Bana Maviden Haber Ver

Sahi insan yola çıkma kararını nasıl veriyordu?  Aslında ne için yola çıkıyordu? Neydi insanı gerçekte yolda olmaya aşık kılan? Hasret, özlem, yakınlaşma isteği, kavuşmak, uzaklaşmak, yeni yerler görmek, yeni insanlar tanımak, yeni şeyler denemek, kendini sınamak, yeni şeyler tatmak, kendini ve sınırlarını tanımak… Sahi neydi?
Fark ettim ki benim için aslında bunların hiçbiri değil. Ben kokunun peşinden gidiyorum. Anıların kokularını keşfetmeyi öğrendiğimden beri yolda içime sadece kokuları çekiyorum. Kalan her şey zaten bunun içine giriyor. Koku… Yolun tozu, yağmurun, soğuğun, insanın, yemeğin, doğanın, hasretin, özlemin, sarılmanın, yalnızlığın ve müziğin bile bir kokusu var. Yoldaki her rengin bile bir kokusu var sanki.
Toplamda 540 kilometrelik, 2000 yıllık ve Işık Ülkesi anlamına gelen Likya Yolu, her gidişimde yolumu aydınlatıyor. Yüz kilometresini iki yıl önce yürüdüğüm, kalanını bir yıl önce motorla bitirdiğim Likya Yolu’ndaki -benim bir diğer evim olan- Cathcy Camping’e doğru yola çıkarken sabah 07:00’de Dalaman Havalimanı’nda buluyoruz kendimizi.
Dalaman’dan Fethiye’ye hem Havataş hem de Muğla Belediyesi’nin araçları ile yaklaşık bir saat süren yolun sonunda Fethiye’ye varıyoruz. Otogarın dibinde bulunan Gar2 Lokantası’nda  ev yemeği ve kahvaltı alternatifleri arasından kararımızı verip, hemen karşısındaki Carrefour’dan son alışverişlerimizi yapıp bizi Catchy Camping’ e götürecek Abdurrahman ağabeyi bekliyoruz.
Fethiye’den yola çıkıldığında 2750 metredeki Alınca Mevkii’nde bulunan Cathcy Camping’e vardığımızda önce özlediklerime sarılıyorum; hayatımda iyi ki var dediğim her gidişimde hayata dair, insana dair, dostluğa dair, inanca dair, sevgiye dair yeni şeyler öğrendiğim, kendi yollarında olan, yürekleri geniş, ruhları sonsuz, ta ciğerlerinden gülen Hamza ve Özkan’a.
Kahvemizi içip, çadırlarımızı kurup yerleşiyoruz Catchy’e. Kendi çadırlarınızı kurabileceğiniz alanların da olduğu bu yerde aynı zamanda isimleri Zeytin, Üzüm, Badem, İncir olan bungalovlarda da kalabiliyorsunuz.
Cathcy Camping,  Doğu Likya Yolu’nun başlangıcında yer alıyor. Kabak Koyu, Sydma Antik Kenti , Cennet ve Korsan Koyları’nın hem buluşma hem de geçiş noktasında. Biz cumartesi saat 12:00  gibi vardığımız Cathcy Camping’de ilk günümüzü sohbet ederek, kısa bir yürüme mesafesindeki açık alanda  dinlenerek geçiyoruz.
9 ay önce hayatımda birçok şeyi değiştiren motosikletimle yaptığım 10 günlük seyahatimin kilit noktasıydı Alınca’daki günbatımı ve ‘Hiçbir şey dışsal değildir.’ cümlesi.
Saat akşam 7:00’ye yaklaşırken bir insanın bu dünyadan gitmeden mutlaka görmesi gereken gün batımını görmek üzere kamp alanından ayrılıyoruz. Kayalıklarında keçilerin dolaştığı yerlerden ilerleyip  kendimizi evrenin sonsuz hediyesini almaya hazırlıyoruz.
Güneş, Akdeniz’le Ege’nin tam kesiştiği noktada batarken, evren diyor ki ‘İşte ben tam karşındayım gel ve beni yaşa, alabildiğine!’.
Güneş tüm mucizesiyle batıyor ve insan kekik kokularını içine çekerken hayattaki her şeyin kendi mucizesini yarattığını anlıyor. Bir kez, bir kez daha…
Bu yıla başlarken bu yılki seyahatlerimin çıkış noktasının gün doğumu olduğunu fark ettiğimde ne ilginçtir ki bunun başlangıcını hayatımın gün batımı olan Alınca’da yapmaya karar vermiştim. 2017 yılı için hayatımın gün batımları diyebilirken 2018 yılı tam olarak gün doğumları demekti. İşte şimdi kıpkırmızı güneşin gözlerimin önünde batışı bana aşktan, hayattan, tutkudan ve yoldan da öte tüm bunların sadece kokusunu anlamamı sağlıyor.
Geceyi çadırların içinde hafif soğuk geçirsek de sabahı tan vaktinde ve tam vaktinde öten horozların sesiyle karşılayınca, insan ısınmanın sıcaklıkla ilgili olmadığını anlıyor.
Alınca Mevkii’nde  yürünecek birçok parkur olmasının avantajıyla biz de rotamızı Korsan Koyu olarak belirliyoruz. Likya Yolu’nun en güzel zamanı olan nisan-mayıs ve eylül-ekim aylarından birinde olmamız sebebiyle hava elbette yürüyüş için oldukça ideal. Yaklaşık 45 dakikalık tempolu bir yürüyüşle ve inişle Korsan Koyu’na inip bir buçuk saatlik dik bir tırmanışla günümüzü tamamlıyoruz.
Bana bu yollarda en romantik gelen şeylerden biri her zaman  tabelalardan öte taşlarda yer alan boyalardır. Sarı – kırmızı, kırmızı –mavi olarak görülebilen boyalardan kendi yolunuzu çoğu zaman rehbere ihtiyaç duymadan da bulabilirsiniz. Hansel ve Gratel masalını andıran bu izler, hikayenin yola ekmek kırıntıları bırakma kısmını kullanılan boyalar vasıtasıyla değiştirmiş. Takip ettiğinizde kendinizi, sizi her daim masal diyarının tam ortasına götüren Likya Yolu’nda yani efsanenin tam ortasında bulacaksınız.
Sessiz ve adım adım, altınızdaki kurumuş çam ağaçlarının sesleri, doğanın tarifsiz kokuları, eşi benzeri olmayan  manzaralarda ve her bir adımda dünyaya daha fazla iz bırakmayı arzuladığınız bir yolda ilerlediğinizi hissedeceksiniz. Likya Yolu her bir adımda sizi aydınlatacak. Bu yol, her bir adımda tam anlamıyla bir şükür. Likya Yolu her daim sizi besleyen dünyanın en güvenli yolu olarak hafızalarınıza kazınacak.
Teke Yarımadası’nı bu dünyaya ve bu ülkeye armağan ettiği için Allah’a teşekkür edeceksiniz.
Her yol bir cevap oldu bana. Her yol sormadan aldığım cevaplar, her yol kendimi dinleyiş, her yol kendimi anlayış…
Kamp alanına döner dönmez kendimizi gün batımını selamlamak üzere yolda çıkarken bulduğumuzda içimdeki tek duygu her zaman olduğu gibi adım adım ilerleyince insanın ne kadar uzağa gidebildiği oluyor. Dağda her zaman söylediğimiz bir laf var: Kafanı kaldırıp bakma daha ne kadar var diye. Her seferinde tek bir adım al, tek bir küçük parça. O her bir aldığın küçük parça seni zirveye taşır. İnsan bunu hayatındaki her şeyde uygulayınca tüm zorluklar yavaş yavaş, ufak ufak çözülüyor.
Pazartesi sabahı erkenden kalkıp çadırları topladıktan sonra saat 14:30’daki uçağımız için 10 gibi yola çıkıyoruz ve işte gelir gelmez sormadan bulduğum cevabımla bu satırları yazmaya başlıyorum.
Ben kokunun peşinden gidiyorum. Her bir kokunun, aşkın, yaşanmışlığın, kavuşmanın, tutkunun, özlemin, dokunmanın, hissetmenin, renklerin… Yani aslında peşinde olduğum şey hayatın kokusu. Aklıma kazınıyor hayata dair her bir koku; yolda…
 Likya Yolu ile ilgili;
 www.likyayolu.gov.tr adresinden ve Kate Clow’un Likya Yolu kitabını edinerek daha detaylı bilgiye ulaşabilirsiniz.
Mutlaka Bakınız  İstanbul’dan Paris’e Bisiklet Üzerinde Bir Yolculuk

1 Comment

  1. Uğur İvegener

    02 Mayıs 2018 at 06:55

    Harika bir tespit ve aynı zamanda ciddi derecede özendirici

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
Gülse Birsel, Yeni Filminin Çekimlerine Başladı!

Senaryosunu Gülse Birsel'in kaleme aldığı yeni film projesi 'Aile Arasında'nın çekimlerine başlandı. Başarılı oyuncu ve senarist Gülse Birsel, oyuncu kadrosunda...

Kapat