Bir Direniş Biçimi Olarak Tiyatro “Hepimiz Deli Doğarız Bazılarımız Öyle Kalır”

Oyunlar bilinçsizce doğru yaşamı prova ederler.
T.W. Adorno 

Dionysos’tan günümüze miras kalan tiyatro, uzunca süre soylu sınıfa hitap etse de hep bir başkaldırı olarak kendini tarihin sayfalarına yazdırdı. Ne kadar “İnsanı, insana insanca anlatma sanatı” dense de tanımlaması için, insanca anlatmanın da ötesinde gerçeğin ta kendisi olarak karşımızda durdu. İnsanların kendisinden, hatta özellikle toplumdan sakladıkları yönleri sahnede kimi zaman alaycı kimi zamanda çok sert biçimde dile getirildi. Belli dönemlerde, özellikle savaş dönemlerimde propaganda haline dönüşen tiyatro, sistemler içinde tehlikeli görülen sanat dallarının başında geldi.

Metafiziğe karşı çıkıp Aristocu mantığı darmadağın eden Brecht, belki de düzene dair karşı çıkışın sembolü oldu.

Ey mutsuzlar!
Kardeşlerinizi boğazlıyorlar, göz yumuyorsunuz.
Çığlıklar duyuluyor ama siz susuyorsunuz.
Aramızda dolaşıp kurbanını seçiyor zorbanın teki,
sessiz kalırsak bize dokunmaz diyorsunuz.
Bok yiyorsunuz!
Ne tuhaf yer burası, sizler nasıl insanlarsınız!
Haksızlık varsa bir yerde eğer ayaklanmalı insan.
Ayaklanma olmuyorsa batsın o şehir yerin dibine.
Yansın bitsin, kül olsun karanlıklar basmadan.

Görsel: Cesaret Ana ve Çocukları- Devlet Tiyatroları Arşivi.

Cesaret Ana ve Çocukları- Devlet Tiyatroları Arşivi

Gerçi günümüzde kapitalizm, acımasızca oyunlar üzerinden sermayesini devam ettiriyor o da ayrı. (Bilet fiyatları hepimizin malumu.)

Fakir ayrı, zengin ayrı,
Ve sanırım bu böyle gidecek.
Size bir ibret yazacağım.
Koyacağım önünüze tüm kanıtları.
Göstereceğim her şeyin ayrımda yattığını.
(Toparlak Kafalılar ve Sivri Kafalılar, Korkunç Masal)

Görsel: Eugene Lonesco

                                                                    Eugene Lonesco

Özelikle kişilerin hırsları, ihanetleri ve insanoğlunun dayanılmaz acizliğini eserlerinde konu alan Shakespeare, kurgusal düzende farkındalık yaratarak tiyatro ile yüksek zümreye egolarını hatırlattı çoğu kez.

Ey Alınmamış kan!
Ne zavallı bir eşekmişim ben! Nasıl oldur da,
Öldürülmüş sevgili babasının biricik oğlu ben,
Gökler, cehennemler öç almaya zorlarken beni.
Oturmuş gönül avuturum kelimelerle,
Kaldırım yosmaları, aşçı yamakları gibi!
Tuh, yazıklar olsun bana!
Ey kafam, silkin artık!
Nerede duymuşum: Birkaç kanlı katil,
Bir oyun seyrederken tiyatroda,
Öyle ciğerlerine işlenmiş ki bir sahne,
Kalkıp dökmüşler ortaya cinayetlerini,
Çünkü dili yoktur ama cinayetin.
Birden konuşuverir bir mucize gücüyle.
Babamın öldürülmesine benzer bir oyun
Oynatacağım bu oyunculara, amcamın önünde.
(Shakespeare- Hamlet)

Görsel: Hamlet-Devlet Tiyatroları Arşivi

Hamlet-Devlet Tiyatroları Arşivi

Rolün bir araç olduğunu ve tiyatronun yoksullaşmasını savunan Grotowski, oyunlara seyirciyi de dâhil ederek edilgen bir oluşumdan, etken bir yapıya geçişte oldukça etkili oldu.

“tiyatro insan doğasının keşfinin törensel bir eylemidir. Tiyatro, bir kışkırtma alanı ve dolayısıyla, oyuncu için de kendine ve başkalarına meydan okunan bir yerdir.”

grotowski

Varoluş sancıları çeken insanoğluna, ironik diliyle bu dünyadaki hiçsizliğini hatırlatan Samuel Beckett ise, sahneyi ve oyuncuları doğal bir alan olarak algıladı ve gerçekliği absürd bir ifade ile bize sundu.

“Hepimiz deli doğarız bazılarımız öyle kalır”
(Godotyu Beklerken)

Görsel: Godotyu-Beklerken- Kocaeli Şehir Tiyatroları Arşivi

Godotyu Beklerken- Kocaeli Şehir Tiyatroları Arşivi

İnsanoğlunun; çelişkileri, çıkmazları, yalnızlığı, çaresizliği Melih Cevdet ile artık trajikomik bir hal alıyordu. Öyle ki bizler birer karasinek gibi kaşınıp duruyorduk.

Mutluluk nedir diye sorsanız bana, kaşıntıdır derim. Bir gün az kaldı mutlu oluyordum. Bir sancı saplandı belime, kıvrana kıvrana yatağa düştüm. Böbrek taşı imiş. Sancıdan öleceğim. Sabaha karşı idi, doktor geldi, morfin yaptı. Derdemez o korkunç sancı kesiliverdi, çok güzel bir dünya başladı birdenbire… İnanamıyordum… Mutlu idim, tam anlamı ile mutlu… Mutluluğumu doya doya tatmak istiyordum… Ama o ara, kulağımın arkası kaşındı Azıcık. Şöyle sinek ısırmış gibi. Bense kolumu kıpırdatmak istemiyordum, mutluluğuma ara vermemek için. Ama o kaşıntı bozuyordu mutluluğumu. Çaresiz kaldırdım kolumu, kulağımın arkasını kaşıdım, tam olsun mutluluğum diye. Kolumu gene yanıma uzattım. Biraz sonra… Biraz sonra gene o kaşıntı. Kaşıdım, biraz sonra gene. Gene kaşıdım. Bitmedi, bitmedi namussuz kaşıntı, iğneledi durdu ve berbat etti mutluluğumu. O günden beri, ne zaman şöyle mutluluğa benzer bir şey duyacak olsam, bakalım bunun kaşıntısı nerden başlayacak diye beklerim. Beklediğim de gelir başıma.
(Melih Cevdet Anday – Mikadonun Çöpleri)

Görsel: Mikadonun Çöpleri 1996 yılında İstanbul Şehir Tiyatroları'nda sahnelenişinde kullanılan afiş

Mikadonun Çöpleri 1996 yılında İstanbul Şehir Tiyatroları’nda sahnelenişinde kullanılan afiş

Günümüzde sansür ve baskıya maruz kalsa da, tiyatro direngeç yapısıyla var olmaya devam edecektir. Nitekim tiyatronun doğuş yeri meydanlar ve sokaklardır…

Ey zavallı milletim dinle. Şu anda, hepimiz burada seni kurtarmak için toplanmış bulunuyoruz. Çünkü ey milletim, senin hakkında, az gelişmiştir, geri kalmıştır gibi söylentiler dolaşıyor. Ey sevgili milletim! Neden böyle yapıyorsun? Neden az gelişiyorsun? Niçin bizden geri kalıyorsun? Bizler bu kadar çok gelişirken geri kaldığın için hiç utanmıyor musun? Hiç düşünmüyor musun ki, sen neden geri kalıyorsun diye durmadan düşünmek yüzünden, biz de istediğimiz kadar ilerleyemiyoruz. Bu milletin hali ne olacak diye hayatı kendimize zehir ediyoruz. Fakir fukaranın hayatını anlatan zengin yazarlarımıza gece kulüplerinde içtikleri viskiler zehir oluyor. Zengin takımının hayatını gözlerimizin önüne sermeye çalışan meteliksiz yazarlarımız da aslında şu fakir milleti düşündükleri için, küçük meyhanelerinde ağız tadıyla içemiyorlar. Ey şu fakir milletim! Aslında seni anlatmıyoruz. Sefil ruhlarımızın korkak karanlığını anlatıyoruz. İşte onun için sana yaşamıyoruz. Senin yanında bir sığıntı gibi yaşıyoruz. Hiç utanmıyor muyuz? Hiç utanmıyoruz.
(Oğuz Atay- Oyunlarla Yaşayanlar)

Oğuz-Atay-Oyunlarla-yaşayanlar

Sevil Ateş
MSGSÜ Sanat Tarihi bölümü mezunu.
Kültür sanat editörlüğü ve yazarlığı yapıyor. Tiyatro ve performatif sanatlar ile uğraşıyor.
Sanat Karavanı Yazarı.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
Damla Katuk

Adım Damla Katuk. 25 Ağustos 1990 İstanbul doğumluyum ve İstanbul’da yaşamaya devam ediyorum. 2008 yılında Sabit Büyükbayrak Yabancı Diller Ağırlıklı...

Kapat