Bir Mektup / JAMES JOYCE

James Joyce romantik bir tutkuyla bağlandığı ve henüz adını bilmediği Martha Fleischmann’a yazdığı bir mektubunda, kendisine duygularını anlatırken ” bir insanın benim gibi duyguları varken ötekinde bunların bulunmaması olası mıdır?” diye sormuştur.

Demek ki kızmadın. Dün akşam senden bir işaret bekleyerek hummaya tutuldum. Niçin bana tek bir sözcük bile yazmak istemiyorsun? Neden kepenklerini hep kapalı tutuyorsun? Seni görmek istiyorum. Benim hakkımda ne düşündüğünü bilmiyorum. Sana söylemiş olduğum gibi, biz karşılaştık, konuştuk, ama sen beni unuttun. Sana bir şeyler söylememi istemez miydin? Sana ait ilk izlenimim şöyle; siyahlar giyinmiştin, sallanan tüyleriyle büyük bir şapkan vardı. Renk sana çok uymuştu. Ve düşündüm: Güzel bir hayvan. Çünkü çekiciliğinde içten ve utanmazca bir şey vardı. Sonra, seni seyrederken, yüz hatlarının yumuşaklığını ve düzgünlüğünü, gözlerinin tatlılığını fark ettim. Ve düşündüm: Dişi Yahudi. Eğer yanılıyorsam kırılma. İsa, insani varlığına bir Yahudi kadının rahminde kavuştu. Seni sık sık düşündüm ve sonra, pencerede seni tanıyınca, kendimi alıkoyamadığım bir türlü büyülenmeyle seni seyrettim. Bütün bunlara kayıtsız kalabilirsin belki de. Belki de sana aptalca görünebilirim. Senin yargını kabul ediyorum. Ama dün akşam bana bir işaret verdin ve kalbimi sevinç kapladı. Kaç yaşındasın bilmiyorum. Bana gelince, ben yaşlıyım. Belki çok uzun yaşadım. Otuz beşimdeyim. Shakespeare‘in esmer kadına elemli bağlılığının uyandığı yaşta. Dante‘nin, varlığının karanlığa girdiği yaşta. Bana neler oluyor bilmiyorum.

Bir insanın benim gibi duyguları varken ötekinde bunların bulunmaması olası mıdır? Ne demek istediğimi bilmiyorum. Seninle konuşmak isterdim. Kendime puslu bir akşam hayal ediyorum. Bekliyorum ve senin bana doğru geldiğini görüyorum, siyahlar içinde, genç, esrarlı ve kibar. Gözlerinin içine bakıyorum ve gözlerim sana diyor ki ben bu dünyada bir garip araştırmacıyım, kaderimden bir şey anladığım yok, ne de başkalarının kaderinden, yaşadım, günah işledim ve yarattım ve o gün gelince bırakıp gideceğim, ikimizi de doğuran karanlıktan hiçbir şey anlamadan. Belki, aynada kendine baktığında gövdenin gizini anlıyorsundur, gözlerindeki vahşi ışığın nereden geldiğini, saçının rengini? Dün akşam nasıl da inceydin, masada otururken, bir rüyada, sonra birden mektubu ışığa tuttun. Adın ne? Beni zaman zaman düşünüyor musun? Sana verdiğim adrese yaz. Bana Almanca da yazabilirsin. Çok iyi anlarım. Kendin hakkında bir şeyler söyle. Evet, yarın bana yaz. İyi olduğunu…

Ömer Yücedal
Yeditepe Üniversitesi Halkla İliskiler ve Tanitim Bölümü mezunu.
Metin yazarlığı yapıyor.
Sanat Karavanı Yazarı.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
İnsan Zaten Dertli Değildir, Derdin Kendisidir | Şule Gürbüz

‘‘…dertlenmeyenin dertlendireceğini biliyordum. ’’ Şule Gürbüz hakkında bir şeyler yazıp çizebilmek için bile insanın bir demini bulması gerekiyor sanırım. Son zamanların...

Kapat