Aşkın, Kıskançlığın ve Fotoğrafın Gölgesinde

İnsan… Ruhuyla, zihniyle, ölümlülüğüyle oldukça karmaşıktır aslında. Bazen sever, bazen kıskanır, bazen nefret eder. Zihniyle ve yeteneğiyle birçok şeyi başarır, sonrasında hırsıyla belki de tüm bu başarıyı yerle bir eder. Tutkularını öğrenir insan. Hayalindekini yaratır tutkusuyla. Somutlaştırır ve sergiler. Kimi fotoğrafla yapar bunu. Kimi peruk tasarlayarak mesela, kimiyse icatlar yaparak. Önemli olan tutkumuzun neye karşı olduğunu bulabilmek ve peşinden gidebilmektir.

Bunlardan bahsettim, çünkü birazdan yazımda sizlere bu hafta izlediğim ve hayatımda değişiklik yapabileceğime inandıran bir filmden bahsedeceğim. Filmin adı “Fur”. Yetenekli fotoğraf sanatçısı Diane( di-en diye okunur ) Arbus ‘un hayatını; daha ziyade fotoğrafa başlayışını, değişik ruh halini ve fotoğraflarında “freak” olarak adlandırılan toplumda değişik fiziksel görünümleriyle değişik ruh halleriyle dışlanan ucubeleri anlatışını konu edinir. Filmi anlatmaya başlamadan önce izninizle Diane Arbus’tan bahsetmek istiyorum.

fur-diane

 

           Arbus, varlıklı bir aileden gelen ama babası ve annesinin yoğunlukları sebebiyle kendisine ilgi gösteremediklerinden yeterince sevilmediğini düşündüğü bir çocukluk yaşamıştır. 13 yaşındayken babasının dükkanında çalışan Allan Arbus ile tanışan Diane, 18 yaşında evlenerek kocasıyla birlikte moda fotoğrafçılığı yapmaya başlamıştır. Sonrasında Diane’ in sanat yönetmenliği ve Allan’ ın kadrajıyla çekilen fotoğrafları ortak olarak yayınlanmıştır. Doon ve Yolanda isimli iki kızı olan çift 1959 yılında ayrılmış, 1969’da da boşanmıştır. Eşiyle ayrılmadan önce sanat yönetmenliğini bırakıp fotoğraf çekmeye başlayan Diane, 60’lı yıllarda Esquire ve Harper’s Bazaar’da yayınlanan “farklı” fotoğrafları ile ün kazanmıştır. Fotoğraflarını çektiği freaklerin en doğal halleriyle fotoğraflarını çekmek istemiş ve bunun için onları evlerine kadar takip etmiş, onlarla konuşmuş, onların toplumda taktığı maskenin ardındakini fotoğraflarına aktarmıştır. Diane Arbus bu insanların görünenin ardındaki yüzlerini objektifinden yansıtarak “freak photographer” ( ucube fotoğrafçısı ) olarak anılmıştır. Objektifinin ardından gördüklerini bizlere de aktararak farkındalık yaratan Diane, fotoğraflarındaki marjinallik ve aynı zamanda karamsarlıkla bizleri etkilemeyi başarmıştır.

1971 yılında, 48 yaşında hap alarak ve bileklerini keserek intihar eden Diane’in çalışmaları Modern Sanatlar Müzesi tarafından sergilenmiş ve o zamana dek en çok ziyaret edilen sergi olmuştur. Kızı Doon Arbus ve Marvin Israel’in düzenlediği monografi en çok satmış sanat kitapları arasına girmiştir.

fur-filmi

 

            Fur filmi Diane Arbus’un hayatını tamamen hayali karakterlerle anlatmış bir filmdir. Arbus’un değişiklik arayan farklı ruh halini ve bunun onu farklı fotoğraflar çekmeye nasıl yönlendirdiğini etkileyici biçimde beyaz perdeye aktaran, başrollerini Nicole Kidman ve Robert Downey’ nin paylaştığı filmin yapım yılı 2005’tir. Filmde Diane Arbus – Lionel Sweeney aşkı ve Diane Arbus’un kocası Allan Arbus’un tutumu hayali karakterlerle daha renkli ve canlı bir senaryo ortaya çıkarmıştır. Diane Arbus’un tutkusu, Lionel Sweeney’ nin aşkı ve Allan Arbus’un kıskançlığı… Bu üç duygu fotoğrafın gölgesinde öyle güzel işlenmiştir ki, bu izleyene hayatında tutkusunun peşinden gitme isteği verir.

Yazıma burada son verirken sizlere tavsiyem; ressamsanız fırçanızla yaratacağınız hayal dünyanızı, yazarsanız kelimelerinizle oluşturacağınız farkındalığı, fotoğraf sanatçısıysanız vizörden baktığınızda gördüklerinizi hafife almadan tutkunuzla birleştirin. İçinizdeki tutkuyu açığa çıkarın, bırakın o tutku sizi olağanüstülüklere götürsün.Ruhunuzda maskesiyle gizlenmiş halinizi bulmayı siz de istemez misiniz?

 

 

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
Toplumsal İkiyüzlülük Nigel Tomm

Nesnelerin deformasyonunu irdeleyen Nigel Tomm, dergilerde kullanılan modeller üzerinden ideal bedeni sorguluyor. Bu sorgulama, Nigel Tomm için sanatsal motivasyon görevini...

Kapat