‘Bir Garip Orhan Veli’

bir-garip-orhan-veli-1

Gemliğe doğru
Denizi göreceksin;
Sakın şaşırma.

 

“Orhan Veli’nin kavgası edebiyatımızın en büyük kavgasıdır, buna inanıyorum. Irmağın yatağını daha doğal bir vadiye indirdi. Şiire kasket giydirdi. Sivilleştirdi onu. Bugünkü şiir verimleri onun da verimleridir biraz.”
Cemal Süreya

Orhan Veli dendiğinde önce bir parça tebessüm ederiz.
Hemen ardından tenimizde bir parça tuzlu su hissederiz.
Bir kedi sevesimiz gelir ardından. İster bir sokak kedisi olsun ister ciğercinin kedisi…
Elleri ceplerinde, aklı geçim derdinde yürüyen birkaç sıradan insan gelir gözümüzün önüne.
Bella’yı anarız.
İç geçiririz.
Sonra biraz ayrılık acısı…
Biraz da Garip Akımı…

bir-garip-orhan-veli-2

Sanatına dair yapmak istedikleriyle ilgili Orhan Veli şu cümleleri kurar. Garip akımının ne olmak istediğiyle ilgili bir manifestodur bu:

“Yirmi yaşımızı dolduralı bir iki seneden fazla olmamıştı; beylik kalıplar, beylik dünyalar içinde bunalmış kalmış olan şiire yeni imkânlar arayalım dedik. (…) İlk işimiz, bilinen sanatları bir tarafa bırakıp şiiri bu sanatlar dışında şiir yapan özellikleri aramak oldu. Böylelikle onu bir reçete, bir tarife matahı olmaktan kurtaracaktık. Bu işi başarabilmek için de şiir tarifelerinin verdiği tertiplere karşı gelmek gerekiyordu. O tertipleri bulmuş olan şiirle o şiire sıkıca bağlı kimselerin bu dikine giden hareketten memnun olmayacakları besbelli idi. Üstelik biz de görmek istediğimiz işin ne olduğunu belirtmek için, birtakım softaların damarına basmaktan hoşlanıyorduk. Şiirlerimizin yadırganışı sadece alışılmış kalıplar çıkışından değil, çıkmak isteyişinden, bunda ayrı bir keyif buluşundandı. Gayretimizin nasıl bir sebebe dayandığı anlaşılınca biz de biraz yumuşar gibi olduk. Gelgelelim, bu arada şiire girmiş olan bazı şeyler, şiirin öz malı imiş gibi, yerleşti kaldı. Bunlardan biri eski şiirin yüksekten konuşmasına karşılık olarak şiire sokulan alelade konuşma; biri de eski şiirin büyük konularının büyük heyecanlarının yanı başında yer alan küçük, alelade olaylar, küçük, alelade insanlardı. İlk niyet hiçbir şeyin şiir dışı kalmamasını sağlamaktı. Ama bu yeni şiir yavaş yavaş yayılıp birçok kimse tarafından da tutulunca iş değişti. Genç okuryazarlar, hatta bu işle uğraşanlar, sandılar ki şiir yalnız küçük olayların, yalnız alelade bir dille anlatılmasından meydana gelir. Böyle böyle bu basitlik, bu aleladelik şiirin bir tarifi, bir şartı oldu. Basitlik, aleladelik derken belki de biraz insaflı davranıyorum. ‘Basitlik, aleladelik’ diyeceğime ‘boşluk, hiçlik’ desem daha doğru olur. Şairin, mısraları içinde, okuyucuya hiçbir şey söylememesi bir yana, söyleyişteki basitliğin de gerektiği gibi anlaşıldığını sanmıyorum, kolay okunan mısranın kolay yazılır bir şey olmadığı pek bilinmiyor. Bunu anladığımız an şiirin güçlüklerini görecek, emeğe saygı göstermesini öğreneceğiz. Yalnız şairin emeğine değil; bütün insanların emeğine. Ondan sonra da kolay kolay boş lakırdı edemeyeceğiz. (…) Yazımın baş tarafındaki sözlerden de anlaşılacağı gibi, şiirin bu hale gelmesinde de galiba bizim neslin büyük payı var. (…) Zaman zaman alelade şeylere de dokunabilmek başka. Ayrıca, türlü işlerde çalışan milyonlarca insanın, iş görmüş adam olmanın hakkını kazanabilmek için, göbeği çatlarken iki lakırdı çırpıştırıp bir iş yaptım sanmanın kolay kolay hoş görülemeyeceğini bilmek lazım.”

Tam olarak böyle ifade eder Orhan Veli yapmak istediklerini. Yol arkadaşları Melih Cevdet Anday ve Oktay Rıfat Horozcu olur.

bir-garip-orhan-veli-3

Hedeflerini eyleme geçirdiklerinde birtakım eleştirilerden de eksik kalmazlar tabi. Yine Orhan Veli’nin kendi sözcükleriyle okuyoruz ki eleştirilerden bir tanesi de şu şekildedir:

“Yahya Kemal bir gün bana, ‘Siz,’ dedi, ‘Dempsey’in karşısına browning tabancasıyla çıkıyorsunuz.’ Yüzyıllardır süregelmiş kuralları inkâr ediyorsunuz diye. (…) Yıllarca düşündüm. Browning tabancasını kullanan aslında biz değiliz. Büsbütün tersine, kurallardan vazgeçemeyenlerin çifte tabancalarla geldiklerini gördüğümüz halde, işe, elimizdeki tabancayı bir kenara bırakmakla başlıyoruz. Vezinle kafiyeden vazgeçmenin, bütün özellikleri keşfedilmemiş sanatlardan vazgeçmenin şiir işçiliği adına, ne büyük bir fedakarlık olduğunu erbabı bilir. (…) Ne yalan söyleyeyim, bu işi dört başı mamur bir şekilde beceremiyoruz. Zaman zaman işin kolayına kaçmaktan, Yahya Kemal’in bağ saydığı kurallara sığınmaktan kurtulamıyoruz. (…) Ben kaç defa kendim de fark etmişimdir; şiiri kendi özellikleri içinde kavramadığım zamanlar kafiyenin, ses benzerliklerinin yardımına sığınmışımdır.”

Yahya Kemal Beyatlı, Garipçilerin karşı durdukları geleneğin içinde yer alan fakat bu geleneğe yeni boyutlar kazandıran bir şairdir. Garipçiler de onun, şiir işçiliğini ve saf şiiri öne çıkaran, sanatta sürekliliği öngören anlayışı karşısında yalın şiiri destekleyen tutumu ile karşı kutuptadırlar. Ne var ki şiir anlayışlarındaki bu keskin ayrım, onların günlük yaşayış içinde birbirlerine beğeniyle yaklaşmalarına hiçbir zaman engel olmamıştır.

bir-garip-orhan-veli-4

Orhan Veli, hiçbir zaman yolundan sapmaz, şiir anlayışından ödün vermez. Kararlıdır bir kere sokaktaki adamın nasır sancıları da yer bulacaktır şiirde. Ve öne çıkardığı temalardan bazılarını şu şekilde işler:

Sıradan İnsanların Yaşayışı

Orhan Veli’nin tema olarak işlediği “sıradan, yoksul ve çalışan insanlar”a bakışı büyük ölçüde sempatiktir. Toplumun alt ve orta katmanını oluşturan, bir başka deyişle ekonomik ve kültürel bakımlardan az gelişmiş kentli insanların Türk şiirinde ana tema olarak ele alınması Orhan Veli’nin ilk evre şiirleriyle başlar.

Kitabe-i Seng-i Mezar

I
‘Hiçbir şeyden çekmedi dünyada
Nasırdan çektiği kadar;
Hatta çirkin yaratıldığından bile
O kadar müteessir değildi;
Kundurası vurmadığı zamanlarda
Anmazdı ama Allahın adını,
Günahkar da sayılmazdı.
Yazık oldu Süleyman Efendi’ye

II
Mesele falan değildi öyle,
To be or not to be kendisi için;
Bir akşam uyudu;
Uyanmayıverdi.
Aldılar, götürdüler.
Yıkandı, namazı kılındı, gömüldü.
Duyarlarsa öldüğünü alacaklılar
Haklarını helâl ederler elbet.
Alacağına gelince…
Alacağı yoktu zaten rahmetlinin.

III
Tüfeğini depoya koydular,
Esvabını başkasına verdiler.
Artık ne torbasında ekmek kırıntısı,
Ne matarasında dudaklarının izi;
Öyle bir rüzgar ki,
Kendi gitti,
İsmi bile kalmadı yadigâr.
Yalnız şu beyit kaldı,
Kahve ocağında, el yazısıyla:
“Ölüm Allahın emri,
Ayrılık olmasaydı.”

bir-garip-orhan-veli-5

Aşk

Orhan Veli’nin şiirlerinde aşk, genellikle, bireysel bir acı olarak hissedilse de gerçekçi ve toplumcu anlayışın izleri de kendini belli etmektedir. Aşkın yarattığı duygulanmalar, günlük yaşayış ile iç içedir. Aşkı yaşayan ve yaşatan figürler, toplumun içinden seçilmiş sıradan insanlardır.

Sevdaya mı tutuldum?
‘Benim de mi düşüncelerim olacaktı,
Ben de mi böyle uykusuz kalacaktım,
Sessiz sedasız mı olacaktım böyle?
Çok sevdiğim salatayı bile
Aramaz mı olacaktım?
Ben böyle mi olacaktım?’

Bir de Bella vardır tabi, “sere serpe” uzanan Bella…

Sere Serpe
‘Uzanıp yatıvermiş, sere serpe;
Entarisi sıyrılmış, hafiften;
Kolunu kaldırmış, koltuğu görünüyor;
Bir eliyle de göğsünü tutmuş.
İçinde kötülüğü yok, biliyorum;
Yok, benim de yok ama…
Olmaz ki!
Böyle de yatılmaz ki!’

Yaşama Sevinci

Orhan Veli, yaşama sevincini ele aldığı şiirlerde, bu sevinci küçük olaylarla yakalamaya çalışır. Bu küçük mutluluklar, hayatın genel anlamda iyimser ve umutla algılanmasına zemin hazırlar çoğu zaman.

Ne var ki bir şeyi unutmamak gerekir: İkinci Dünya Savaşı’nın yol açtığı belirsiz ve karamsar ortam, bireyin bunalımları bu temayı zaman zaman aksatır.

Sokakta Giderken
‘Sokakta giderken, kendi kendime
Gülümsediğimin farkına vardığım zaman
Beni deli zannedeceklerini düşünüp
Gülümsüyorum.’

Ölüm

Orhan Veli’nin ölüm temalı şiirlerinde de çoğu zaman sosyal tema ön plandadır. O, ölümü sonrasıyla değerlendirmemiş; onu toplum hayatıyla ilişkili bir nitelikte işlemiştir. Kimi zaman çalışan insanların zorluk içinde geçen hayatlarını ölümle karşılaştırır ve ölümü onlar için kurtuluş olarak görür, kimi zamanda ölümü insanlara değişik ve olası nedenleriyle düşündüren bir olgu olarak ele almıştır.

İntihar
‘Kimse duymadan ölmeliyim
Ağzımın kenarında
Bir parça kan bulunmalı.
Beni tanımayanlar
“Mutlak birini seviyordu” demeliler.
Tanıyanlarsa, “Zavallı, demeli,
Çok sefalet çekti..”
Fakat hakiki sebep
Bunlardan hiçbirisi olmamalı.’

Çocukluk

Çocukluğa özlem pek çok şairin ortak temasıdır. Hepsi bir zaman çocukluklarına dönmek istemişlerdir. Çünkü çocukluk, insan hayatının en saf, en temiz evresidir. Bu noktada ‘Kuş ve Bulut’ şiiri en güzel örneklerdendir.

Kuş ve Bulut
‘Kuşçu amca!

Bizim kuşumuz da var,
Ağacımız da.
Sen bize bulut ver sade
Yüz paralık.’

Yalnızlık/Hüzün/Sıkıntı

Aslında her insan bir parça yalnızdır. Orhan Veli de onlardan biridir ve o yalnızlığı kimi zaman sıkıntılı bir dekor içerisinde ele alır. Yalnızlık, hüzün ve sıkıntı kimi zaman gönül işine bağlanır, kimi zaman da geçim sıkıntısına işaret eder.

Dağ Başı
‘Dağ başındasın;
Derdin, günün hasretlik;
Akşam olmuş,
Güneş batmış,
İçmeyip de ne halt edeceksin?’

Sosyal Eleştiri

Orhan Veli’nin bu bağlamda en çok vurguladığı başlık “sınıf farklılığı”dır. Toplumdaki eşitsizliği özellikle ekonomik boyutta irdelemiştir. Yoksul halkla zengin kesim arasındaki yaşam şartlarının, imkânların farklılığını eleştirmiştir çoğu zaman. Bakış açısı çoğu zaman birtakım imkânlardan yararlanamayan yoksul halkın üzerindendir. Ve onların acısını, derdini en yalın ve en etkileyici haliyle hissettirir.

Macera
‘Küçüktüm, küçücüktüm,
Oltayı attım denize;
Bir üşüşüverdi balıklar,
Denizi gördüm.
Bir uçurtma yaptım, telli duvaklı;
Kuyruğu ebemkuşağı renginde;
Bir salıverdim gökyüzüne;
Gökyüzünü gördüm.
Büyüdüm, işsiz kaldım, aç kaldım;
Para kazanmak gerekti;
Girdim insanların içine,
İnsanları gördüm.
Ne yârdan geçerim, ne serden;
Ne denizlerden, ne gökyüzünden ama…
Bırakmıyor son gördüğüm,
Bırakmıyor geçim derdi.
Oymuş, diyorum, zavallı şairin
Görüp göreceği.’

bir-garip-orhan-veli-6

Burada “Kuyruklu Şiir”i de anmadan edemeyeceğim.

Kuyruklu Şiir 
‘Uyuşamayız, yollarımız ayrı;
Sen ciğercinin kedisi, ben sokak kedisi;
Senin yiyeceğin, kalaylı kapta;
Benimki aslan ağzında;
Sen aşk rüyası görürsün, ben kemik.
Ama seninki de kolay değil, kardeşim;
Kolay değil hani,
Böyle kuyruk sallamak Tanrının günü.’

Orhan Veli, sınıfsal farklılıklara olan kızgınlığını en çarpıcı cümlelerle çoktan anlatmıştır bile. O yüzden ben burada kendi cümlelerime pek de yer vermek istemiyorum. Cümlelerin en durusu, en anlamlısı yine ona ait ve şiirinin amacı da tam olarak budur:

“Eşit olmak için başkalarının da eşit olması gerekiyordu. Başkalarının eşit olması başkalarının da hür olmasına bağlıydı. (…) Bunun için o insanları uyandırmak, okutmak, yazdırmak gerekiyordu. (…) Bu işi başarabilmek için, elbette, elindeki araçların en kuvvetlisini kullanacaktı. O araç da şiir olduğu için toprağına bağlı Cumhuriyet devri şairi şiirini kendinin, yurdunun ve insanlığın yararına kullanmaya başladı. (…) Şiirin özü, şiirin ödevi oldu.”

Orhan Veli’nin 36 yaşında bu dünyadan göçüp gitmesi modern Türk edebiyatının en büyük kayıplarından biri olmuştur. O, ‘Giderayak’ şiirinde de söylediği gibi “gün ışığındaki hissesine” razı bir şair idi. Şüphesiz ki Orhan Veli’nin şiirlerinde gün ışığına çıkarılması gereken nice boyutlar vardır daha.

Giderayak
Handan, hamamdan geçtik,
Gün ışığında hissemize razıydık;
Saadetinden geçtik,
Ümidine razıydık;
Hiçbirini bulamadık;
Kendimize hüzünler icat ettik,
Avunamadık
Yoksa biz…
Bu dünyadan değil miydik?’

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
Başak Erdemir

Adım Başak Erdemir. 1983 doğumluyum ve İstanbul'da yaşıyorum. Ankara Üniversitesi İspanyol Dili ve Edebiyatı mezunuyum. Üniversite eğitimime devam ederken 3...

Kapat