduğunu hissettirmesidir. Daha önce de belirttğimiz gibi, Sezgin Kaymaz eserlerinde ise yaratılan karakterleri, sokakta aramaya başlayabilirsiniz. Hatta konuşan bir köpek görseniz, “Hadi canım!” demek yerin, selam verip gerçersiniz. İşte Kaymaz ve Eray’ı ayıran küçük nüans da budur. Bunu bulmak da size kalmış ey okuyucu!

sezgin-kaymaz

Kaymaz’ın diğer özelliklerine değinecek olursak, romanlarında toplum tarafından itilen ve üçüncü sınıf insan olarak görülen kişilere de rastlamak mümkündür. 1989 yılında “Ben eşcinselim” diye bağıran bir doktor kitabın ana karakteridir örneğin. Sonuna kadar iyi hiç kimse yoktur ve her kötü bir iyiliğe sebep olur bir şekilde. Dünyanın sistemi olan tezatlıklar da karşımıza böyle çıkar romanlarında.

Neredeyse tüm kitaplarının bölümleri Mevlana’dan alıntılar ile başlar. İçerikle uyumlu olmasına gerek yoktur. Önce Mevlana’yı hazmedip sonra  geçersiniz yeni bölüme. Ayrıca Türkiye’de her bölgede Türkçe farklı konuşulur. Bunu bilmeyen yoktur. Varsa da Türkiye’de yaşamıyordur. Kaymaz kitaplarının öne çıkan diğer özelliği de budur: Yerel dil. Bazen kitabın yarısını Konya Ağzı ile okursunuz bazen de birden Ankara’ya düşüverir yolunuz. Buna şaşırmazsınız. Belki de tüm anarmolliği kurguda normalleştiren de budur: Kendimizi bulmak.

“Dikkatli bakarsan, mucizenin şaşılacak bir tarafı yoktu esâsında. Hayat bir mucizeydi zaten. Geldiği gibi, olduğu gibi kabul edecek, debelenmeyecektin. Deliler deli değildi, mucizelere gözünü kapatıp “ben görmüyorum, demek ki mucize filan yok.” diyen akıllılar deliydi.”

 Kün/Sezgin Kayma

Cihan Mert Yeşil

Kitapların satır aralarına dünya kurmuş, en yakın arkadaşları kediler ve köpekler olan, biraz sinefil biraz bibliomanic bir Ege Üniversitesi Reklamcılık öğrencisi.

1 Comment

  1. Şebnem

    27 Eylül 2015 at 21:43

    İncelemeniz beni yazara özendirdi. Teşekkürler. Kaleminize sağlık.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
Çöp Toplama Görevlisi Çöpten Çıkanlarla Müze Kurdu!

New York Doğu Harlem'de belediyede çalışan çöp toplama görevlisi Nelson Molina, çöpten topladığı malzemelerle 'Çöpteki Hazineler Müzesi'ni kurdu. 30 yılı...

Kapat