“BEN FRANZ KAFKA KADAR YALNIZIM”

“Gregor Samsa bir sabah rahatsız edici düşlerinden uyandığında, yatağında kendisini kocaman bir böceğe dönüşmüş olarak buldu.”

1915’te savaş çığlıkları arasında yayınlanan bir kitap… Die Verwandlung; yani Dönüşüm. Kitap Türkçeye ilk çevrildiğinde ‘Değişim’ ismini almışsa da Ahmet Cemal’in çevirisiyle gerçek kimliğine kavuştu. Çünkü kitapta bir ‘Değişim’ değil, bir ‘Dönüşüm’ söz konusuydu. Aile kurumunun bireyi yabancılaştıran, bir diğer ifade ile yok eden yanlarını dile getiren Dönüşüm; aynı zamanda toplumun dışına çıkan bireyin, yine toplumun tarafından ezildiğini tüm gerçekliğiyle dile getirir. Bu gerçeklik her ne kadar evrensel düzeyde bir anlatıma sahipse de bir o kadar da Kafka’nın kendi yazgısını ve kendi gerçekliğini taşır içinde. Peki neydi Kafka’nın gerçekliği?

Kafka, 3 Temmuz 1883’te Prag’da ‘Yalnızlık’ olarak tanımlanabilecek bütün bir hayata ilk adımını Hermann ve Julie Kafka’nın altı çocuğunun ilki olarak attı. İki erkek kardeşi henüz bebekken yaşama veda etti. Üç kız kardeşi ise Nazi toplama kamplarında… Kafka kötü bir çocukluk dönemi geçirdi. Babasıyla hiç anlaşamadı. Babasının Kafka üzerinde yarattığı otorite neredeyse Kafka’nın bütün yaşamını ve eserlerini kapsıyordu. ‘Dönüşüm’ kitabında Kafka’nın babasıyla olan ilişkisi ve bu ilişkinin kendisinde yarattığı etkileri çok rahat bir şekilde anlaşılıyor.

Yaşamındaki yalnızlık neredeyse her alanda kendisini gösteriyordu. İki kez nişanlanıp bir türlü evlenemediği Felice Bauer ve birlikteliklerinin imkansızlığına rağmen uzun yıllar mektuplaştığı Milena Jesenka, Kafka’nın hayatındaki hüzün ve yalnızlık hikayelerinden beklide en önemlileri. Hayatının en önemli dönüm noktası ise Max Brod ile tanışması ve edebiyat dünyasına girmesi olarak ele alınabilir. Tüm bunlarla beraber bir türlü vazgeçemediği suçluluk psikolojisi, benlik algısındaki kırılma, kendi kendini ötekileştirme ile Kafka kendi yazgısının tüm özelliklerini eserlerine yansıtmıştır.

Mutlaka Bakınız  Dünyanın En Büyük Sanat Festivalinden Etkileyici Fotoğraflar

Kafkaya sorulan soru üzerinden;

Kafka’ya sorulur: Niçin üzülüyorsun ki? Hiçbir eksiğin yok.

Haklısın, diye yanıtlar. Hiçbir eksiğim yok kendimden gayrı.

“Nosce te Ipsum” yani “Kendini bil!” Delfi Tapınağı’nda yazan o meşhur söz. İnsanın anlam arayışının ilk adımı ve tamamlayıcısı. Hem kendisinin hem de kendisiyle beraber olan her şeyin. Bu bağlamda Kafka’ya sorulan soru dikkat çekicidir:

“Niçin üzülüyorsun ki?”  Ve devamı “Hiçbir eksiğin yok.”

Yaşamın tamamlayıcısı olarak dış dünyayı gören bilince ait bir soru ve üzüntünün ancak dış dünyanın eksikliğinden kaynaklandığını zanneden bir idrak. “Haklısın.” diyerek nezaket gösteren Kafka’nın cevabı:

“Hiçbir eksiğim yok, kendimden gayrı.”

Dış dünyanın tamlığı değildir insanın arayışı, dolayısıyla üzüntüde dış dünyanın eksikliği değildir hakikatte. Aksine “Kendini bil/menin bedelidir” gayrısından vazgeçmek. Ve kendinden eksik kalmanın, uzak kalmanın bedelidir üzülmek. Bu yüzdendir ki yola hep hüzünle çıkılır. Hüzün, insanın kendisine yaklaştıkça azalan bir heybenin içindekiler gibidir. Yine insanın kendini bilmesi ve kendini fark etmesi için yalnızlığa ihtiyacı vardır.

Gustave Janouch, Franz Kafka’ya bir vesileyle şöyle sorar:

(Gerçekten de) O kadar yalnız mısınız?

Kafka başıyla tasdik eder.

Kaspar Hauser kadar mı?

Kafka güler:

Onunkinden de beter. Ben Franz Kafka kadar yalnızım.

Kalabalıklarla dolu bir yalnızlıktır kendinden başka her şeye sahip olmak. Kendini bilmek ise yalnızlığın en kalabalık halidir, hakiki yalnızlığın…  İnsanın kendinden uzaklaşmasının ve bu uzaklığın yarattığı dönüşümün romanını bu gerçekliğiyle yazar ve 3 Haziran 1924 tarihinde hayata gözlerini yumar Kafka; ömrü boyunca yalnızlığı ve kendinden mahrumiyetiyle. Babasıyla aynı mezara defnedilen Kafka için yaşamın talihsizliği ölümüyle de son bulmamıştır.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
İngiliz Edebiyatının Kraliçesi: George Eliot

İngiliz Edebiyatı Viktorya Çağı denince akla Charles Dickens’dan hemen sonra George Eliot gelir. Asıl adı Mary Ann Evans olan George Eliot,...

Kapat