Bir Çeşmeye Koşar Gibi Koşuyorum Sana /Cemal Süreya

“Biz koşuyu kaybettikten sonra da koşan atlarız

Seni seviyorum.”

İçimizde her saniye, her dakika artan hüzün, havsamıza yapışan sancı ve gökyüzünde umut arayışı. Hayatın yüreğimizdeki acıları derinleştiren tavrı, hiç değişmedi şimdiye denk. Sevgiyi ararken sevgisizlik sarıyor her yanımızı. O yüzden bir sevdaya gebeyiz hepimiz. O sevdaya tutunup acımızı bölüşürsek, belki şu dünyada daha güçlü oluruz.

Sevda sözlerinin bini bir para” deyip, acılarını bölüşüp sevdasına dizeler ekleyen bir şair Cemal Süreya. Öyle ki çok sevdiği Zuhal’i ya da Elif’i (Cemal Süreya’nın eşi Zuhal Tekkanat’ın, şiir yazarken kullandığı isim Elif Sorgun’dur. Şair, bir de Elif adında bir kız çocuğuna hasrettir. O yüzden Elif ismini sıkça dillendirir) hastanede yatarken dahi dizeleriyle, sözleriyle yalnız bırakmamış ona hasretini mektuplara dökmüştür.

“N’olur, akkavak kızı, anla beni.  Bu sevgimi hor görme. Kendininkine uydur, yakıştır. Bu satırlarımı ilk evimizin altındaki kahvede yazıyorum. Ve ben seni o ilk günlerdekinden daha büyük bir tutkuyla seviyorum. Biz iki ırmak gibi ayrı yerlerden koptuk geldik, kavuştuk bir noktada, yanıbaşımızdan küçük bir kol da alarak büyük bir nehir meydana getirdik; birlikte akıyoruz şimdi. “

Şair, sevdasına eklenen yoksulluğa, olumsuzluklara rağmen yılmamıştır. Çünkü bilir, ikisi yan yana oldu mu ne yoksulluk kalır ne de umutsuzluk.

“Beykoz’a ilk gittiğimiz gün kazan ve kovalarla su taşıdığımızı, hortumla su taşıdığımızı, asıl onu hiç unutmam. Doğu kapısı otobüsüne yetişmek ne güzel oluyordu. Kısacası, çok güzel günlerde yaşadık bu arada. Kimsenin tadamayacağı bazı mutlulukları da tattık, sanırsam. Sonunda gelip kentin iyice magazinleştiği bir semte yerleştik yeniden. Şimdiyse Başkente yolcuyuz… Evet, ne anılar. Nice serüven geçirdik, ne dostluklar eskittik, bir biz ikimiz kaldık ayakta. Aynı sapta tüveyçlerini birbirine dönmüş iki çiçek gibiyiz; bir de tomurcuğumuz var.”

Şimdilerde iyice anlamını yitiren ‘aşk’ sözcüğünü de pek sevmemiştir şair. Öyle ki, sevdası sözcüklere sığmaz, aşar her şeyi. Süreya, sevginin de örselenmemesi gerektiğini, ince bir çizgide olduğunu tekrar hatırlatır bize.

Düşünüyorum da aşk sözcüğünü de biraz eksik buluyorum şu senlen ben arasındaki ilişkiye. Daha büyük, daha sağlam bu bizimki.   Aşk onun içinde bir kısım galiba. Ötesinde aşkla birlikte, ama yer yer,  zaman zaman onu aşan başka duygular, başka esriklikler, başka baş dönmeleri de var. Kişi kimi zaman çok sevmenin getirdiği yanlışlıklara da düşüyor. Sevdiği şeyi göğsüne fazlaca bastırırken örseliyor onu. Hoyratlaşıyor bir yerde aşk.”

Küçük yaşta yaşadığı sürgünler, yıkımlar, ölümler belki de hiç dinmeyen ağıtıdır Süreya’nın. Sevgiye açtır, çünkü annesini küçükken kaybetmiştir. Sevgiye açtır, çünkü hiç bilmediği bir coğrafyaya sürgün gitmiştir ve babasını da erken yaşta kaybetmiştir.

Bizi bir kamyona doldurdular. Tüfekli bir erin nezaretinde Sonra o iki erle yük vagonuna doldurdular. Günlerce yolculuktan sonra bir köye attılar. Tarih öncesi köpekler havlıyordu. Aklımdan hiç çıkmaz o yolculuk, o havlamalar, polisler. Duyarlılığım biraz da o, çocukluk izlenimleriyle besleniyor belki. Anam sürgünde öldü, babam sürgünde öldü. Memo’ya (Memo, eşi Zuhal’den olan oğlu)  ve sana duyduğum sevgide bu ölümleri de, bu öksüzlükleri de değerlendirmelisin.

“Sizin hiç babanız öldü mü?”

Şair Beykoz semtinde yaşama hayali kurarken bazı sebeplerden dolayı Ankara’ya gitmişti. Bir taraftan memurlukla uğraşırken bir taraftan da sevdiği şiir ve edebiyat çevirilerine devam etmeye çalışıyordu. Ve o sıralarda devam eden siyasi bunalım Süreya’nın mektuplarına da yansımıştı.

“Bu gece faşizmin son gecesi mi?

Yarın akşam, daha doğrusu yarın gece kurtulmuş olacağız. Öyle mi olacak? Ben inanıyorum buna. Tersini düşünemiyorum bile.”

Her şeye rağmen şiire devam eden şair, umudun şiirde olduğunu ve şiir yazmanın kişiye direnç katacağını belirtmiştir.

“Şiir yaz. Şiirdir kişiyi kurtaran bu karanlık, bu yalnızlıkla, berbatlıklarla dolu evrende… Canım çok sıkılıyor. Ama her acıya alışmayı öğrenmişimdir ben.”

Ankara’da kaldığı yıllarda şairin sıkıntısı oldukça derindir. Devam eden siyasi ve politik sıkıntının yanında; eşinin ve oğlunun İstanbul’da oluşu, bir türlü kiralık ev tutamaması ve Zuhal’in devam eden hastalığı Cemal Süreya’yı oldukça yıpratmıştır.

 Ey Ankara, Ankara. Bütün sevdiklerim İstanbul’da!

Biraz yağmur yağıyor: için için.

Ey düzyazı, sen ancak uçağa binebilirsin!

“Biletim öldü

Gömleğim kirli”

Hadi gözlerinden öperim.

Resim yapmak istiyorum: kendi ölümün resmini.

Şairin Ankara hayatı, beklemekle geçmiş desek yeridir. Oğlunu beklemiş, siyasi bunalımın düzeleceğini beklemiş; yazılarından kazandığı paraların verilmesini beklemiş ve en önemlisi sevdiğini beklemiştir.

 Sevmek ne uzun kelime!

Derin deniz mavisi.

Ne zaman geleceksin?

Cemal Süreya’nın uzunca süren hasreti ve yalnızlığı, sevdasına daha da sıkı tutunmasını öğretmiştir.  Nitekim, hayat oldukça kısaydı.

“Hayat uzun değil sevgilim. Güzel geçirmeliyiz hayatımızı. Sen yanımda ol, gam kasavet çeker gider. Türkülenirim. Mutluluk gelir ılım ılım. Sevda sözlerinin bini bir para.”

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
Çin Tapınakları Rock Yıldızı Oluyor

Çinli sanatçı Du Kun eserlerinde tema olarak rock yıldızlarını kullanmakta. Pekin’ de yaşayan sanatçı; müziğin yaratılması, şöhretin yönleri, sanatçı aurası...

Kapat