ANTİK DÖNEMDEN GÜNÜMÜZE KEDİLER

Hayvanlar denildiği zaman toplumun aklına gelen can dostlarımız kediler ve köpeklerdir. Bu düşünce geçmiş dönemlerde de farklı değildi. Hayvanlar, insanların ihtiyaçları doğrultusunda bilinçsiz şekilde olumsuz vakalara maruz kalsalar da şanslı oldukları dönemler de mevcuttu. Bölgeler ve kültürlerin sentezleri, canlılara bakış açısında başta gelen etkendir. Modernize toplumlarda ve huzurun bol olduğu yerlerde onların iç dünyasındaki sevgiyi daha güçlü hissedersiniz. Çünkü hayvanlar, karşılıksız sevgiyi paylaşan yegâne canlılardır.

Eski çağ toplumlarında kediler kutsal sayılmıştır. Kediler; salgın hastalıklar taşıyan, tahıl ambarlarına zarar veren fare ve sıçan gibi kemirgenlerle beraber, yılanlar ve böcekler için de önemli bir silahtır. Doğuştan var olan avlanma hünerleri, yavruları uğruna kendi canlarını feda etmeleri, insanlara göre altı kat fazla olan etkili gece görüşleri, uzun mesafelere yolculuk ettikten sonra geri dönebilme yetileri, nem ve hava basıncındaki değişiklikleri hissedebilmeleri, sarsıntıdan önce sergiledikleri davranışlarla depremleri önceden sezebilmeleri gibi önemli özellikleri bulunur. Mısırlılar, kedilerin karanlıkta parlayan gözlerinin Güneş tanrıları Atum-Ra’yı simgelediğine inanmıştır. Atum-Ra, Güneş’in batmasından sonra yeraltı dünyasının karanlığında parıldamaya devam etmektedir.

Biyologlar, kediler ile sahipleri arasındaki ilişkinin, yavru kediler ile anneleri arasındaki ilişkiyi andırdığını gözlemlemişlerdir. Kedi ile sahibi arasındaki fiziksel oran, yavru kedi ile annesi arasındaki oran gibidir. Kediler sahiplerini besin ve beslenme kaynağı olarak görürler. Kedilerin, sahiplerinin üzerinde ön patileri ile “masaj yapma” hareketi, yavru kedilerin annelerinden süt talepleri olduğunda yaptıkları hareketin aynısıdır. Kediler ayrıca genetik olarak, insanlara primatlar dışında diğer hayvan ailelerinden daha yakındır. Kedilerin özellikle yaşlı insanlara terapi özellikleri vardır. Hayvan besleyenlerde kan basıncı düşüktür ve rahatlık hissi vardır. Küçük kız çocukları veya genç kadınların, kedileri kucaklarında veya kolları arasında tuttuklarında, gelecekteki bebeklerini tutuyormuş hissine kapılabilirler; yaşlı kadınlarda geçmişteki çocuklarını anımsarlar. Bütün bu faktörler kedilerin kadınlara yakınlaştırmıştır. Erkek kediler, kendi egemenlik alanlarındaki dişi kedilerin yavrularını -eğer onların babaları olmadığından eminlerse- öldürebilirler ama yemezler. Bu durum daha ziyade yeni bir erkek kedinin; önceki hâkim erkek kedi ile egemenlik mücadelesinde başarılı olduğunda vakidir. Bu davranışın biyolojik nedeni, orada yeni kedi ailesi yaratmaktır. Gerçekten de anne kedi yavrularını kaybettiğinde, doğurma içgüdüsü nedeniyle tekrar kızışacak ve erkek kediye yaklaşacaktır. Kuşkusuz, anne kediler yavrularının yanında olabildikleri süre içinde, onları yeni dominant erkek kediye karşı koruyabilirler. Ancak avlanma veya yiyecek bulmak için yalnız bıraktıklarında onları yara bere içinde bulabilirler.

Antik Mısır’daki kediler hakkında bilgileri o dönem yapılmış kedi resimlerinden ya da kedi heykelciklerinden elde ettiğimiz gibi, özellikle Herodotos, Diodorus Siculus ve Clauidus Aelianus gibi eski çağ yazarlarından da edinebiliriz. Antik Mısır’da yüzyıllardır bir yandan tanrı mertebesine çıkarılan, bir yandan kurban edilen, bir yandan lanetlenerek katledilen, bir yandan da sevilerek beslenen kedinin başına gelenler hiçbir hayvanın başına gelmemiştir. Kedinin Mısır’daki hikayesinin doruk noktasını temsil eden Kedi Tanrıça Bastet ayağının dibinde dört yavrusu ile, bir elinde bir Sistrum sallamakta ve diğer elinde bir Aegis tuttuğu figürü dönemin aynası olan bir eserdir. Orta Krallıktan itibaren görülen kedi tasvirleri, M.Ö. 2000 – 1500 yılları arasına tarihlenir. Dönemin bıçak, hayvan ve mitolojik yaratıkları ile süslenmiş, koruyucu işlevi olduğu düşünülen ve günlük hayatta da kullanılan materyaller üretilmiştir. Kedilerin çok güzel resmedildiği Mısır duvar resimleri ve bronz heykelcikleri de unutmamak lazım. Bu bağlamda genellikle önemli bir kişiliğin tahtının altında yatan veya göğsünü gererek ayaklarının yanında duran temsili Afrika Yaban Kedisi’ni görmekteyiz.

Kedilerin Mısır ile sınırlı kalmayan, Antik Yunan Dünyası’nda da özel bir yeri vardır. Ege Dünyası’nda Geç Tunç Çağı’na ait duvar resimlerinde ve diğer sanat eserlerinde bazı kedi tasvirlerine rastlanır. Ancak resimlerdeki hayvanın kedi mi yoksa kedigillerden başka bir hayvan mı olduğu açık değildir. Keza bir kedinin ördek yakalarken tasvir edilmesi, Girit Mühürleri’nde karşımıza çıkar. Yine Girit’teki Mallia Sarayı’nda bulunmuş bir sürahi ve iki maşrapa, kedi rölyefleri ile süslenmiştir. MÖ 8. yüzyıla tarihlenen Samos Adası’nda bulunmuş bir dizi tunçtan kedi figürü vardır. Bu kedilerin evcil mi yoksa yabani mi olduğuna dair bir tartışma da söz konusudur. Olumlu bakan arkeologlar, ada yaşamında insanla iletişiminin olmamasının imkansızlığını dile getirerek evcil olduğunu kabul etmişlerdir. Lakonia’ da (Konya) bulunmuş olan ve MÖ yaklaşık 550’ye tarihlenen ünlü Arkesilas Vazosu’nda, Kyrene Kralı Arkesilas iskemlesinin altında bir kedi ile resmedilmiştir.  Klasik dönemden başlayarak Hellenistik dönem boyunca kediye ilişkin malzeme biraz daha fazla çıkar. Önce şunu belirtelim ki Antik Yunancada kedi sözcüğü “Aiolos” hareket etme ve “Ouros” kuyruk kelimelerinin birleşmesiyle oluşan “Ailouros” idi. Buna “hareketli kuyruk” ya da “kuyruk sallayan” gibi bir anlam yükleyebiliriz. Kedi, Hellenistik ve Roma İmparatorluk Dönemi’nde Isis aracılığı ile Batı Avrupa’ya tanıtılmıştır. Edfu’daki Horus Tapınağı’nda bulunan yazıtta şu ifade vardır: “Isis, Bastet’in ruhudur.” Bu demektir ki Tanrıça Isis kedi ile vücut bulmuştur.

Kuşkusuz, kedilerin İtalya’da görülmesi Romalıların Mısır’ı ele geçirdikleri MÖ. 30 yılından öncesine dayanır. Kedi, MÖ. 8. yüzyıl başlarında kolonizasyon hareketleri döneminde, eski Yunanlılarla birlikte Güney İtalya’ya getirilmiştir. İtalya’da kedilere ilişkin en eski kalıntılar Güney İtalya’daki Rhegion ve Taras kentlerini sikkelerinde bulunmaktadır. Sikkeler dışında Chisui’de bulunmuş MÖ. 6. yüzyıla tarihlenen Ayaklı Etürsk Kasesi’nin ağız kenarı boyunca dizilmiş kedi tasvirleri bulunur. Cumhuriyet Dönemi Roma-Latin Yazını’nda kediye ilişkin pasajlar azdır; köpeklerden daha fazla söz edilir. Romalılar köpekler için şiirler yazmışlardır. Hatta köpekler için dikilmiş çok sayıda mezar taşı bilinmesine rağmen kediler için dikilmiş mezar taşları yoktur. Latince’de gerek evcil kedi gerekse yabani kediler için “Felis” kelimesi kullanılmıştır. Günümüzde kedilerin biyolojik tanımları da bu kelimeyle yapılmaktadır. Roma’da farklı bir uygulama olarak takma adları bulunan kedilere de rastlarız. “Cognomen” yani küçük yavru kedi anlamına gelen tanım erkekler için, kadınlar için de aynı manada olan “Cattus-Catta” tabiri kullanılmıştır. Bizans Dönemi’ne kadar önemli bir yere sahip olan kediler, Rönesans ve Barok sanatında da yerini alarak birçok eserde küçük ve güzel bir ayrıntı olarak karışımıza çıkmaktadır.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
Sinemaya Tarihsel Bir Yolculuk: Lumiere Kardeşler

Sinema dendiğinde çoğumuzun aklına gelen ilk şey, ardı ardına akan ve birçok kareden oluşan farklı kategorilerde işlenmiş görüntülerin bir araya...

Kapat