BAROK DÖNEMİN MİMARİYE YANSIYAN YÜZÜ

            Barok olarak bilinen sanat dönemi, on yedinci yüzyılın tamamı ile on sekizinci yüzyılın ilk yirmi yıllık sürecini kapsamaktadır. Barok sanat, on yedinci yüzyıl başlarında papalık Roma’sında özellikleri açıkça belirlenmiş bir üslup olmaktan çok, tüm sanat kollarında görebileceğimiz gibi, bir eğilim, bir zevk kısacası bir moda şeklinde ortaya çıkmıştır.

Barok sanat, kuramsal kavramlar açısından ele alınacak olursa, başlıca özelliğinin temelden belirsizliğe dayandığı görülür. Barok sanatçılar kendilerini Rönesans’ın varisleri olarak kabul edip onun normlarını kabul ettiklerini iddia etmekle birlikte bu değerleri öz ve anlam olarak sistematik bir şekilde çiğnemişlerdir. Rönesans ne kadar dengeli, aşırılıktan uzak, ağırbaşlı, mantıklı ve akla yakın bir üslupsa Barok da bir o kadar hareketli, yenilik heveslisi, sonsuzluk ve sınırsızlığa büyük eğilimi olan, aykırılıkları ve bütün sanat biçimlerini cüretli olarak kaynaştıran bir üslup demekti. Bir önceki devrin sakin ve kendine hakim tavrına karşın Barok alabildiğine çarpıcı, coşkun ve gösterişliydi.

Barok’ terimi İspanya’da tam düzgün olmayan garip şekilli inci anlamına gelirken, İtalya’da fazla diyalektik değeri olmadan bilgiçlik taslayarak yürütülen çarpık bir tartışmayı belirliyordu. Bu terim zamanla hemen hemen bütün Avrupa dillerinde aşırı, şekli bozulmuş, anormal, olağandışı, saçma ve düzensiz kelimeleri ile eş anlamlı olarak kullanılmaya başlandı. Ve on sekizinci yüzyıl eleştirmenleri tarafından bu anlamı ile benimsenerek tüm bu özelliklere göze batar bir şekilde sahip olduğuna inanılan bir önceki yüzyılın sanatını tanımlamak için kullanıldı.

Torino. San Lorenzo Kilisesi, Guarino Guarini

Torino. San Lorenzo Kilisesi, Guarino Guarini

Bu devrin mimaride en çok dikkat çeken iki yapı türü kilise ve saraylardır. Bunların arasında, değişik şekilleri ile, katedral, dinsel bölge kiliseleri, manastır yapıları ve kent içinde ve dışında yapılan büyük ve gösterişli konak ve köşklerle hepsinin üzerinde devrin özelliklerini tam manası ile yansıtan kral saraylarını sayabiliriz.

Barok mimari, sütun, kemer, üçgen alınlıklar, frizler ve benzerleri gibi geleneksel klasik şekillerden ne tamamen vazgeçer ne de bunları reddeder. Fakat bazı yaratıcı ve garip yollar kullanarak bunların biçimini değiştirir. Kapı, pencere ve yapıların üzerindeki alınlıklar genellikle yarım daire ya da üçgen şeklinde olur.

Hareketli bir görünüş yaratmaya gönüllü olan Barok mimarlar bunu başarmak için de yapılarının duvarlarını ‘taştan kuruturlar’ gibi düşünerek değil de, birer heykel üzerinde çalışıyormuş gibi şekillendirirler. Böylece dalgalı cephe, özellikle İtalya’da, Barok mimarinin motiflerinden birisi olmuştur. Burada, kıvrımlardan oluşan cephe yapının geri kalan kısmından iki yanındaki dalgalı girintilerle ayrılarak daha da belirginleşen orta cephenin üstünlük kazanması özelliğini de yansıtmış olmaktadır.

san-lorenzo-kilisesi-kubbe

Barok mimarlar için yapı, bir dereceye kadar bir çeşit büyük heykel anlamı taşıyordu. Yapının bu anlamda kabul edilmesi ise benimsenecek zemin planını ( bir yapının yukarıdan bakılınca görülen ana hatları ) büyük ölçüde etkilemekteydi. Bu durumda, Rönesans devri mimarlarının özellikle tercih ettikleri basit, süssüz ve çözümsel planları olduğu gibi bir kenara itmek gerekiyordu. Onun yerine, artık bir inşaat ya da her biri bağımsız çeşitli parçaların birleşmesiyle yaratılmış olarak kabul edilmeyen mimari, daha çok yoğun bir kütleden, sınırları belirlenerek oyulan ve biçimlendirilen bir kavram olarak düşünüldüğünden, buna daha uygun düşecek karışık, süslü ve dinamik şekiller uygulanmaya başlandı.

Barok dönemde plan tipleri elips ya da oval plan ile karışık geometrik şekillerden çıkarılan güç ve karmaşık plan tipleridir. Bu karmaşık geometrik formlu plan tipleri üzerinde yükselen eğrisel formlu duvarların üzerileri ise genellikle, daha önce pek önemsenmeyen bir üst örtü formu olan kubbe ile örtülmüştür. Kubbenin kemerlerle ağ gibi örülmesi ve üç boyutlu teorem fikrini yansıtması basit bir kuraldan hareketle karmaşık bir şekle varma arayışını en aşırı bir şekilde yansıtmaktadır.

Barok devrin mimarisinden bahsederken atlanılmaması gereken en önemli unsurlardan biri de kuşkusuz ışık kullanımıdır. Işık dönemin resim algısında olduğu gibi esaslı bir öğe olarak kabul görmüş ve parlak bir şekilde aydınlatılmış alanlarla karanlık bırakılmış alanlar arasında zıtlık oluşturacak şekilde uygulanmıştır. Örneğin; hafif aydınlık bir kilise ana giriş kapısına en uzak noktadan ışıklandırılarak iç mekanda etkileyici ve çarpıcı bir hava yaratılmıştır. Işığın bahsettiğimiz şekilde çarpıcı bir üç boyutlu efekt yaratabilmesi için; çok fazla ileri fırlamış ya da çıkıntılı bölümlerin hemen yanına derin girintili bölümler yerleştirmek, mermer kaplı, sıvalı bir duvarı herhangi bir şekilde pürüzlü görünüme kavuşturmak için kaba ve büyük taşlar kullanarak yüzeyi parçalamak gibi çeşitli uygulama biçimleri geliştirilmişti.

Mimari yapılarda bir sütun ya da payeyi bir diğerine bağlayan kemerler de Rönesans devrinin yarım daire formundan çıkarılarak eliptik ya da oval biçimde uygulanmıştır. Ayrıca kemerler döneme özgü bir uygulama ile çifte kavis şekli verilerek ( hem karşıdan hem de üstten kavisli ) inşa edilmişlerdir.

Santa Maria Kilisesi, Venedik, Baldassare Longhena

Santa Maria Kilisesi, Venedik, Baldassare Longhena

Mimari yapılarda barok dönem süslemesinin fazlaca görüldüğü yerlerden biri bazen tek bazen çift olarak kilise cephelerinde ve ara sıra kubbe üzerinde görülen kulelerdir. Hemen her zaman çok karmaşık ve ağır süslemeler içeren kule uygulaması yoğun olarak Avusturya, Almanya ve İspanya gibi ülkelerde uygulama alanı bulmuştur. Kuleler dışında kapılar, saçaklar, kemerlerin kilit taşları, iki ucun birleştiği tüm köşeler gibi akla gelebilecek her ayrıntının üzeri volütler, stükko figürler, büyük, karmaşık ve görkemli süslemeler içermektedir.

Rönesans mimarisinin klasik, alışagelmiş, durağan ve kurallı yapısını yaratıcı bir düş gücü ile yoğurup harmanlayarak yeni, heyecanlı, iddialı ve cesur formların yaratıldığı Barok dönem, İtalya’da ortaya çıkmasına rağmen Avrupa’nın pek çok ülkesinde uygulama alanı bularak Güney Amerika’ya dek ulaşmış ve kesin çizgileri olmadan yoruma açık uygulamaları ile bölgelere göre çeşitlilikler ortaya koymuş bir sanat dönemidir. Bu güçlü sanat akımı yerini kendinden sonra gelen Rokoko ve Ampir sanat uygulamalarına bırakmışsa da sahip olduğu güçlü etkiyi bugün dahi sürdürmektedir.

 

Santa Maria Kilisesi, Venedik, Baldassare Longhena

Santa Maria Kilisesi, Venedik, Baldassare Longhena

 

Versailles Sarayı, Fransa, Jules Hardouin Mansart

Versailles Sarayı, Fransa, Jules Hardouin Mansart

Versailles Sarayı, Aynalı Galeri

Versailles Sarayı, Aynalı Galeri

Versailles Sarayı, Dış Cephe

Versailles Sarayı, Dış Cephe

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
Avrupa’dan 10 Sıra Dışı Ev

Alışılmışın dışındaki bu evler, Avrupa’nın farklı yerlerinde bir heykel gibi sahiplerinin kişiliğini yansıtıyor. Özel oldukları için ışıldayarak ayakta kalan bu...

Kapat