Bir İstanbul Klasiği : Pera Palace

1800’lü yılların İstanbul’u, henüz Avrupalılaşma sürecine yeni girmiş; toplumsal adaptasyonunu sağlayamasa da Avrupalı aydınların ve burjuvaların uğrak mekanı olabilmiş bir şehirdir. Osmanlı, hasta adam ilan edilip birçok Avrupa devletinin stratejik planında ilk sıraya oturunca ister istemez Avrupa milletlerinin de Osmanlıya olan ilgisi arttı. Sanayi İnkılabıyla gelişen demir yolu turizmi ve sonrasında oluşan seyahat ve turizm algısı, Avrupalılar için zaten merak ettikleri Doğu medeniyetini tanıma fırsatı oluşturdu. Her açıdan baktığımızda, Doğu medeniyetini o dönemde en iyi temsil edebilecek tek şehir olan İstanbul kısa süre içinde Avrupalılar için cazibe merkezi haline gelmişti.

Bu gelişmelerle eş zamanlı olarak İstanbul gelişmeye devam ediyor; sanatsal, kültürel, sosyal ve birçok açıdan Avrupalılaşma sürecine giriyordu. 1800’lü yılların sonunda, Orient Express’in Paris-İstanbul seferi başlayınca; trenle İstanbul’a taşınan yolcular için en lüks barınma mekanı olarak Pera Palas gösterildi. Orient Ekspress’in sahibinin otel mülkiyetinin yarısını satın almasıyla; Pera Palas, Parisli yolcuların mekanı haline geldi.

Orient Ekspress ortaklığından sonra İstanbul’un o dönem için Avrupa’ya açılan kapısı Pera oldu. Çeşitli kültürel ve sosyal faaliyetlerin gerçekletirildiği mekan aynı zamanda dönemin eğlence hayatının merkezi olarak anılıyordu. Türk aydınlarının da uğrak yeri olan bu mekan aynı zamanda bir kültürel etkileşim noktasıydı. O dönemde aydınlarımızın çoğu Fransız ve Avrupa kültürünü bu otelde daha iyi tanıdılar, benimsediler. Bu etkileşimin sosyal,ekonomik ve sanatsal hayattaki etkileri de gözle görülebilecek nitelikteydi. Şüphesiz ki bu faaliyetlerden sonra Fransız ve Avrupa hayranlığı doruğa ulaştı.

Pera Palas, dönemin İstanbul’u için tam bir mimarlık harikası olarak tasarlanmıştır. Türkiye’nin Avrupa standartlarındaki ilk oteli olan yapı, Osmanlı’nın saltlaşmış mimarlık anlayışını yıkan mimar Alexander Vallaury’ın çizimidir. Otel’in eşsiz Haliç manzarasını görecek bir tepeye inşa edilmesi, mimarisinde neoklasik ve oryantalist öğelerin kullanılması yapının diğer özelliklerinden. Mimarisinin yanı sıra, teknolojik açıdan da bazı ilklere bu yapıyla imza atıldı. Örneğin: Osmanlı’da saraylar dışında ilk sıcak su ve elektrik bu binaya verildi. Ayrıca otelde hala kullanılmakta olan elektrikli asansör Osmanlı topraklarında ilktir.

Pera Palas, yüz yılı aşkın bir süredir tüm endamıyla ayakta. Kuruluşundan bu yana onlarca restorasyon geçirdi. Fakat devlet kontrolünde gerçekleştirilen bu restorasyonların hiçbirinde, İstanbul’un ilk göz ağrısı olan bu yapının antik atmosferi bozulmadı. Duvar döşemeleri, halılar, antika sayılabilecek mobilyalar, dekorlar hatta asansör bile ilk günkü sağlamlığı ve temizliğiyle kullanılmakta. Asırlık bir çınar olan yapı, şüphesiz İstanbul’un en büyük kültür miraslarından biri. Diğer bir deyişle “Küçük Avrupa”,  hala İstanbul’un ve Avrupa’nın entelektüel ve nezih kesimini ağırlamayı başarabiliyor. Onu bu derece önemli kılan özellikler: Mimarisi ve tarihi başta olmak üzere, ağırladığı konukları ve oteldeki antik atmosferidir.

pera-palace-2

 

Otel günümüze kadar dünya çapında ün sabihibi birçok ismi ağırladı. Ernest Hemingway, Pierre Lotie, II. Elizabeth gibi konuklar bunlardan bazıları olsa da şüphesiz bunlar arasında en çok konuşulanı Agatha Christie’nin oteldeki 11 günlük konaklamasıdır. Hala soru işaretleriyle anılan ve hatta bazı çevrelerce komplo teorileri ortaya atılan ziyaret hakkında bildiğimiz: Agatha Christie’nin bu konaklama esnasında “Doğu Ekspresinde Cinayet” adlı romanı kaleme alması. Christie’nin romanı yazdığı oda günümüzde de kullanılmaya devam ediyor. 400$ gibi bir ücretle onun kullandığı odayı gecelik kiralayabiliyorsunuz.

Otelin ağırladığı konuklardan bir diğeri de Atatürk’tür. Mustafa Kemal Atatürk, Pera Palas’a birçok defa cephe dönüşü misafir oldu. Burada, üst düzey görüşmeler yaptı, toplantılar tertip etti ve üst düzey kararlar aldı. Atatürk’ün birçok defa kullandığı 101 numaralı oda, onun doğumunun 100. yılı olan 1981’da şahsi eşyalarının sergilendiği müze olarak kullanılmaya başlandı. Günümüzde de otelin bu odası ziyarete açık ufak bir müze işlevi görmekte.

pera-palace-3

Son olarak da Noelle Roger’ın “Olaylar ve Atatürk” adlı incelemesinden aldığım bir anıyı paylaşmak istiyorum:

“İstanbul’un işgal yıllarında, İngiliz bir general olan Harrington ve subay arkadaşları, Pera Palas’ın salonunda oturuyorlar. O esnada salonda bulunan Mustafa Kemal nedense bu grubun dikkatini çekiyor. Onlar için Mustafa Kemal 1. Dünya Savaşı’nın en önemli şahsiyetlerindendir. Masalarına davet etmek istedikleri Mustafa Kemal’e davet gönderirler ve şu cevabı alırlar :

-‘Burada ev sahibi olan biziz. Kendileri misafirdirler. Onların bu masaya gelmeleri gerekir.'”

 

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku

Açıkçası edebiyattan uyarlanan sinema filmlerine hep önyargılı yaklaşırım. Kitabı okuduysam, filmi izlemeye çekinirim. Ya da filmi izleyeceksem kitabı okumayı hep...

Kapat