Bazen Sadece Müziği Hissedersiniz

Bir filmi sadece müziğini sevdiğiniz için izlediniz mi hiç? Ya da hiç tanımadığınız, resimlerine bile bakmadığınız ama müziklerini çok sevdiğiniz bir müzisyen gece yarısı olmadan önce sigara molanızda yanı başınızda sizinle konuştu mu? Peki ya bir filmi sadece müzikleriyle; hiçbir diyalog, replik olmadan izlediniz mi?

Bazı müzikler vardır; bize çok sevdiğimiz birini anımsattığı için severiz. Bazı müzikler vardır; hiç beklemediğimiz bir ayrılığı çağrıştırdığı için nefret ederiz. Bazı müzikleri ise hiçbir şey hatırlatmasa da sadece hissederiz. Bunu sağlayan elbette bestecinin dehasıdır. Notaları öyle mucizevi bir şekilde bir araya getirir ki, bu büyüyü hissetmemek imkansız hale gelir. Dokunuşu büyülü olan müzisyenlerden birini tanımak istedim bugünlerde ve bunu elbette sizlerle de paylaşacağım.

Müziklerindeki huzuru, her filme müzikleriyle farklı bir anlam kazandıran o dehayı sizlere takdim edeyim: Yann TIERSEN

Yann Tiersen, 23 Haziran 1970’te Brest’te doğmuştur. Birçok enstrümanda harikalar yaratan Tiersen; Eric Satie, Nino Rota ve The Penguin Cafe gibi efsane isimlerle birlikte anılır. Birçok albümü bulunan Yann Tiersen, aynı zamanda film müzikleri de bestelemektedir. Bunlardan en çok bilinenleri Amelie  ve Good Bye Lenin filmlerine yaptığı albümleridir. Sanatçı aslında  birbirine çok yakın tarzda yaptığı müziklerini filmler için yaptığı müziklerde de gösteriyor. Tekrara düşmektense yeniliği amaçlayarak son konserlerinde farklı bir vizyonla dinleyici karşısına çıkan, konserlerinin bir kısmını sanatçı Dominique A’nın eşliğiyle gerçekleştiren müzisyen, son konserleri ve DVD kayıtları ile “Amélie”, “Elveda Lenin” ve “La Phare”ın etkisinden bir hayli uzaklaştığını göstermiş, müziğinde daha sert sesler ve ritimler kullanmaya başlamış, emprovist bir şekilde psychedelic tarza yöneldiğini ortaya koymuştur. 2 Ağustos 2006’daki Türkiye konserinde de, bu yönde bir performans sergileyen Tiersen, hayranları tarafından defalarca bise çağrılmıştır.

Sanatçı yaşamını Paris’te sürdürmektedir.

 

yann-tiersen-3

 

Çok sevdiğim fotoğraf sanatçısı, bir derginin yeni sayısında Yann Tiersen ile geçirdiği ilginç bir anısını anlatıyor. Aslında bu hikaye biraz da Yann Tiersen’in müziklerindeki gizemin, büyünün nereden geldiğini de tahmin etmemizi sağlıyor. Hikaye şöyle; Londra’da okuduğu sıralarda bir barda eğlenirken sigara içmek için dışarı çıkan fotoğraf sanatçısı Dilan Bozyel, Yann Tiersen’i tanımadan o akşam konuştuklarını anlatıyor. Aslında Yann Tiersen’in müziklerini çok sevdiğini dile getiren Bozyel, sadece müziği dinlerken hissettiğinden olsa gerek sanatçıyı tanıyamamış ama sonradan fark etmiştir. Ne ilginçtir ki Yann Tiersen de sıradan bir insan gibi davranarak bütün gizemiyle Bozyel’in hayatında yer emiştir.

Tiersen, müziklerinde  olduğu gibi kendi hayatında da insanların anılarına, hissettiklerine dokunabiliyor. Onun müziklerinde en sevdiğim özellik; bize kimi zaman bestesindeki sırrın içinde bir huzur kimi zamansa bestelerindeki gizemle aynı anda neşeyi vermesidir. Onun müziklerinde aslında sadece dinler ve hissederiz. Müziğinin doğasına bizi de katar ve müziğini hissettiklerimizle birleştirir. Evet, bazen sadece müziği hissederiz ama dikkatli olun; bu gizemli adam bir gece sizin de hayatınıza renk katabilir.

 

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
Can Bonomo’nun Bir Diğer Yüzü “Anakchronismus”

Besteleriyle, şarkılarıyla, danslarıyla tanıdığımız Can Bonomo aynı zamanda bir ressam! "Şiir, benim hayatımın orta yerinde duruyor. Resim, benim için bir...

Kapat