Bir Garip Anadolu Ozanı: Karacaoğlan

Bugüne kadar gelen şiirlerinden, türkülerinden adını bildiğimiz Karacaoğlan hakkında Cumhuriyet’in ilk yıllarına kadar önemli bir bilgi edinilememiştir. Halk edebiyatımızın öteki usta ozanlarında olduğu gibi, Karacaoğlan’la ilgili derinliğine bilgilerin sağlanması da ancak ciddi, bilimsel araştırmalara başlanmasıyla ve birçok bilim adamının kendisini halk edebiyatına adamasıyla birlikte olanaklı olmuştur.

Osmanlı Devleti döneminde araştırmaya ve incelemeye dayalı bir “halk biliminden söz edilmeyeceği için, halk edebiyatımızın araştırılmasında, yaşamın her alanında, bilimde, teknikte olduğu gibi halk edebiyatı alanında da önemli bir gecikmeden söz edebiliriz. Bu gecikme nedeniyle, kendiliğinden oluşan birkaç önemli yapıt dışında bir halk edebiyatı incelemesinden söz edilemiyor. Var olan yapıtlara bakıldığında ancak 19. yüzyılın sonlarına kadar geriye gittiğimizde somut çalışmaların yapılmaya başlandığını saptayabiliyoruz.

Atilla Özkırımlı’nın “Tüık Edebiyatı Ansiklopedisinde Karacaoğlan’ın “l6.yüzyılın sonları ile 17. yüzyılın başlarında yaşadığı sanılmaktadır” deniliyor. Çukurovalı olduğu, Türkmen aşiretleri arasında yetiştiği, asıl olarak Anadolu olmak üzere Osmanlı’nın birçok ilini gezip dolaştığı Rumeli’yi gördüğü ve uzun yaşadığı da toparlanan ve kesin olmayan bilgiler arasındadır. Mezarının bulunduğu yerler konusunda da değişik düşünceler ileri sürülmektedir.

Ayrıca tıpkı Pir Sultan Abdal’da olduğu gibi bir “Karacaoğlan Geleneği’nin oluştuğu da söylenmekte ve bu gelenek içinde yetişen Karacaoğlan’lardan hangisinin gerçek Karacaoğlan olduğu konusunda da kesin bilgilerin olmadığı yinelenmektedir. Bu nedenle gerçek Karacaoğlan’ın yaşamöyküsünü ve şiirlerini kesin olarak saptayabilmek olanaksızdır.

16. yüzyılda yaygınlaşan bir Karacaoğlan ününden söz etmek; dönemin birçok cönklerinde şiirlerin rastlanılması, birçok halk hikâyesine girmesi nedeniyle doğru bir saptama olacaktır. Ayrıca yalnız Anadolu’da ve Rumeli’de değil Azerbaycan, Kırım gibi ülkelerde de Karacaoğlan’ın ünlenmiş olduğu bilinmektedir. Örneğin Leh asıllı Ali Ufki’nin “Mecmua-i Sâz ü Söz” adlı koleksiyonunda Karacaoğlan’ın iki türküsünün notalarıyla bulunması, onun yapıtlarının saray çevrelerinde de bilindiğini, türkülerinin çalındığını ve söylendiğini göstermektedir.

Pertev Naili Boratav, “Folklor ve Edebiyatı adlı yapıtının ikinci cildinde Karacaoğlan’ın “kelimenin bütün geniş anlamıyla” şair olduğunu söylemektedir. Boratav’a göre “en büyük iki Güney şairinden biri” (ikincisi Dadaloğlu) olan Karacaoğlan, Güney’in manzaralarıyla çerçevelenmiş insan duygularını en iyi dokuyan halk ozanımızdır. Ünü geniş bir alana yayılmış olan Karacaoğlan, bugüne gelebilen beş yüzden fazla şiiriyle dönemine damgasını vurmuş bir ozanımızdır.

Böyle bir büyük şairin yaşamı da elbette sıradan insan yaşamları gibi olmayacaktır. Karacaoğlan’ın yaşamı menkıbelerle doludur ve onun yaşamını ancak ana hatlarıyla ve menkıbeler halinde bilme şansımız vardır.

Boratav’ın yukarıda sözü edilen yapıtına göre Karacaoğlan’ın yurdu olarak Bahçe ilçesinin Farsak Köyü ile Feke ilçesinin Gökçe Köyü en yakın olasılıklar olarak ortaya çıkıyor. Şiirlerinde anlattıkları olaylarla, yaşadıklarıyla hangi dönemleri içine alan bir zaman diliminde ve nerelerde yaşamış olduğunu da ancak güçlü olasılıklar olarak ortaya koyabiliriz. Yukarda söylediğimiz iki köy, onun asıl memleketi olması olasılığı en güçlü olan yerleşim yerleridir. Bozulmuş, değiştirilmiş şiirlerinden yola çıkılarak Mersin, Maraş, Gaziantep, Silifke, Gülnar, Mut, Kırşehir, Erzurum, Kilis gibi yerlerin Karacaoğlan’ı kendilerine mal etme çabaları, halkın sahiplenmesinin göstergesidir. “Denebilir ki, Karacaoğlan, gönüllerden doğmuş ve gönüllere gömülmüştür.

Şiirlerinden yola çıkılarak yapılacak araştırmalar Karacaoğlan’ın “kimliği” konusunda “kesine yakın” sonuçları vermektedir bize. Karacaoğlan, “Torosların, Torosların Suriye’ye doğru kol atmış olan Gâvur Dağları bölgesinin şairidir. Yine şiirlerine göre Karacaoğlan’ın 1609’da doğduğunu, 1679 veya 1689 yıllarında öldüğünü kabul etmek gerekiyor. Söylencelerle, çeşitli halk hikâyelerine konu olan değişik yaşamlarıyla Karacaoğlan, sevgiyle, insan duygularıyla yüklü, sonsuz doğayı içine alan şiirleriyle 17. yüzyıl halk şiirinin doruğa çıkmış olan ozanıdır.

Gezdiği, dolaştığı yerlerin dağları, ovaları; yaylaları onun şiirine öyle bir sinmiştir ki, doğanın hüznünü, acısını, sevincini, coşkusunu bir insan yüreğinin dışavurmuş duyguları olarak algılatır. Onun şiirlerinde doğa, içinde yaşamları, sevgileri, duyguları barındıran bir çerçeve gibidir. Karacaoğlan, bu canlılığı sevgiye, aşka bağlamaktaki başarısıyla da “sevdanın ozanı” kimliğini kazanmıştır.

(Öner Yağcı’dan…) 

kara-1 kara-2 kara-3

Kaynak=1,2

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
Erdal Beşikçioğlu’nun Yeni Oyunu “Tüy Kalemler” Sahnede!

Yeni sezonda İstanbul Tatbikat Sahnesi'nin en iddialı oyunlarından olan "Tüy Kalemler", Erdal Beşikçioğlu'nun rejisiyle sahneye taşınıyor. Sadizm’in kurucusu Marquis de...

Kapat