Bir Erkeğin En İyi Dostu Annesidir: Psycho Filminin Analizi

Filmimiz müthiş bir sıradanlık ile başlar. Bu sıradanlığı “müthiş” diye betimlememizin sebebi kameranın Arizona kenti üzerinde pan yaparak bizi “öylesine” bir binanın penceresine götürmesidir.

psycho-1Bu sıradanlık seyircinin içeride sevgilisi ile post-coital (seks sonrası) bir konuşma yapmakta olan Marion Crane ile özdeşleşmesi için ilk adımdır. Marion bizden biridir, sokakta gezen herhangi bir insandır ve o anda herhangi bir binanın içinde herhangi bir insan ile birliktedir. Kamera pencerenin arasından odaya doğru zoom yapar ve Hitchcock daha filmin ilk dakikasından itibaren seyirciyi röntgenci yerine koymuş olur.

psycho-2

Beyaz iç çamaşırları ile odanın içinde gezinmekte olan Marion Crane ve sevgilisi ile karşılaşırız. İkili kaldıkları otelin çıkış saatinin yaklaşması üzerine giyinmeye başlarlar. Marion, bunun Samuel ile bir otel odasında görüştüğü son sefer olduğunu söyler. Evlilik hayalleri kurmakta olan genç kadın ilişkisini daha saygın bir boyuta taşımayı amaçlamaktadır. Samuel bazı evli çiftlerin sırf heyecan olsun diye ucuz otellerde sevişmeyi tercih ettiklerini söylerek konuyu kapatmaya çalışsa da Marion onların bunu kendi istekleriyle yapmakta olduklarını, kendisinin de evlenmek istediğini belirtir. İlişkilerini gizlemeyen çalışırlarken, birliktelikleri saygınlığını yitirmektedir.

Samuel babasının borçları ve eski eşine ödemesi gereken nafakayla uğraşmakta olduğunu belirtir, yani evlendikleri takdirde ekonomik durumları daha da kötüye gidecektir. İşte tam da bu noktada az sonra “macguffin”imiz (seyircinin çok üzerinde durmadığı fakat yönetmenin göstermek istediği obje veya tam tersi) olacak olan 40.000 doların gerekliliği gözümüze gözümüze sokulur. Hitchcock filmlerinin okuması uğraş gerektirir zira alt metin birçok kaynağa dayanmaktadır. Fakat özünde anlatımı çok yalındır, her kesimden insanın anlayabileceği şekildedir. Hatta bazen seyirciyi o kadar aptal yerine koyar ki izlerken “Alacağın olsun Hitchcock” der mahçup olursunuz. Rear Window’da Jeff’in alçısının üzerinde koca koca “Burada L.B. Jefferies’in kırık kemikleri yatmaktadır” yazması buna en güzel örnektir.

“Sam: Bu ilişkiyi bitirip, dışarıda daha müsait birilerini arayacak mısın?”

Film ile ilgili çok da mühim bir detay olmasa da Samuel bu repliği ile “Ben tipik bir Hitchcock erkeğiyim!” diye bağırırken gözünüzün önüne Rear Window’daki beş dakika önce artistlik yapmakta olan Jeff’in evden çıkmak üzere olan Lisa’yı geri döndürme çabası geldi mi?

psycho-3

Marion ofise vardığında da “evlilik” unsuru yakamızı bırakmaz. Ofise teşrif eden zengin adam Marion’un patronundan ev satın almıştır. Cassidy kızının ertesi gün evleneceğini ve kendisini bırakacağını anlatırken Marion’a açık açık asılmaktadır. Adamın anlattıkları filmde, Elektra Kompleksine değinilen nadir anlardan biri.

Cassidy’nin Marion’ın neredeyse babası yaşında olmasının, ona uygunsuz bir şekilde yakınlaşmasının ve “mutsuzluğu bir şeyleri satın alarak örttüğünü” söylemesinin yegane sebebi seyircinin Marion ile özdeşleşmesini sağlamaktır. Zira Marion kendisine Cassidy tarafından emanet edilen 40.000 doları çalma girişiminde bulunacaktır ve gerçekleştirdiği bu hareket Cassidy’nin kabahatleri yüzünden seyircinin gözünde meşrulaşacaktır.

psycho-4

Bir sonraki sahnede Marion’ın saflığı temsil eden beyaz iç çamaşırları ve çantası yerini siyah olanlara bırakmıştır. Genç kadın eşyalarını toparlar ve para ile beraber odayı terk eder.

Seyirci ve arabası ile Phoenix’den uzaklaşmakta olan Marion yolculuk boyunca yakalanma tehlikesi ile burun buruna gelir. Ne de olsa seyirci de artık Marion’ın suçuna ortak olmuştur değil mi? Genç kadın, sevgilisinin parayı gördüğü zamanki tepkisini zihninde canlandırırken kırmızı ışıkta durur ve patronuyla karşılaşır. Marion adamın parasını çalmaktadır fakat biz içten içe birbirlerine baktıkları süreç boyunca genç kadının başına bir şey gelmeden oradan uzaklaşmasını isteriz.

psycho-5

Sonra ise Marion’ın arabasını yol kenarına çekip uyuması bir polisin dikkatini çeker. Genç kadınla konuşan polis, Marion’ın telaşlı davranışlarından şüphelenir ve onu takip eder. Marion bu sırada bir oto galeriye uğrayıp kendisine yeni bir araba alır. İzleniyor olmanın verdiği baskı ile eski arabasını saçma sapan bir rakama satıverir ve eşyalarını onun bagajında unutur.

Peki ya ağırlıklı olarak Oedipal sorunlar üzerine kurulu olan bir filmde böyle bir sahnenin işi ne? Tekrar ediyorum, aslında Hitchcock oldukça yalın bir anlatıma sahiptir. Hiçbir sahne kare israfı değildir. Her sahnenin bir amacı vardır. Eğer polis karakteri filme dahil olmasaydı ve Marion yaşadığı panik sebebi ile açık vermeseydi seyircinin kaos beklentisi, filmin geri kalanı ile alakası bile olmayan 40.000 doların üzerine nasıl çekilecekti ? Bakın, 40.000 dolar nasıl da birdenbire “macguffin”imiz haline geliverdi!

psycho-6

Marion gece vakti, yağmur sebebiyle zorlu bir araba yolcuğu yaparken patronu ile Bay Cassidy’nin durumun farkına nasıl varacaklarını düşünmektedir. Bay Cassidy’nin konuşmalarını duyduğumuz esnada Marion’un suratında oluşan sapkın tatminkar ifade sizce de Norman Bates’in son karesine benzemiyor mu? Yani aslında Marion henüz onunla tanışmadan bile Norman olmuştur. İki ismin de aynı harflerden oluştuğunu unutmayalım.

psycho-7

Marion’ın Bates Motel’e vardığı sahne filmin en önemli sahnelerinden biri. Genç kadın arabasından iner ve resepsiyonda bekler. Kendisiyle kimsenin ilgilenmemesi üzerine dışarı çıkar ve yan taraftaki evi görür. Kornaya basıp kendisine yardımcı olacak birinin gelmesini bekler. İnce, uzun, genç bir adam Marion’ın yanına gelir ve seyirci ilk kez Norman Bates ile karşılaşır. Norman resepsiyonun ardındaki yerini alır ve Marion’a doldurması için bir form verir. Bu esnada otoyolun yerinin değiştiğini, bu sebeple de oteldeki 12 odanın 12’sinin de boş olduğunu söyler.

Marion’ın forma yazdığı isim, kendisi ve sevgilisinin adlarının birleşimi olur: Marion Samuels. Tam bu esnada Norman anahtarlara yönelir. Norman genç kadına hangi odayı vereceğini düşünürken Marion ise forma hangi şehri yazacağını düşünmektedir. Marion’ın gözü çantasındaki gazeteye çarpar ve manşette gördüğü ilk şehri yazar: Los Angeles. Tam bu esnada eli 3 numaralı odaya gitmiş olan Norman fikrini değiştirir ve 1 numaralı odanın anahtarını Marion’a verir.

Peki Norman’ın kararsızlığının sebebi ne olabilir? Hemen söyleyelim. 1 numaralı oda Norman’ın açmış olduğu gözetleme deliğinin gördüğü odadır. Norman kadının cazibesine kapılıp harekete geçip geçmemek arasında kararsız kalmış olabilir veya polis ile otomobil satıcısı gibi kadına dair bir şeylerin ters gittiğini düşünüp bunu kendi yasadışı eylemine bahane etmiş olabilir (seyircinin Cassidy’nin ahlak dışı tavrını nasıl bir bahane haline getirdiğini hatırlayalım). Belki de daha basit bir sebep olarak Los Angeles’tan gelen birinin yozlaşmış olabileceğini düşünüp şansının daha fazla olduğuna karar vermiştir.

Senarist Joseph Stefano ilk sebebi doğrulamış olsa da çekimler esnasında seyircinin aklını karıştırmayı amaçlayıp amaçlamadıklarını bilmiyoruz. Norman, Marion’a kalacağı odayı tanıtır fakat sıra banyoya gelince “banyo” kelimesini söylemekten kaçınır. Bazı kaynaklara göre, bu, Norman’ın yaşanacaklardan tamamen habersiz olmadığını göstermektedir. Sahneleri sırasıyla incelemekte fayda var, bu sebeple biz en iyisi bu banyo konusuna “Piece de Resistance”da yani filmin en can alıcı sahnesine geldiğimizde girelim.

Marion, Norman’dan en yakın restoranın nerede olduğunu öğrenir fakat ne yazık ki yağmurda restorana ulaşmak oldukça zordur. Bunun üzerine Norman, genç kadını akşam yemeği için evine davet eder. Ardından Norman odadan ayrılır. Odada yalnız kalan Marion ilk iş 40.000 doları çantasından çıkarır ve daha önce “Los Angeles” şehrini uydurmasına yardım etmiş olan gazeteye sarar. Tam bu esnada Marion, Norman ve annesinin konuşmasına kulak misafiri olur. Bu Bayan Bates’in filmdeki 3 önemli diyalogundan ilkidir.

Anne: Hayır, sana hayır diyorum! Yemeğe yabancı genç kızları getirmene izin vermem! Yemek de herhalde mum ışığındadır… Basit, erotik kafalı erkeklerin, basit erotik tarzında!

Norman: Anne, lütfen.

Anne: Ya yemekten sonra? Müzik? Tatlı fısıldaşmalar?

Norman: Anne o bir yabancı, karnı aç ve dışarıda yağmur yağıyor.

Anne: Tabi, o sadece bir yabancı! Sanki erkekler yabancıları arzulamazlar. İğrenç şeylerden bahsetmeyeceğim çünkü beni iğrendiriyorlar. Anlıyor musun evlat? Git ve ona, o çirkin iştahını oğlumla ya da yemeklerimle doyuramayacağını söyle. G*tün yemediği için ben mi söyleyeyim yoksa? Ha evlat? G*tün yiyor mu?

Norman: Kapa çeneni! Kapa çeneni!

Norman Bates ile tanıştığımıza göre artık asıl analizimize başlayabiliriz. Cinayetten hemen önceki bu sahne açık bir şekilde seyirciyi eve girip “sesi bulma” konusunda provoke etmektedir. Psycho’nun ana konusu aslında cisimleştiremediğimiz yani bedenini göremediğimiz bir sestir. Slavoj Zizek buna “acousmetre” der. Acousmetre duyulan ancak kimin yahut neyin çıkardığı görülemeyen seslere denir. Örneğin telefonda konuştuğunuz kişi bir acousmetredir.

Defin işlemi simgesel bir eylemdir. Hayalet ise defnedilmemiş veya uygunsuz şekilde defnedilmiş cisimsiz bir varlıktır. Aynısı acousmetre için de geçerlidir zira burada da yüzeyde gezinen ve kendini cisimleştirmeye çalışan bir şey vardır. Annenin sesi kendine beden aramakta olan bir acousmetredir. Filmde anneyi görüyor muyuz? Hayır! Fakat Marion’ın kardeşi bodrum katına inene kadar gördüğümüzü düşünüyoruz. Norma Bates’in görüntüsü usta kamera açıları eşliğinde, en ufak şüphe uyandırmayacak şekilde, çok anlık bir biçimde sunuluyor seyirciye.

Hitchcock filmlerindeki kadınların (Grace Kelly ve Tippi Hedren’i düşünerek Norma Bates’i “Hitchcock kadını” terimi ile betimlemek istemedim) uzun uzadıya konuşmaları ile evdeki huzuru kaçırdıklarını hepimiz biliyoruz. Fakat bu durum genellikle karakterlere oldukça dramatik bir şekilde geri döner.

psycho-8

Norman elinde süt ve sandwich ile motele geri dönerken Marion verandaya çıkar. Norman genç kadının annesi ile yapmış olduğu konuşmayı duyduğunu anlar ve ondan özür diler. Marion yemeği odasında yiyebileceklerini düşünüp buyurgan bir biçimde kapının yanına çekilir. Norman odaya doğru bir adım atar fakat sonra ayakları başladığı noktaya geri döner. Yemeği bürosunda yemenin daha “iyi” ve sıcak olacağını söyler.

Doppelganger kelimesini belki daha önceden duymuşsunuzdur ama yinelemekte fayda var: Doppelganger bazı kaynaklarda (özellikle de mitolojide) şeytani ikiz anlamına gelmektedir. Biz “ikiz” kelimesini kullanmak istemiyoruz zira doppelganger kişinin aynısıdır. Psycho’da doppelgangerımız psikolojiktir. Anne yanlış bedende cisimleşmiş bir acousmetredir, bu sebeple Norman’ın bölünmüş kişiliği doppelgangerdır.

Annenin ‘süperego’yu Norman’ın ise ‘idi’ temsil ettiğini düşünerek aralarında geçen diyalogu bir daha okuyalım. Şimdi her şey çok daha anlaşılır oluyor. İd yani Norman Marion’u isterken, süperego yani anne onu yargılamaktadır. Her insanın içinde bir “iç çocuk” ve “iç ebeveyn” vardır. Önemli olan iç ebeveynin denetimini göz ardı etmeden iç çocuğun isteklerini gerçekleştirmek. Yani buna otokontrol olarak da adlandırabiliriz. Marion’un odasına girmek isteyen iç çocuk, iç ebeveyn tarafından bastırılmıştır. Bu sebeple iç çocuk isteğini gerçekleştirmek için süperegonun uygun göreceği bir yer olan büroyu tercih etmiştir.

psycho-9

Büro sahnesinde gözümüze takılan ilk şey odadaki doldurulmuş kuşlar. Tabi Hitchcock bu konuda seyirciye güvenecek değil ya? Bol kuşlu bir sahne ile baş başa bırakıyor bizi. İlk olarak Norman, Marion’un yeme stilini bir kuşa benzetiyor, soyadı Crane yani İngilizce’de “turna” anlamına gelen Marion’un. Sadece o da değil, Marion zaten İngilizce’de “anka” anlamına gelen Phoenix şehrinden gelmiyor mu? Hemen öteki kült Hitchcock filmi olan Birds’ü analım. Film, birbirleri üzerinde üstünlük kurmaya çalışan Melanie ve Mitch çiftinin cinsel güdülerinin kuşlar aracılığıyla bastırılması ile alakalıydı. Bir başka deyişle kuşlar Melanie’yi toplumun ona biçtiği rolün dışına çıktığı için cezalandırıyorlardı. Peki bu durum Psycho’daki Marion için de geçerli mi? Sanmıyorum zira iki film arasındaki en büyük fark Birds’ün kuşları oldukça canlı iken Psycho’dakilerin doldurulmuş olmaları.

Bu esnada Norman’ın taksidermi ile ilgilendiğini yani odadaki kuşları kendisinin doldurduğunu öğreniriz. Bu da bize otomatik olarak kuşların Norman’ın cinselliğini simgelediklerini düşündürtür. Norman laf arasında kuşların “pasif” hayvanlar olduklarını, bu sebeple onları doldurmaktan hoşlandığını ve taksiderminin tüm vaktini doldurduğunu anlatır. Norman kendi annesini de bu şekilde muhafaza etmektedir. Acaba Norman tüm vaktini işgal edenin annesi olduğunu mu ima etmektedir?

Bana göre “Bir erkeğin en iyi arkadaşı annesidir” filmi en iyi açıklayan repliktir. Marion, Norman’ın sosyal hayatı hakkında sorular sormaya başlayınca genç adam bu cevabı verir. Herkesin kendi özel tuzağında olduğunu, kimsenin bunlardan kurtulamadığını, kurtulmak için çabalasalar da bir adım öteye gidemediklerini anlatır. Marion bazı insanların bu tuzaklara kasten düştüklerini söyler. Norman ise kendisinin kendi tuzağına doğduğunu düşünmektedir. Nitekim doğrudur, Marion kendi tuzağına kasten düşmüştür fakat Norman’ın bu konuda cezai ehliyeti yoktur, o kendi tuzağına doğmuştur. Bates, İngilizcede tuzak anlamına gelen “bait” kelimesini andırmıyor mu sizce de?

Norman’ın babasını kaybetmiş olması iğdiş kompleksine sahip olmasındaki en büyük etkenlerden biri. Annesi başka bir adamla evleniyor, Bates Moteli satın alıyor. Fakat Norman hem annesini hem de babasını zehirliyor. Tabi hikayenin son kısmını Marion’a anlatmadığı için Norman gibi babasız büyümüş olan genç kadın kendini onunla bütünleştiriyor. Hatta durumu bir adım öteye taşıyıp Norman’ın dediklerinden etkileniyor ve çalmış olduğu parayı geri götürmeyi bile düşünüyor. Bu sebeple de Norman’a teşekkür ediyor fakat bu esnada gerçek soyadını ağzından kaçırıyor.

psycho-10

psycho-11

Norman’ın ziyaretçi defterine bakıp “Marion Samuels” adını görünce gözetleme deliğinin başına geçmesi bize tekrardan Marion’un Bates Motel’e kayıt yaptırdığı sahneyi hatırlatıyor. Ayrıca gözetleme deliğini kapatan tabloda tacize uğrayan bir kadın figürünün olması bize Norman’ın hastalıklı bir ruh haline sahip olduğunu göstermekte.

Filmin Gus Van Sant versiyonundaki en büyük sıkıntı bu sahnede baş göstermektedir. Marion’u delikten gözetleyip mastürbasyon yapan Norman’ın mantıken kızı öldürmemesi gerekmemektedir zira Norman eğer cinsel bir tatmine ulaşabilseydi Marion’u öldürmesine gerek kalmayacaktı.

psycho-12

Marion kağıtları tuvalete atarken bir ilk yaşanıyor, sinemada ilk kez klozet gösteriliyor! Bize göre pek cüretkar bir durum olmasa da o zamana göre büyük bir olay bu. Genç kadının duşa girmesi arınmayı sembolize ediyor zira Marion ertesi gün evine dönüp toplumdaki rolünü geri kazanmaya karar veriyor.

Bu sahne beyazperdenin gerek çekim teknikleri olsun gerekse alt metni olsun en müthiş sahnelerinden biridir. Bernard Hermann’ın alkışlamamız gereken isimlerden biri olduğunu özellikle yazının burasında belirtmek istedim zira besteci, film dünyasının en akılda kalıcı müziklerinden birine imzasını atmıştır. Dönemin sansür uygulaması sebebiyle Janet Leigh’in erojen bölgeleri Hitchcock’un kadrajı dahilinde değildir fakat usta yönetmen görüntülerle bir cambaz gibi oynamıştır.

psycho-13

Kısaca toparlayacak olursak, Norman ile annesi kavga ederken id yani Norman, Marion’u arzuluyor fakat anne yani süperego onu yargılıyor. Ne zaman ki id öne çıkıyor (yani Norman annesini dinlemeyip Marion ile yemek yiyor üzerine bir de kadını dikizliyor), o zaman süperego gelip onu engelliyor yani Marion’u öldürüyor.

Burada annenin yaptığını haneye tecavüz olarak da adlandırabiliriz. Ne de olsa banyo hepimizin en mahrem alanı. Ayrıca cinayet aleti fallik bir obje olan bıçak. Yani aslında bu, ustaca işlenmiş bir tecavüz sahnesi.

Müzik biter, Marion’un cesedi küvetin yanına yığılır fakat duşun sesi hala devam etmektedir. Bu o döneme göre oldukça farklı bir ses kullanımı. Ardından ekran kanı çeken tahliye borusunun ve Marion’un gözünün bulunduğu iki adet yakın plana açılır. Spiral ilk olarak oluğa girer akabinde göze çıkar. İki yüzeyine “Lacan”cı terimler olan “Babanın-Adı” ve “Annenin arzusu”nun yerleştirildiği bir ‘möbius şeridini’ düşünelim. Möbius şeridi sanki iki yüzü varmış gibi duran fakat tek yüzü olan bir şerittir. Marion paternal bir arzu simgesi iken Norman annenin arzusuna sıkışmış bir karakterdir. Yani Hitchcock’un özünde demek istediği: Bir yüzeyde yeterince ilerlerseniz kendinizi şeridin öbür yüzeyine bulmanız çok olası bir durumdur.

psycho-14

Norman odaya girip cesedi görünce Marion’a üzülmez, annesi için korkar ve etrafı temizlemeye başlar. Hitchcock bize Norman’ın odayı nasıl temizlediğini uzun uzun gösterir. Bu sahneyi İtalyan filozof Thomas Aquinas’ın önermesi “Bir erdem kötü amaçlara hizmet edebilir” ile okuyabiliriz. Yani insan isterse kötü bir eylemi “erdemli” bir biçimde gerçekleştirebilir (Bir televizyon dizisi olan Dexter’ı düşünelim). Norman’ın annesini kurtarmak için banyoyu gıcır gıcır yapması seyircinin gözünde ne olursa olsun artı puandır. Zira seyirciye göre bu kadar titiz olan bir şahıs o kadar da kötü biri olamaz.

psycho-15

Norman arabayı bagajında Marion ve Marion’un eşyaları ile birlikte bataklığa doğru sürer (Arabanın plakası olan NFB kuşların efendisi Assisili Francesco’yu simgelemektedir). Araba batmakta zorluk çeker. Bu Norman’ın bir anlık paniğe kapılmasına sebep olur. Eğer bir Francis Ford Coppola filmi olan The Conversation’u izlemişseniz bu sahneyi oradaki tuvalet sahnesi ile bağdaştırmanız oldukça kolay olacaktır. Bataklığın bir tuvalet olduğunu düşünelim. Norman’ın batmayan arabaya bakarkenki ifadesi, sifonu çekince kabahati yüzeyden silinmeyen bir kişinin ifadesine benziyor. Filmin sonunda arabanın bataklıktan çıkarılması, The Conversation’da tuvaletten oluk oluk boşalan kan ile aynı anlamı taşıyor.

psycho-16

Hitchcock filmin ortasında aniden protogonisti öldürerek seyircinin özdeşleşmesini altüst eder. Ne de olsa banyo sahnesine kadar Marion’un yolculuğuna eşlik etmekteydik. Marion’un ölümü üzerine seyirci başka bir karakter arayışına girer. Bay Cassidy tarafından 40.000 doları bulmak üzere tutulan Dedektif Arbogast, Marion’un kardeşi Lila ve filmin başından beri görmediğimiz Marion’un sevgilisi Sam ile özdeşleşmeye çalışırız. Fakat bu mümkün olmaz zira biz çoktan möbius şeridine hapsolmuşuzdur. Artık Norman’ın yolculuğuna eşlik etmekteyizdir.

Lila ve Sam endişe içinde gelişmeleri beklerken Dedektif Arbogast otel otel gezip Marion’u aramaktadır. Sonunda Bates Motel’de Marion’un izini yakalar ve Norman’ı sorguya çeker. Norman’ın annesiyle görüşmek ister fakat Norman onun yatalak olduğunu söyleyip buna izin vermez. Tıpkı bizim anneyi görmek isteyip Hitchcock’un buna müsaade etmemesi gibi.

psycho-17

psycho-18

psycho-19

Dedektif Lila’yı arayıp ona durum raporu verdikten sonra anneyi bulmak üzere Bates Motel’e geri döner. Burada filmin mimari antagonizması üzerinde durmak da gerekmektedir. Norman, Edward Hopper’ın “House by a Railroad” adlı eserinden etkilenerek modellenen, gotik anne evi ile modern bir yapı olan Bates Motel arasında yarılmış bir öznedir. İkisi arasında mekik dokumakta fakat kendine ait yeri bir türlü bulamamaktadır. Ayrıca Psycho’da eve girmek anneyi cisimleştirmek anlamına gelmektedir. Zira henüz anneye dair elimizde olan tek şey o “dırdırcı” sestir.

psycho-20

Ayrıca camdan annenin silüetinin göründüğü gotik ev motifi, Vertigo’da Scottie’nin Madeleine’in silüetini gördüğü sahne ile çok benzemektedir.

Dedektif Arbogast sinema perdesinin içinde bizim bir elçimiz gibi anneyi aramaya başlar. Eve girer ve merdivenlerden çıkmaya başlar. Bu sırada kapı aralanır. O dakikadan sonra aslında hepimiz ne olacağını biliyoruzdur. Anne odadan çıkar ve adama saldırır. Bıçak, Arbogast’ın suratını kestiğinde bunu annenin gözünden görürüz.

psycho-21

psycho-22

Hitchcock bu sahneyi kuş bakışı (plonje) bir şekilde çekmiştir zira eğer annenin sadece sırtını gösterseydi seyirci onun anneyi kasıtlı bir şekilde göstermediğini anlayacaktı. Hitchcock tekrardan sabırsızlıkla beklemekte olduğumuz cisimleşmeyi avucumuzun içinden çekip alır. Dedektif Arbogast’ın akıbetini ise “kedi meraktan ölürmüş” atasözü ile karşılayabiliriz. Cesedi bataklığı boylar.

psycho-23

Arbogast’ın vaktinde dönmemesi üzerine endişelenen Lila ve Sam ikilisi, Şerif Chambers’ın evini ziyaret ederler ve durumu anlatırlar. Şerif’in karısı Norma Bates ve kocasının 10 yıl önce öldüğünü ve Norman’ın onların ölülerini “yatakta” bulduğunu söyler. Filmin sonunda açıklanacağı üzere onları aslında Norman’ın öldürdüğünü biliyoruz. Freud’a göre çocuk, anne ve babasının sevişmesine ilk defa şahit olduğunda bunun sadistik bir tutum olarak görür. Buna “primal sahne” denir. Bu sebeple şerifin karısının Norma Bates’in cesedinin yatakta bulunduğunu söylemesi çok mühim bir detaydır.

psycho-24

Bu esnada annesi adına endişelenmekte olan Norman eve girer. Onun merdivenlerden çıkışını sallanan kamera ile takip ederiz fakat kamera usta bir hareket ile tıpkı bir möbius şeridi gibi dönüp plonjeye çıkar ve annenin odası yerine bizi merdivenler ile baş başa bırakır.

Norman: Pekala anne ben yukarıya…

Anne: Üzgünüm oğlum ama emir verdiğin zaman çok komik görünüyorsun.

Norman: Anne, lütfen.

Anne: Hayır! Meyve kilerinde saklanmayacağım! Benim bir meyve olduğumu mu sandın (burada kullanılan “fruity” kelimesinin Türkçede tam karşılığı bulunmamakta. “Fruity” çoğunlukla eşcinseller için kullanılan şahsın feminen davranışlarına dikkat çeken bir kelimedir)? Burada kalacağım. Burası benim odam, beni kimse buradan çıkaramaz. Hele benim küstah oğlum hiç!

Norman: Anne, gelecekler. Adam kızın peşinden geldi, adamın peşinden gelenler de olacaktır. Lütfen, anne! Sadece birkaç günlüğüne kalacaksın ki kimse seni bulamasın.

Anne: Birkaç günlüğüne mi? Karanlık, rutubetli meyve kilerinde mi? Hayır! Beni oraya bir kez sakladın, bir daha saklanmayacağım! Defol! Evlat, defol dedim!

Norman: Seni taşırım anne.

Anne: Norman ne yaptığını sanıyorsun? Dokunma bana! Norman indir beni! Kendim yürürüm!

Bu sahne Bazin’in “insanı ve canavarı bir arada gösterme” ilkesi ile okunabilir. Zira canavar insanı oluşturan materyallerden oluşmaktadır. Annenin “Dokunma bana!” diye oğluna karşı çıkması primal sahneye gönderilen çok güçlü bir mesajdır. Zira bunu söylediği sırada annenin bulunduğu oda en üst katta bulunan yatak odasıdır. Arbogast’ın, yatak odasını ihlal etmekte olduğu için öldürülmüş olduğunu söyleyebiliriz.

Annenin evine dışarıdan baktığımızda bodrum katını göremeyiz zira en alt kat yani annenin mumyasının saklanmış olduğu kiler, idi temsil eder. Ego, normal yaşam alanı olan giriş katı ile özdeşleşmiştir. Yatak odasının bulunduğu en üst kat ise süperegoyu işaret eder. Yani aslında Norman annesini süperegodan alıp id’e taşır.

psycho-25

psycho-26

Lila ile Sam, Marion’u aramak üzere Bates Motel’e giderler. Sam, Norman’ı oyalarken Lila, Arbogast’dan sonra eve girerek haneye tecavüz eden ikinci karakter olur. Norman Lila’nın eve girdiğini anlayınca Sam’i bayıltır ve eve doğru koşar. Lila ise Norman’dan saklanmak için meyve kilerine girer ve seyirci istediği cisimleşmeyi bir ceset ile elde eder. Bu sahneye dair Anthony Perkins’in muhteşem oyunculuğu dışında bahsetmeyi düşündüğümüz bir şey yok.

psycho-27

Konuşlanacak yer aramakta olan ses çok yanlış bir bedeni ele geçirir. Doppelgangerlar genelde filmin yahut hikayenin sonunda ya ortadan kaybolurlar ya da asıl karakteri özgür bırakırlar. Psycho’da bu seçeneklerden ikisi de gerçekleşmez. Anne, Norman’ın bedenini tamamen ele geçirir. Freud’a göre bölünmüş ego bir hastalıktır fakat Lacan’a göre bu durum oldukça normaldir.

Eğer filmin sonunda anne uygun bir şekilde gömülmüş olsaydı hikaye tam anlamı ile sonlanabilirdi lakin aksine, filmin sonunda Marion’un tabutu işlevini gören arabanın bataklıktan çıkarıldığı sahneye yer verilmiştir.

psycho-28

Kaynaklar:

* “Lacan Hakkında Bilmeyip Hep İstediğiniz Ama Hitccock’a Sormaya Korktuğunuz Her Şey” – Slavoj Zizek * “Hitchcock” – Slavoj Zizek

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
Andy Warhol’un Hayatından Kesitler Sunan ‘New York’ta İki Aylak Sanatçı’ Okuyucuyla Buluşuyor!

Yazar Cyrille Martinez'in kaleminden Şirin Etik çevirisiyle yayımlanan 'New York'ta İki Aylak Sanatçı' kitabı raflardaki yerini aldı. Kitap, sanatçı Andy...

Kapat