Backpacking Ruhu ve Felsefesi

Hayata ciddi olmak için gelenleri görüyorum dostum. Ellerine hiçbir şey geçmiyor. Bense gönlümü hayallerimin tepelerine giderek eğlendiriyorum.
Özlem Kumrular

Backpacking-Ruhu-ve-Felsefesi-1

Selam olsun tüm sırt çantalı gezginlere, maceraperestlere ve yol sevdalılarına!
Hayatımız boyunca asla tam olarak cevaplandıramayacağımız ve belki de cevabı ararken ölüp gideceğimiz bir soru ile yaşarız: “Yaşamanın amacı nedir?” İnsanı çılgınlığın uçurumlarından atabilecek bir soru bu. Belki sırf o uçuruma yolumuz düşmesin diye hayatımızı bu kadar çok eşya ile dolduruyoruz. Belki sırf bu yüzden sevmediğimiz işlerde çalışıyor ve aslında bize ait olmayan hayaller peşinde koşuyoruz.
Acaba Sartre’ın dediği gibi biz bu dünyaya atılmış ve özgürlüğe mahkum mu edilmişiz yoksa özgürlük sadece kafamızda, hayallerimizde mi? Yoksa biz kendi kendimizi henüz var olmamış bir geleceğe köle mi yapıyoruz? Özgürlük mümkün müdür gerçekten? Günlerce birbirimizin fikirleriyle çatışarak tartışabileceğimiz bir yığın soru ve onlarla beraber geçirdiğimiz hayatlarımız… Şüphesiz bu soruları minimalize edemeyiz ama bir nokta da çoğumuzun, amacını kestiremediğimiz zamanlarda bile, yaşamak istediğini söyleyebiliriz.
Hepimiz bir kavram olarak insanın farklı köşelerinden tutuyoruz ve o köşelerden amaç arıyoruz. Kim bilir belki bazılarımız bu amacı Paris sokaklarında, kimimiz Fuji Dağı’nın eteklerinde, kimimiz evimizin bulunduğu mahallede, kimimiz Prag’ın müzelerinde, kimimiz adını bile duymadığımız bir sokakta bulacak.

Backpacking-Ruhu-ve-Felsefesi-2

Belki de bu amacı içimizde, kendi benliğimizi arayarak bulacağız. Bir söz vardır, insan biraz da geçmişidir. Aynı şekilde diyebiliriz ki insan biraz da deneyimledikleridir.
Aklıma Cemal Süreya geliyor: “Hayat kısa, kuşlar uçuyor.” Hayat kısa… Hayat birilerini ya da bir şeyleri beklemeyecek kadar kısa. Öyleyse sınırlarımızı zorlamalı, deneyimlerimizi arttırmalıyız. Daha çok kitaba elimiz değmeli, daha çok ruha dokunabilmeli ve anlayabilmeliyiz, daha çok gülmeli, daha çok bağırmalıyız. Daha çok yaşamalıyız. Günlerimizi doldurarak değil, deneyimleyerek. Çayı kahvaltı yanında değil, tatmak için içerek. Yaşları sayarak değil, bir hazine halinde biriktirerek. Sokakları aşa aşa, yolları aşındırarak ve sayfaları sarartarak.
Backpacker yani sırt çantalı gezgin maddesel ihtiyaçları en aza indirmiş, ruhunu beslemeye yönelmiş; bu felsefeyi benimsemiş bireydir. Basitçe fiziksel ihtiyaçlarını en minimalize şekilde gideren, var olan imkanlarını yeni yerler görmeye, yeni duygular tatmaya, deneyimlere adayan kişidir.
Backpacking felsefesi elde bulunan en ufak şansı değerlendirme felsefesidir. İmkanları eşyalara değil zamana vermektir, deneyimleri bir rutine değil  gezegene yaymaktır, yaşamı sunulan şekilde değil farklı açılardan yakalamaktır. Ve bu imkanları geliştirmek için giderek tembellik ve kolaylıklardan uzaklaşılmasıdır. Belki de modern dünya ile yapılan en büyük mücadelelerden biridir bu felsefe. Bizleri modern hayatın tembelliğinden kurtaracak felsefedir!

Bir backpacking ruhuyla, diğer bir deyişle sırt çantalı bir gezginin ruhuyla bu dünyayı aşındırmak gibisi var mı? İçinde bulunduğumuz toplumda bedenlerimizi her sabah zorla uyandırıyor, aklımızı gereksiz şeylerle meşgul ediyoruz. Gelecekten bir canavardan korkuyor gibi korkuyoruz. Aslında var olmayan bir şeyin ruhumuza egemen olasına göz yumuyoruz. Neden her sabah aynı manzaraya bakarak uyanalım ki? Neden her gün aynı dili duyalım, aynı metroya binelim ya da aynı insanları görelim ki? İnsanın hayatında ayakları yere vura vura canının istediğini yapması için fırsatı var. Kapıdan dışarı atılacak o adım sizi kilometrelerce öteye götürmek zorunda değil, belki o kapı karşı komşunun sadece on metre uzaktaki kapısı ya da 3 saatlik uzaklıktaki bir okulun kapısı… İçimizde yeni yerler görmek arzusu var, yeni insanlar tanımak, maceraya atılmak, belki tehlikeyi deneyimlemek, uçsuz bucaksız yollarda kaybolmak arzusu var. İçimizde yollara düşmek isteyen, keşfetmek isteyen bir ruh var!

Serüvene koşmak için trenler bekliyorsan,
Güneşi yakalayıp gözlerine yerleştirmek için beyaz yelkenlerin gelip seni almalarını bekliyorsan,
Yarına inanmak için gün batımına, iyi kalpli gözükmek için zayıflığa,
Ve güçlü görünmek için öfkeye ihtiyacın varsa;
Demek ki hiçbir şey anlamadın.
Jacques Brel

Nerede doğduğumuzu ya da varlığımızın oluş şeklini seçemeyebiliriz ancak nerede, ne şekilde ve hangi düşünceyle bu varlığı devam ettireceğimiz, bazen her zaman bazen de ufak bir şansla elimizde değil midir?

Yollarda karşılaşma umuduyla!

1 Yorum

  1. İrem

    17 Kasım 2016 at 20:31

    Çok güzel be ağzına sağlık.

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
13 Fotoğrafla Selanik’te Eski Bir Türk Mahallesi: Ano Poli

1-Semt, Yunanistan'ın ikinci büyük kenti Selanik'te bulunuyor. 2- Ano Poli "Yukarı Şehir" anlamına geliyor. 3- Ano Poli, şehrin en tepesinde...

Kapat