Bir Değerin İzinde | Cahit Beğenç

Unutulmuşluğun verdiği bir acı vardır. Ya da sonradan hatırlanmış olmanın. Bu cümleleri yazarken verilen hangi tür acıya dâhil olduğumu bilmiyorum. Galiba kıymetli ve mütevazı bir yaşamı olan adamı sonradan hatırlamış, fark etmiş olmanın verdiği acı bu. Fakat o, bu acı çemberinin içine hiçbir zaman girmemiş.

‘Ufacıkkenden beri, 80’lik anamın dilinden dinlediğim şu öğütleri buraya almayı kendime borç sayıyorum, övünüyorum da üstelik:
Bak, köy köy seni ululamaya gelmişler. Başın gökte, burnun havada olmasın; kendini gökteki kartallarla bir tut, yerdeki karıncalarla eş tut. Gül ol göğüslerine soksunlar, tel ol başlarına taksınlar.
Başına bir iş gelir; dişini sık, sonunu bekle: çalılara basmayan, halılara basmaz.”


Böyle başlamaktadır Sedef Kız adlı öykü kitabına Cahit Beğenç. Daha gösterişlileri için kulaktan çıkarılan küpelerden değildir onun küpeleri. Küçük yaştan itibaren annesi Ayşe Hanım’ın söylediği ne varsa kulağına teker teker eklenmiş ve eklenmekle kalmamış öykü kitabının başında yer etmiştir. Peki, kendi kültürünü, birkaç ana öğüdünü yazdığı öykülere kadar taşıyan Cahit Beğenç kimdir?

1910 yılında Fethiye ilçesine bağlı İncirköy’de doğmuştur. İlköğrenimini Fethiye’de, orta ve lise öğrenimini İzmir’de, yükseköğrenimini Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Fransız Dili ve Edebiyatı bölümünde tamamlamıştır. Ülkemizin yetiştirdiği önemli sosyologlardan ve yazarlardan biri olan Cahit Beğenç aynı zamanda gazetecilik de yapmıştır. Gazetecilik yaptığı dönemlerde birçok ili gezip görme fırsatı bulmuştur. Farklı yörelerden kazandığı birikimleri roman, öykü, deneme ve makalelerinde başarıyla işlemiştir. 1943 yılında Sedef Kız adlı öyküsüyle Türk Dil Kurumunun ilk ödülünü almıştır.  Telif ve tercüme olmak üzere yayımlanmış 24 eseri vardır. Mütevazı hayatından asla vazgeçmemiştir. 1994 yılında geçirdiği kalp krizi sonucu hayata gözlerini yummuştur.

Ne yazık ki Cahit Beğenç, Türk Edebiyatı’nın arka sayfalarında kalan bir isim olmuştur. Buna sebep belki kaynakların yetersizliği belki de göz ardı edilmesidir. Eserlerinde çok ciddi ve önemli bir hamle yaparak yabancı kelimeler yerine Türkçe karşılıklarını akışı bozmadan kullanmayı başarmıştır. Cahit Beğenç’in eserleri için yalın-akıcı bir dil ile destansı ve şiirsel anlatım tanımları yapılabilir. Hatta belki de bununla ilgili tanımlar çoğaltılabilir. Ancak onun eserlerinde en önemli ayrıştırıcı özelliğin ‘samimiyet’ olduğunu düşünüyorum.
Evet, samimiyet. Çünkü onun kaleminden çıkmış bir eseri okurken gidip Dombal Dede ve Eşe Nine’nin yaktığı ateşe konuk olabilir, Zühre’nin hakkındaki dedikodularla birlikte günaha girebilirsiniz. Peki, ‘Su hiç uyur mu?’… Uyumaz derseniz eğer öğrenmek için Hatça ablanın yanına bir uğrayabilirsiniz. Onunla beraber ‘Ebih! Başımıza gelenler! Ne uyuyup duruyor bu böyle bakayım! Biz sabaha kadar uyansın diye bunun başını mı bekleyip duracağız burada! Nahal (nasıl) uyanmazmış bakayım!’’ diye suyu azarlayabilirsiniz.

‘Gün gedikten görününce gözden ırar, geyik gibi kayalarda dolaşırdı… Gün anaya kavuşunca yavru olur, ürkek ürkek yanaşırdı. Ay ağlayıp da orta yeri boyladı mı, dudaklarımı omuzlarında taşırdı o, o kız, o, Boncuk’lu Yörük kızı, Sedef…’

Şu anda Cahit Beğenç’in, ‘Denemelerim’, ‘Sedef Kız’, ‘Masallar’ ve ‘Koca Küp’ adında Cumhur Kitap tarafından yayımlanmış dört eseri vardır.

 

Okumadan geçmeyin:

Kentten ‘Geyikli Gece’ye Kaçış | Turgut Uyar

 

Nazlıcan Kaya

Dumlupınar Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü öğrencisi.
Sanat Karavanı Yazarı.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
Anadolu Tiyatro Ödülleri’nin Kazananları Açıklandı!

Tiyatro Gazetesi tarafından bu yıl üçüncüsü düzenlenecek olan Anadolu Tiyatro Ödülleri'nin kazananları açıklandı. Yıl boyunca gerçekleştirilen tiyatro etkinliklerini takip eden,...

Kapat