Bilinmeyen Adanın Öyküsü / José Saramago

“…ben bilinmeyen adayı bulmak istiyorum, o adaya ayak bastığımda kim olduğumu öğrenmek istiyorum, bilmiyor musun ki, kendinden dışarı çıkıp kendine bakmadıkça kim olduğunu asla bilemezsin…”

Bilinmeyen Adanın Öyküsü, Portekizli büyük usta José Saramago’nun dünyayı ve insanı anlama, kendini bulma yolculuğunun berrak bir yansıması…

İnsan, yeryüzüne, gideceği yolun, varacağı yerin haritasıyla gelmemişse de, göğün sık ağaçlarla örtündüğü bu puslu ormanda, Saramago’nun sözcükleriyle ışıldayan patikada, aydınlığa dair bir ipucu bulabilir.

Saramago insanın arayışını; gerçek doğasını, amacını, acılarını, hayallerini yani insanın ta kendisini tüm derinliğiyle ve bilgece kavrar; bu karmaşık gerçekliği bir su damlası kadar berrak ve yalın biçimde kağıda döker. Kapitalist sisteme karşı insanın, yalnızlığın, kaybolmuşluğun, direnişin sesidir büyük usta. Yapay sistemlere karşı doğal ve gerçek olanı savunur. Çünkü insan, doğasıyla uyumlu yaşarsa kendini gerçekleştirebilecektir. Dayatmacı sistemlerin, insanı özünden nasıl uzaklaştırdığını su gibi akışkan bir üslupla anlatır. Üslubu zihinler arasında adeta köprü kurar. Sözleri, kendi bilincinden okurun bilincine akar. Dünyada ve yeryüzünde, herkesin ve her şeyin eşit olduğuna, birlikte bir bütün olarak devinip aktığımıza dair inancını, sözcükleriyle üfler benliğimize. Kurduğu dünya, farklılıklarımızın ötesine geçip, ‘hepimizde birden olanı’ açığa çıkarır. Farklılıkların ötesindeki ‘bir’liği anlatan büyük usta, bu nedenle yer ve kişi adlarını büyük harflerle diğer sözcüklerden ayırmaz, nokta ve virgül dışında noktalama işareti kullanmaz, anlatım ve diyaloğu tırnak işaretleriyle ayırmaz. Birlik duygusu, bir bütün halinde akan sözcüklerde vücut bulur önce. Metinleri, klasik kurgunun ötesinde, okuyan üzerinde rüya haline benzer bir etki yaratır.

Anlatıcıların sesleri art arda akar, bakış açıları ve kipler zamanın içinde kayar, yer değiştirir, değişir, dönüşür… Hayatın, zamanın, insanın kendisi gibi. Böylece, ustanın anlatımı, okurları bir bilinç birliğine doğru götürür. Denize kavuşmak için akan nehirler gibi, okur da okudukça kendine dair gerçeğe akar, ona kavuşmaya gittikçe yaklaşır. Saramago’nun sözcüklerinin okuru büyüleyen yanı da budur. Zihnimizde ve kalbimizde ansızın açan çiçekler gibi, benliğimizi tazeleyip iyileştirirler.

Dikkatli bakılmadığı için görülmeyeni, fark edilmeyeni, bilinmeyeni anlatmanın peşindedir Saramago. Kurduğu dünyaların, çoğu zaman karamsar yanları vardır. Çünkü karanlıkta saklı duranı aydınlatmaya yeltenen öykülerin, önce karanlıktan dem vurmaları gerekir. Karamsarlığın içinde, daima insana dair bir umut filizlenir. Usta yazarın, kurduğu dünyaların toprağına ustaca ve incelikle ektiği tohumlar, umudu yeşertir.

Yoksul bir köylü ailenin oğlu olarak büyüyen Saramago’nun yaşamı, düşünceleri ve fikirleri, ülkesinin maruz kaldığı dikta rejimi, baskılar ve yaşamındaki imkansızlıklarla yoğrularak şekillenir.  Baskı rejiminin karanlığı, bastırılan duygu ve düşüncelerin tohumlarının ekildiği bereketli ve doğurgan bir toprak haline gelir. Saramago’nun insana, dünyaya, eşitliğe, özgürlüğe dair inancı ve umudu böylece biçimlenir. Usta yazar, pusulasını böylece aydınlığa çevirir. Karanlığın olduğu yerde ışık, kötümserliğin olduğu yerde umut vardır. Saramago için aslolan, pusun ardında daim olan ışığın; yaşamın ve insanın görünmeyen, bilinmeyen inceliklerinin farkına varmaktır.

Bilinmeyeni keşfetmek için, bilinmeyen sulara açılmak, bilinmeyen adalara varmak gerekir. “Bilinmeyen Adanın Öyküsü” işte bu yolculuğun öyküsüdür.

Öykünün başlangıcında bir adam kralın kapısını çalıp ondan bir tekne ister. Adamın amacı bilinmeyen adayı bulabilmektir.  Kral adamın isteğine gülüp geçer önce, haritalarda tüm adaların olduğunu söyler. Fakat adam, bilinmeyen bir adanın var olmamasının imkansız olduğunu düşünmektedir. Kralı ikna edip, rüzgârı ardına alan bir yelkeniyle denize açılır, bilinmeyen adaya ulaşmak için…

Öykünün kralı, sarsılmaz bilinen inançların, değişmez sanılan kuralların, yıkılmaz gözüyle bakılan engellerin ve gerçeğin üzerini örten önyargıların simgesidir. Kralın kapısını bir tekne için çalan adam ise en yalın, en duru haliyle insanoğlunun biridir. Kalbindeki özgürlük tutkusu, kendine dair inancı, yaşama dair anlam bulma ihtiyacıdır insanı yollara düşüren. Bilinmeyen sulara açılmak, insanın arayışıdır; bilinmeze doğru rüzgârla süzülüp, bilinmeyeni keşfe çıkmaktır.

Saramago’ya göre “bilinmeyen adaları aramak için en uygun tekneler yelkenlilerdir.” Çünkü yelkenliler kendilerini rüzgâra bırakıp, onun itici gücüyle ilerleyebilir. Bir içgüdüyle, sezgiyle, inançla ya da umutla, incelikle örülmüştür yelkenler. Bunca kırılganlığımızla, rüzgâra kapılıp gitmek cesaret işidir. Bizi bilmediğimiz sulara götüren; uzaklaştığımızı, kaybolduğumuzu, yolumuzu bir daha bulamayacağımızı sanırken dümeni tam da kendimize döndüren itici güçtür rüzgâr. Rüzgâr, yaşamın kendisinden başka bir şey değildir; elbet bizi bilinmezlerle dolu kıyılara sürükleyecek, yeterince sabırlı ve kararlı olursak, sonunda bizi kendi kıyımıza, bilinmeyen adamıza getirecektir.  Bilinmeyen ada, kendimizden, kendi gerçeğimizden başkası değildir.

“Bilmiyor musun ki kendinden dışarı çıkıp kendine bakmadıkça kim olduğunu asla bilemezsin” der öyküde Saramago. İnsan, kendi karanlığından dışarıya çıkıp kendine bakabilirse gerçeği görecektir.   Yıllar sonra dönüp gençliğimize bakmak ve daha önce görmediklerimizi görmek gibi… Aslolan bunu yaşadığımız anda yapabilmektir. Adına ister deneyim deyin, ister değişim; herkes bilinmeyen adasının peşindedir. Kimi yolculuğunun farkındadır, kimi yaşamın onu savurduğu yöne çekilir…  ‘Farkında olan’ insan, kendinde saklı gerçekleri, yaşama dair gizleri öğrenir.

İnsanın kendini bilmesi, yeryüzünde neden ve hangi amaç uğruna var olduğunu anlaması, amacıyla uyumlu yaşaması, Saramago’nun yazınının kalbidir. Sokrates’in “kendini bil” sözcükleriyle ifade ettiği bu kadim amaç, çok daha uzak geçmişten bugünlere gelmiştir. Delphi tapınağının kapısındaki bu iki sözcük, insanlık tarihinin büyük düşünürlerinin felsefelerinin temelidir. Hakikat, dışarıda değil, insanın içindedir; öğrenilmez, ancak hatırlanabilir. İnsan, doğasıyla uyumlu yaşadıkça, kendini gözlemleyip anladıkça gerçeğe ulaşır. Kişi yanıldığını, kaybolduğunu, bir çıkmaza saplanıp kaldığını düşünse dahi yaşamdaki yolculuğu onu daima ileriye taşır. Saramago’nun deyimiyle, “…kader hep böyle davranır bizlere, hemen arkamızdadır, omzumuza dokunmak için elini çoktan ileri doğru uzatmıştır, bizlerse hala, geçti gitti, gösteri bitti, yine aynı hikaye, diye homurdanıp dururuz.”

 

1998 Nobel Edebiyat Ödülünün sahibi olan usta yazar, kendi bilinmeyen adasını bulmak için çıktığı yolculuğu, büyülü sözcükleriyle tüm kalplerle ve zihinlerle paylaşmış, bilinmeyen sulardaki tüm yeryüzü yolcularına ilham ve aydınlığa uzanan bir yol haritası vermiştir.

 

 

Aslı Eti
Boğaziçi Üniversitesi Felsefe bölümü
İletişimci, yazar
Sanat Karavanı Yazarı

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
VHS Kasetlerden Tünel Yapmak: Zilvinas Kempinas

“VHS (Vertical Helical Scan)” kasetleri hatırlıyor musunuz? Hani şu 1980 – 90’ların analog video kayıt ve oynatma ortamı olan kocaman...

Kapat