Bir Delinin Hatıra Defteri

Modernizmin sunduğu sayısız nimete sorgusuz sualsiz sarılınca, onlara mahkûm olunca;

Yalnızlaşıyoruz,

Yabancılaşıyoruz,

Öfkeleniyoruz,

Cahilleşiyoruz,

Sevgisizleşiyoruz,

Körleşiyoruz.

İnsanı unutuyor, insana dair değerleri görmezden gelmeye başlıyoruz. Tiyatronun; soysuzun içindeki soyluluğu, zayıfın içindeki güçlüyü, kötünün içindeki iyiyi, çirkinin içindeki güzelliği yansıtabilen gücüne inanıyoruz. Körleşmemek, öfkelenmemek, cahilleşmemek için gerçeğin bin bir yönünü tiyatro ve tüm sanatçılarımızla birlikte paylaşıyor ve perde diyoruz!

Yazıma 2011 – 2012 yıllında Ankara Devlet Tiyatrosu Müdürü olan M. Akif Yeşilkaya’nın tiyatro için söyledikleri ile başlamak istedim. Oyun başlangıcında, devlet tiyatroları tarafından hazırlanan oyun fotoğraflarının yer aldığı, ekibe ve onların düşüncelerine yer verildiği, yazarın hayatı ve oyunun içeriği hakkında kısaca bilgi edinebileceğiniz bir tanıtım dergisi satılıyor. Yazı için dergiyi tekrar karıştırırken M. Akif Yeşilkaya’nın bu sözlerini yeniden okudum ve günümüzde tiyatro üzerinden oynanan oyunları, tiyatronun nasıl bir itibarsızlaştırılma çabasına sürüklendiğini bugün daha net bir şekilde kavradım. Bu nedenle yazıma en doğru başlangıcın buradan yapmam gerektiğini düşündüm.

Bir Delinin Hatıra Defteri Gogol’un en güzel kısa öykülerinden birisi olarak nitelendirilir. Hikâye, Çar I. Nikolay’ın baskıcı devrinde yaşamış küçük bir devlet memurunun hayatı üzerine merkezlenir. Günlük türünde yazılan hikaye, başkahraman Popriçin’in deliliğe doğru gidişini anlatır.Yaşadığı sıkıcı ve tekdüze hayata bir de müdürünün kızına duyduğu aşk eklenince, içinde bulunduğu girdap iyice büyür. Popriçin’in baskıcı sisteme boyun eğmeme çabaları ve yaşadığı gelgitler kendisini İspanya Kralı sanmasına kadar gider ve olaylar akıl hastanesine kapatılmasıyla son bulur. Bu nedenle Bir Delinin Hatıra Defteri, en eski ve kapsamlı şizofreni tanımını içeren hikâyelerden birisidir.

Benim oyunla tanışmam dört yıl öncesine uzanıyor. O yıllar, Başkent İletişim Akademisinden oyunculuk dersleri almaktaydım. Konservatuar sınavlarına hazırlananlar, gündelik hayatın tekdüzeliğinden kurtulmak isteyenler ve hobi olarak tiyatroya gönül verenlerden oluşmuş yaklaşık 15 kişilik bir topluluktuk. Dersten önce oyuna bilet aldık. -ki o dönem oyun resmen kapalı gişe oynamaktaydı- Bilirsiniz bir kesim, tiyatroya gönül vermiş insanların paralarını çok seviyor ve bu işin ticaretini yaparak karın doyuruyor. Nitekim biz de o dönemde Ankara Devlet Tiyatrosunun sattığı altı liralık bileti, en uygun otuz liraya bulabilmiştik!

Oyun, o dönemde Ankara’da Devlet Tiyatrolarına bağlı olan Stüdyo Sahnede oynamaktaydı. Tek perdeden oluşan tek kişilik bir oyunun başkahramanı Popriçin’i Erdal Beşikçioğlu canlandırıyor. Sahne düzeni yuvarlak bir platform üzerindeki vinç ve ışıklandırmalardan oluşmaktadır.

bir-delinin-hatira-defteri-2

Oyunda monologlar oldukça dikkat çekmektedir. Her oyunda yer alan ancak bu oyunda sayıca biraz daha fazla olan monologlar içsel ve çevresel eleştirilerde bulunmaktadır.

Benim sevdiklerimden birkaçını sizinle de paylaşmak isterim:

Sevgili günlük! Bugün zor geçti, sonunda yanındayım.

Nasıl delirdiğimi düşündüm yarı akıllı aklımla. Karışık harflerle anlamsız kelimeler türetip anlaşıyorum göremediklerimle, kendimce. Duyamadıklarımı zorlayamam, duyabileceğim sesler çıkarmaları için… Kendimi zorlarım, o ayrı konu. Her zaman her şeyin kendi kendine olmasını bekleyemem değil mi?

Evet bekleyemem. Zaten bunları nasıl düşündüğümü de bilmiyorum ama bir gün anlayacağım. -bak bunu bekleyebilirim- Silgi yok bu arada kusura bakma, daha önce yazdıklarımı düzeltemiyorum. Onun yerine kıvırıp kendi kendimi düzeltmeyi uygun görmekteyim. Sanırım delirmemde bunun da etkisi var… Neyse, görüşürüz!bir-delinin-hatira-defteri-3

Günlüğüm!

Bugün sinirliydim biraz…

Geçmişte kral vardı. Sonra kralcılık türedi. Zamanla kraldan çok kralcı olmak söz konusu oldu.

Şimdi herkes kral… Herkes kralcı.

Herkes kendi kendinden çok kralcı…

Âlem buysa, kral sensin.

Kraldan çok kralcı olmak

Kuraldan çok kuralcı olmak…

Sonra dedim ki kendime, boş ver. Öyle de geçiyor günler, böyle de. Başka tutunacak dalım yok biliyor musun? Ne için bir dala tutunmaya ihtiyacım olduğunu da bilmiyorum aslında. Hatıralarım da yok ki geçmişe dair, anlatayım sana. Burada geçirdiğim her günü böyle ifade etmeyi seviyorumdur belki de. Belki de sevmiyorumdur ama buna ihtiyacım vardır?

Neyse… Tabi bunu yarın da yapacağım, bekle beni!

bir-delinin-hatira-defteri-4

Geçmişi biraz hatırlamaya çalıştım bugün günlük. Ve gördüm ki;

Eskisi gibi değilim sanırım. Delirdim gerçekten. Ama şu bildiğin delilik değil bu. Saçmalamanın en saçması, delirmenin en mantıksızı (!)

En ürkütücüsü ve tehlikelisi diyebilirim, daha iyi tanımlayabilmek için. En azından karşımda ne var, görebilirim az da olsa. Bir kısmını tanımak yeter şimdilik. Çünkü hiçbir zaman karşımıza ne çıkacağını bilemeyiz. Bazen de ne zaman çıkacağını bilemeyiz. Oyun da değil bu, kurallardan bahsetmek mümkün değil. Hareketlerin bir anlamı yok, hareketsizliğin de bir anlamı yok.

Sadece gözlerini ondan ayırmaman gerek. Onu takip etmen, senin için en avantajlı konuma geçmen gerek. Hızlı hareket etmelisin, her an bir şeyler olabilir. Her an bir şeyler kaybolabilir, sarsabilir, hasar verebilir, yok edebilir. Seni ve bazen de çevrendekileri.

Kendi de kaybolabilir, bu sana zarar bile verebilir. Yokluğuyla seni korumasız bırakabilir, varlığıyla tehlikenin içine çekebilir. Sadece nötr oluşuyla seni her iki şekilde savunmasız bırakması mümkün. Seni koruyamaz, tehlikenin akıntısına kapılmanı engelleyemez.

Mesela ben ya geçmişimi kaybettiğim için ya da aklımı kaybettiğim için böyleyim. Bunun farkında olmam da ayrı bir konu değil mi? Ahahaha! Espriden anlıyorsun günlük! İyice ısındım sana. Bundan sonra her gün uğrayacağım.

bir-delinin-hatira-defteri-5

Yazıyı Lemi Bilgin’in tiyatro için söylediklerini paylaşarak bitirmek istiyorum:

İnsanın binlerce yılda yaşayarak

Düşünerek

Umut ederek

Bedel ödeyerek biriktirdiklerini

Unutmamak

Kaybetmemek için

Kabukları kırmak

Sınırları aşmak

İyiye

Güzele

Doğruya ulaşmak için

Perde!

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
İstiklal Marşı’nın Diğer Bestelerini Dinlediniz mi?

TBMM’nin açtığı yarışmada Mehmet Akif Ersoy’un “kazandığı taktirde ödül almamak” şartı ile gönderdiği şiir, 12 Mart 1921 günü 700 eser...

Kapat