Bilgeliğin Arttığı Yerde Keder de Artar / Tarkovsky

 “Bu doğalcılık suçlamalarını hiçbir zaman kabul etmedim. Ben bir salon sanatçısı değilim ki müşterilerimin hoşça vakit geçirmelerinden sorumlu olayım! Benden hesap, yalan söylediğimde sorulsun.” ( Andrey Rublev’e gelen eleştiriler üzerine Tarkovsky)

Rusya’nın ortaçağına değinen; yıkımların, baskıların ve de ölümlerin anlatıldığı bir Tarkovsky filmi, Andrey Rublev. Film, İktidar hırsı uğruna kardeş katlinin vacip olduğu; savaşların bitmek bilmediği bir ülkede sanatını icra etmeye çalışan bir keşişin hikâyesi üzerine kuruludur.

Her şeye rağmen resim yapmayı sürdüren Andrey Rublev; bitmek bilmeyen Tatar saldırıları, yaşanan açlık, işkence ve fiziksel zorluklar karşısında dinsel sorgulamalara başlar. Bu nedenle artık resim yapmakta kararsızdır. Sanatçı-iktidar ilişkisine değinen Tarkovsky, filmindeki yaratılış olgusunu yıkım ile yansıtır. Siyah beyaz çekimlerde, film boyunca yağmurlu ve karlı sahneler vardır. Rublev çamurlu yolları arşınladıkça; soytarılar, ayyaşlar ve pagan inancına sahip insanlarla karşılaşır. Ancak bu insanlar, dönemin siyasi ve dinsel algısının ötesinde olduğu için işkencelerden geçirilir ya da öldürülür.

“İnsanlık aptallığa ve alçaklığa teslim edildi.”

Rus prensleri arasında yaşanan iktidar hırsı nedeniyle şehir adeta bir kaosa bürünür. Tatarlar şehri yağmalayıp yakarlar. Dilsiz bir kıza tecavüz etmeye yeltenen bir adamı öldürmek zorunda kalan Rublev ise bütün inancını yitirir. Gördükleri karşısında derin bir yalnızlığın içerisinde kaybolan Rublev, resim yapmayı bırakır. Rus kültürünün ahlaki değerlerine de yansıtan Tarkovsky bu sahnelerle, sanatçıyı toplumun gerçekleriyle yüzleşmeye davet eder. Bu kısımlarda Tolstoy ve Dostoyevski etkileri hissedilir.

“15. yüzyılın dünyasın o şekilde yeniden inşa etmeliydik ki bugünün seyircileri kostümlere, konuşma tarzına, çevre düzenlemesine ve mimariye bakıp kendilerini müzede sanmasınlar.”

Simgesel anlatımın yoğun olduğu filmde, savaş görüntüleriyle beraber kilise üzerine yağan kar bütün atmosferi değiştirir. Dilsiz kız ölen annesinin üzerine kapanıp öylece kalmıştır. Bu sefer kilisenin üzerine yağan karı, ağır çekimlerle anne- kız üzerinde görürüz. Tarkovsky’nin filmlerinde hiç eksik etmediği atlar yine kadrajdadır. Kilise kapısında beliren atlar, düşen atlar, yüzen atlar, savaşta ölen atlar… Görüntülerle birlikte adeta Bruegel tabloları yeniden can bulur. Yaşam artık çerçevenin ötesine geçmiştir.

Yaşanan savaş sonrası, kıtlık baş gösterir. İnsanların tek yiyebildiği şey, çürümüş elmalardır. Andrey Rublev’in derin sessizliği devam eder. Köyde hayatta kalan tek genç ise çan ustasının oğlu Boristir. Prens büyük bir çan yapımı için sipariş vermiştir, ancak bunu yapabilecek kimse yoktur.  Henüz çocuk yaşta olan Boris, büyük uğraşlar sonucu çan yapımını üstlenir. İvan’ın Çocukluğu’nda gördüğümüz inançlı-cesur çocuk karakteri burada da karşımıza çıkar. Aynı zamanda Boris’in de tıpkı İvan karakteri gibi anne ve babasının olmayışı, Tarkovsky’deki anne- baba özleminin yansımadır.

Boris’in gece gündüz uyumadan büyük bir inançla çanı bitirmeye çalıştığını gören Rublev, Boris’i günlerce izler. Boris’teki inanç ve tutku Rublev’i derinden etkiler. Çan bittikten sonra toplanan kalabalık büyük bir hayranlıkla çanı seyreder. Boris ise bir ideayı başarmanın mutluluğuyla uzak bir yerde hıçkırarak ağlar. Rublev, Boris’in yanına giderek uzun zaman sonra yeniden konuşur ve Boris’i teselli eder. Bu esnada beyaz bir at ve beyaz kıyafetler içerisinde bir kadın, ağır çekimlerle sahneye dâhil olur. Kadın, gülümser vaziyette Rublev ile göz göze gelir. Bir anda siyah beyaz görüntü yerini gösterilen ikon resimleriyle renkli görüntülere bırakır. Tarkovsky bu final sahnesiyle yitirilen bir umudu tekrar var etmiştir. Tanrı, iktidar, ahlak, hırs ve umut üzerine kurulu film, dönemin siyasileri tarafından yasaklansa da hem tarihsel yapısı hem de sanatsal ifadesi kuşkusuz ayrı bir öneme sahip.

“İnsanlara insan olduklarını daha sık hatırlatmalıyız… Kötülük her yerde. Her zaman seni otuz gümüşe satacak birileri olacaktır.

Sevil Ateş

MSGSÜ Sanat Tarihi bölümü mezunu.
Kültür sanat editörlüğü ve yazarlığı yapıyor. Tiyatro ve performatif sanatlar ile uğraşıyor.
Sanat Karavanı Yazarı.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
”Kadınlar İnsandır, Erkekler İse İnsanoğlu”

‘‘belki de en çok ağrıma giden, kadın olmak havuç, maydanoz doğramak ütü yapmak, pantolona iki çizgi çekmek illa yer süpürmek,...

Kapat