”Basit yaşa ki başkaları da var olabilsin.” Gandhi (Mutluluk Üzerine)

Mahatma Gandhi şöyle der:

“Mutluluk, düşündüğün, söylediğin ve eylediğinin uyum içinde olmasıdır.”

Özü sözü bir olmak, içi dışı bir olmak, fikri neyse zikri o olmak, fikrinden, dilinden ve elinden emin olunmak, mutlu olmak bu mu? Bence kesinlikle bu. Düşündüğümüz, söylediğimiz, eylediğimiz birbiriyle çatışmadığı, çelişmediği zaman mutluyuz. Doğru mu? Doğru.

Demek ki, dışarıda kıyamet de kopsa, içeride uyum varsa mutluluk, umut sürüp gider. İçerinin uyumunun, dışarıya bağımlı olduğu yerde ise sıkıntı var. Öyle ya, fikir, zikir ve iş dışarıdan etkileniyorsa, o fikir, zikir ve işin kaynağı bizden değil, kalpten, gönülden değil, düpedüz dışarıdan. Bir şeyin bizden olup olmadığını nasıl anlayacağız? Bu soruyu sormadıkça anlayamayacağız. Kendimizi tanımadığımız sürece ancak anlar gibi yapacağız. Anlamaya çalışacağız, gayret ve hayret edeceğiz, yeri geldi mi taklit edeceğiz, yeri geldi mi tekdir, düşe kalka, yanlış anlamalar, hatalar, pişmanlıklar, keşkeler, zannetmeler, orantısız etki ve tepkiler arasında kıvamını bulamamış her şey gibi dağılıp gideceğiz. Bir de bunun dağıldıktan sonra toplananı var. Şimdilik konumuz o değil.

Mesela, kendimiz hakkında bir şey düşünüyoruz: Eh, gerçekten kötü insan olduğunu düşünene rastlamak pek olası olmadığı için, genelde iyi insan olduğumuzu düşünüyoruz. Bu düşünceyle güne başlıyoruz, sonra canımızı sıkan bir şey görüyoruz, hemen burun kıvırıyoruz, derhal göz belertiyoruz. Yetmiyor, ağzımızdan sevimsiz bir şey çıkı çıkıveriyor ve davranışımız başkalarında çok nahoş bulduğumuz bir davranışın aynısı/aynası hâline geliveriyor. O esnada bize ne oluyor? Kendimize dair hayalimiz, hissimiz, düşüncemiz, algımız yerle yeksan oluveriyor. Bunu her gün belki yüz kere yaşadığımız için alışmaya çalışıyoruz. İnsanın benliğine ilişkin kurduğu hayallerin yıkılması kadar trajik ve kabullenmesi zor başka bir şey daha olduğunu düşünmüyorum. En fenası da alıştıkça fark etmemeye ve bu yıkıntının içinde yaşadıkça dünyanın bu yıkıntıdan ibaret olduğuna inanmaya başlıyoruz. Halbuki dünyada bir vahşet varsa, bin şefkat var.

İşte mutluluk böyle. Düşündüğümüz kendimizle ortaya koyduğumuz kendimiz müsavi ise mutluyuz. Yok değilse, düşmeye, çırpınmaya, dövünmeye, verip veriştirmeye, sövmeye, yen yaka yırtmaya, ağıt yakmaya devam.

Okumadan geçmeyin:

“Çünkü içimdekilerden başka hayatım yok.” (Orhan Veli)

Ozan Aziz Dilber
İçimizin imârını sanat vesilesiyle yapabileceğimize inanıyorum. Kendi hikayemi didik didik ederken başkalarına da anlatacak hikayeler biriktiriyorum. Bu yüzden 2015 yılından beri Sanat Karavanı ailesinin içerisindeyim. Aynı zamanda hukuk fakültesi mezunuyum. Tanpınar’ın dizeleri ile bitireyim: ”Rahatını bozduk zavallı bir taşın / eşyanın uykusundan uyandırdık / varlığın çarkına takıldı hiç yere.”

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
Bob Dylan Merakla Beklenen Nobel Konuşmasını Yaptı!

Nobel Edebiyat Ödülü'nün bu yılki sahibi Bob Dylan, uzun zamandır merakla beklenen Nobel konuşmasını yaptı. İsveç Akademisi tarafından verilen Nobel...

Kapat