Bazı Şairler Ölür, Sonrası Kalır | Edip Cansever

“Edip Cansever’i Ağustostaki doğum gününde anmayı yeğlerdim. Değil sevgili ölülerin, sevgili sağların bile hızla unutulduğu bir ülkede, bir yıl içinde bir gün bile sevdiklerince ve okurlarınca unutulmamış olduğu için kutlamak isterdim onu. Ama onun benden beklediği Ağustos coşkunu bir yazıyı yazmaya hazır değilim daha, belki gelecek yıla…

Bütün yazarlar, yüzü olmayan bir okur kitlesine seslendiklerini bilirler, yine de çoğu zaman özel bir yüz için yazarlar demiştim; onun vereceği tepkidir önemli olan. Bir öykü mü yazdım, hemen Edip Cansever’i arardım, onunla paylaşmak isterdim öykümü. Edip bir şiir mi yazdı, ne güzel, “Öğleüstü, Pasaj’da buluşup kutlamaya ne dersin?” Birbirimizi pohpohlamaya dayalı eleştiriler değildi eleştirilerimiz ama benzer kanallarda ses aradığımızdan ortaya çıkan yeni yapıtın başarısı, bir mutluluk kaynağı oluyordu. (Bu mutluluğu kaç kişi paylaşıyor acaba?) Edip Cansever’e bu mutluluğu, sonra da bu mutsuzluğu borçluyum işte. Geçenlerde, uzun bir süre sonra yazı masasının başına öykü yazmak için oturduğumda, “Mutlaka haber vermeliyim, çok sevinir,” deyip telefona sarıldığımda, birdenbire yaşadığım mutsuzluğu, bir yıldır atlatamadığım çöküntüyü. Sevgililik ya da aşk duygusu zamanla yara alabiliyor, örselenebiliyor, bitebiliyor. Bitmeyen tek aşkın, gerçek ve lirik bir dostluk olduğunu Edip Cansever öğretti bana. Her doğum günümde tek kopya olarak yazılmış, istersem yayımlatabileceğim izniyle armağan edilmiş şiirleriyle bana yaşamımda ve yazımda esin kaynağı oldu. Tek ihaneti, ölmesiydi.”

Tomris Uyar / 29 Mayıs 1987

 “… Kafam da çok büyüktü gövdeme göre. Okulda ‘koca kafa Edip’ diye kızdırırlardı. Bir de mektep dönüşü kavgaları… Kimseyi dövebildiğimi hatırlamıyorum.

Ortaokulda ikinci sınıfta ilk şiirimi yazdım. Bir çocuk dergisine yolladım ve çıktı. Artık şairdim.”

edip-cansever-2

“Şiir yazıyorum ve Tevfik Fikret’in etkisindeyim. Salim Rıza Kırkpınar çok iyi şiir okuyor. Şiiri başka türlü sevmeye başlıyorum. Son sınıftaki hocam Hakkı Süha Gezgin şiiri yasaklıyor.

 … İstanbul dergisine bir şiir yolluyorum, çıkıyor, ikincisini yolladığımda cevaplar kısmında beni dergi yazıhanesine çağırıyorlar…”

edip-cansever-3

İlk şiiri 1944 yılında İstanbul Dergisinde, sonradan pişman olacağı lise çağlarında gençlik hevesiyle yazdıklarının yer aldığı ilk şiir kitabı da “İkindi Üstü” adıyla 1947’de yayımlanıyor.

ikindi-üstü

“Müthiş kitabımı, İkindi Üstü’nü o sıralar çıkarıyorum. Önüme gelene veriyor ya da yolluyorum. Varlık’ta Melih Cevdet’in kısa bir tanıtması çıkıyor. Seviniyorum. Orhan veli, sanırım adı “Karikatürden Şiire” adlı bir yazı yazıyor. Benim bir mısramı alarak, böyle mısra yazılmaz anlamında bir şeyler söylüyor. Oysa şimdi mısra hep böyle yazılıyor.

Ha, kitabı yayınlamadan önce Tanpınar görmek istiyor, bir ramazan günü, Tünel’de Narmanlı yurdundaki yerine gidiyorum. Çay fincanlarının içinde kahve getiriyor ve başlıyor okumaya. Merakla bekledim. Bitirdi, gözlüğünü çıkarıp masaya koydu ve “Bunlar çok güzel şeyler, ama çok. Ne var ki hiçbiri şiir değil.” dedi. Hiçbir şey anlamadım tabi…”

edip-cansever-4

1946 yılında İstanbul Erkek Lisesi’nden mezun oluyor ve Kapalıçarşı’daki babasından kalan dükkânda halı ve antik eşya ticareti yapmaya başlıyor.

edip-cansever-5

“Eskiden antikacı dükkânı olduğunun bilinmesini bile istemezdi. Aslında antikacılık değil de, dükkân (zenginlik göstergesi) sahibi olmak tedirgin ediyordu Edip’i. Dükkân olayı, belli biçimde ortadan kalktıktan sonra, o tedirginlik de bitti. Bu kez eski nesnelere de daha başka bakmaya başladı. O alandaki birikimini de değerlendirmek istiyordu sanki. Bir kitap hazırlayacaktı, her şiir ayrı bir değerli taşın öyküsü. O taş nereden nereye gitmiş, kim kimi öldürmüş… Bunu da insanlığın öyküsü içinde gerçekleştirecekti. Sonra bu birleştirme tasarısından vazgeçti. Elmasları, akikleri, pırlantaları kendi öyküleri içinde serbest bırakmak daha doğru olacaktı.”

Cemal Süreya / Günler

edip-cansever-6

“… Öncelikle şiir yazmaya eğilimli olmalıyım. Yani şiire yatkın bir duyarlıkla yüklü olduğumu bilmeliyim ilkten. Sabahları başlarım yazmaya. Kaç saat çalışacağım hiç belli olmaz. Belli bir saatte, belli bir yerde, herhangi bir işim olmamalı. Günlerce masa başından kalkmayacakmış gibi koyulmalıyım işe. Çok sigara içerim. Alkolün damlasını koymam ağzıma. Öyle esin filan beklemem, esini kendim çağırırım masama. Dergiler karıştırırım, bazı kitaplara bakarım, hiç belli olmaz, bir de bakarım ki, o nereden ve nasıl geldiği bilinmeyen ses sözcüklere, dizelere dönüşüvermiştir birden. Uzun bir şiire başlamışsam rahatımdır oldukça. Çünkü her gün yapacak bir işim var demektir ki, sürekli çalışırım. Şiirlerimi yazı makinesiyle yazarım. Yazarken aynı anda şiiri görmek önemlidir benim için. Ön çalışmalarım kalabalıklara karışmak, yolculuklara çıkmak, yıllardır bitiremediğim İstanbul’u adım adım dolaşmaktır. Bir de denizsiz yapamam. Yaşamım bir kıyının yaşamı gibidir.”

edip-cansever-7

1947’de henüz 19 yaşındayken evlendiği Mefharet Cansever, 39 yıl süren evlilikleri boyunca onun her daim ilk okuru olmaya devam ediyor.

edip-mefharet-cansever

Tomris Uyar’a olan aşkı ise her doğum gününde (15 Mart) ona şiirler yazdırıyor.

“Tomris rakıyı çok severdi, bense onu…”

edip-cansever-tomris-uyar

“Çoğu kez önceden yazdıklarımı yeniden yazmayı denerim. Bu iki türlü sonuç verir. Ya şiiri büsbütün bozarım ya da yeni boyutlar katarak zenginleştirmiş olurum. Bozmuşsam yazmayı ertelerim.” 

edip-cansever-

“Bir bira içmek istiyordu kaç gündür

Masaya biranın dökülüşünü koydu”

2013’e gelince lise kitaplarında sansürleniyor!

masa-da-masaymis-edip-cansever

Kışları İstanbul’da yazları ise şiir yazarak Bodrum’da geçirmek istiyor. 8 Ağustos 1928’de İstanbul’da doğan Ömer Edip Cansever maalesef 1986 yılında Bodrum’a yerleşeli bir ay olmuşken 28 Mayıs’ında aramızdan ayrılıyor.

edip-cansever-8“Bir ölü nedir ki bir ölüm nedir

Acıyla kirlenmektir, acıya sevinmektir.”

edip-cansever-olum-haberi

“Edip’in ölümü gerçekten sarstı beni. Başka bir ilişki vardı aramızda. Öyle çok fazla ahbaplık etmezdik ama sürekli düşünürdük birbirimizi.

İlk tanıştığımız gün arkadaşlığımızın renklerini de, baştan sona, olduğu gibi götürecek bir çerçeve oluşmuştu: Orhan Kemal, Hüsamettin Bozok, Agop Arad, Muzaffer Buyrukçu, Edip Cansever, Cemal Süreya… İlk günkü dostluk, sonuna kadar…

Fatih’teyken, T.S. Eliot’un Türkçe çevirilerini didikler, Kafka’yı beklerdi.

Bir sobanın borusu eğri duruyorsa, onu severdi; kendisinin de öyle bir sobası olmadığı (olamayacağı) için hayıflanırdı.

Cansever!

Saat dört dedi mi, masanın örtüsü üstünde bir “beyazlık” olsun ister. Uçucu bir şey vardı kadehinde, bir gaz. Yudumladığını göremezdin.

O canlı, o ilk Edip’le, bütün hesaplarını vermiş eski bir uygarlık gibi gözlerini aralayan son Edip arasında bir ayrım var mı diye düşündüm.

Yok bir ayrım.

Her şeye karşın, alaturkayı elden çıkarmayan bir adamdı.”

Cemal Süreya / Günler (561. Gün)

Ve ayrıca ölümünün ardından şu dizeleri kaleme alıyor.

edip-cansever-siirleri

 

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
Gittiğinde İz Bırakmayan Şair / Everett Ruess

Ressam ve edebiyatçı Everett Ruess, doğayı, keşfetmeyi ve macerayı sevdi; kendi çizimleri ve baskılarıyla süslediği üç kitabı bulunan şair, ‘’...

Kapat