Bir Özgeçmiş: Stephen King

Ben bu işi çok ciddi nedenlerle yapıyorum; aşk, para ve tutku.

stephen-king (1)

En eski hatıram, bir başkası olduğumu, gerçekte Ringling Brothers Sirki’nin güçlü çocuğu olduğumu hayal edişim. Teyzem bunu gayet net hatırlıyor ve o sıra iki buçuk ya da belki üç yaşında olduğumu söylüyor.

stephen-king (2)

Tuhaf, inişli çıkışlı bir çocukluk yaşadım, çocukluğumun ilk yıllarında sık sık oradan oraya taşınan ekonomik ve duygusal açıdan bizimle başa çıkamadığı için erkek kardeşimle beni bir süreliğine kız kardeşlerinden birinin yanına yerleştirmiş olan yalnız bir anne tarafından yetiştirildim. Ben iki, ağabeyim David dört yaşındayken tüyüp giden babamızın peşine düşmüştü.

Bebek bakıcılarından aklımda en fazla kalan Eula idi. Yeni ergindi, ev kadar şişmandı ve çok gülüyordu. Eula telefonla konuşur, biriyle karşılıklı kahkahalar atar, eliyle beni yanına çağırırdı. Beni kucaklar, gıdıklar, güldürür ve ardından, yine gülerek kafama, beni yere yıkacak bir darbe indirirdi. Eula’nın osurma eğilimi hem sesli hem de kokulu cinsinden. Bazen canı burnuna geldiğinde beni divana fırlatır, yün etekli kıçını yüzüme tutar ve osuruğunu salardı. (Eula birçok açıdan beni edebiyat eleştirilerine hazırlamıştı.)

Eula’nın kovulmasının nedeni yumurtalardı. Dört yaşındayken Bir sabah kahvaltıda ondan arka arkaya yumurta istedim ve o da her seferinde bu isteğimi geri çevirmedi. Yedi taneden sonra durdum zannediyorum. Bir süre kendimi iyi hissettim ve ardından midemde ne varsa yere kustum. Eula güldü, sonra alnımı tekmeledi, sonra beni yüklüğe itekleyerek kapıyı kilitledi. O gün annem işten eve döndüğünde bebek bakıcısı kanepede derin derin uyurken, küçük Stevie de yüklüğe kapatılmış, yarı hazmedilmiş yağda yumurta parçaları saçında kururken derin derin uyuyordu.

stephen-king (3)

Komşulardan biri altı yaşındaki ağabeyimin damda emeklediğini fark edip polis çağırdığında üçüncü kattaki apartman dairemizden tahliye edildik.

stephen-king (4)

Beş ya da altı yaşındayken anneme birinin öldüğünü görüp görmediğini sordum. Portland, Maine’deki Graymore Oteli’nin çatısından atlayan ve sokağa düşen bir denizci. “Yere çarptığında patladı” dedi sesinde ciddi bir tonlamayla. Duraksadı ve ekledi. “İçinden çıkan şeyler yeşil renkliydi. Hiç unutmadım.” Hiç unutmayan iki kişiyiz anneciğim.

stephen-king (5)

Birinci sınıfta okulda geçirmem gereken dokuz ayın çoğunu yatakta geçirdim. Sorunlarım kızamıkla başladı, bir noktada kulaklarım da işin içine girdi. Bademciklerimle devam etti. Ve beni okuldan aldılar. O yılın çoğunu ya yatakta geçirdim ya da hiç çıkmadan evde. Kitap okurken bir noktada kendi öykülerimi yazmaya başladım. Yaratıcılıktan önce taklitçilik vardı; mavi at bloknotuma Combat Casey öykülerini kelimesi kelimesine kopyalıyor, bazen uygun gördüğüm yerlere kendi tanımlarımı ekliyordum.

Artık ikinci sınıftaydım. Çalı dibine, böyle mahrem bir anda farkına varmadan yakalanmamak için tabancasını çekmiş olarak çömelen Hopalong Cassidy olduğumu düşündüm. İşimi gördüm ve temizlenme işini de ağabeyimin önerdiği gibi, kıçımı avuç dolusu parlak yeşil yaprakla dikkatlice silerek yaptım. Bu yaprakların zehirli sarmaşık olduğu sonradan anlaşıldı.

stephen-king (6)

1960 yılında Spacemen’e bir öykü yolladım. Hatırlayabildiğim kadarıyla basılması için yolladığım ilk öyküydü bu. Gerçekten basılan ilk öyküm Birmingham, Alabama’lı Mike Garrett’in yayımladığı bir korku fantezi dergisinde çıktı.

stephen-king (7)

Zar zor kırklı, belki de ellili yaşlarıma kadar yaşayabileceğimi hayal edebiliyor, altmışlı yaşlarımı kesinlikle düşünemiyordum. Yetmişli yaşlara varabilmek benim için olanaksızdı. On dokuz yaşımdayken bu kesinlikle böyleydi.

stephen-king (8)

1969 Haziran ayının sonlarına doğru bir gün kütüphanede çalışan arkadaşlardan bir grup üniversite kitapçısının ardındaki çimenlikte öğle yemeğimizi yemiştik. Paolo Silve ile Eddie Marsh’ın arasında tiz kahkahası, açık kızıl rengi saçları ve kısa sarı renkte bir eteğin altında güzelce sergilenen, o güne dek gördüğüm en güzel bacaklar olan bir çift bacağı olan, bakımlı bir kız oturmaktaydı. Elinde Eldrigde Cleaver’ın Buzun Üstündeki Ruh kitabı vardı. Kendisine kütüphanede hiç rastlamamıştım ve bir kolej öğrencisinin böylesine harika, korkusuz kahkahalar atabileceğine inanmazdım. Karma okulda okuyan bir kız öğrenciden ziyade bir fabrika işçisine benzer bir biçimde küfrediyordu. Adı Tabitha Spruce idi. Bir buçuk yıl sonra evlendik. Hala evliyiz…

stephen-king (9)

Tabby, Joe’yu doğururken ben bir arkadaşımla birlikte Brewer’da bir açık hava sinemasındaydım. Üçüncü filme ve altılı bira paketlerinin ikincisine gelmiştik ki yönetimdeki herif bir duyuruyla araya girdi. “Steve King, lütfen evinize gidin. Karınız doğum yapıyor…”

stephen-king (10)

Annem yazar olmak istediğimi biliyordu ama beni öğretmenlik belgeleri edinmeye ikna etti. UMO’daki Eğitim Koleji’ne girip dört yıl sonra öğretmenlik sertifikasıyla çıkarak dediğini yaptım. Öğretmen olarak iş bulamadım ama New Franklin çamaşırhanesinde iş buldum.

stephen-king (11)

1973 kışının sonuna doğru Bangor’un batısında küçük bir kasaba olan Hermon’da geniş bir karavanda yaşar hale gelmiştik.

Ceplerim boştu ama kafam ve kalbim söylemek istediğim anlatmayı dilediğim öykülerle dopdoluydu.

stephen-king (12)

Carrie’ye başladığım sırada, yakın kasabalardan biri olan Hampden’de İngilizce öğretmenliği yapmaya başlamıştım. Carrie’nin müsveddesi, Doubleday’a gitmişti. Ben de zamanla onu aklımdan tamamen çıkarmış, o sıralar okulda öğretmenlik yapmak, çocukları yetiştirmek, karımı sevmek, cuma akşamüzerleri sarhoş olmak ve öyküler yazmaktan ibaret olan kendi hayatıma devam ediyordum.

stephen-king (13)

Evlilik hayatımın ilk on iki yıl kadar bir süresini, kendimi “Sadece içmeyi sevdiğime” inandırarak geçirdim. Ayrıca ‘Hemingway Savunması’nı da kullanıyordum: Bir yazar olarak duyarlı bir insanım ama aynı zamanda da bir erkeğim ve gerçek erkekler duyarlılıklarına kapılmazlar. O yüzden içiyorum. Yoksa başka türlü bütün bu varoluş dehşetini algılayıp da çalışmayı nasıl sürdürebilirim?

stephen-king (14)

1985’te alkol sorunuma uyuşturucu bağımlılığımı da ekledim. Çoğu zaman, nabzım dakikada yüz otuz atarak ve kokain yüzünden kanayan burnuma pamuklar tıkayarak gece yarılarına dek çalışıyordum. Kısa bir süre sonra karım olaya el attı ve çalışma odamdan getirdiği bir çanta dolusu şeyi halıya boşaltarak işe başladı: bira kutuları, sigara izmaritleri, şişelerde ve plastik torbalarda kokain, sümük ve kan bulaşmış kokain kaşıkları, Valium, Xanax, şişeler dolusu Robitussin öksürük şurubu ve NyQuil soğuk algınlığı ilacı, hatta şişeler dolusu ağız çalkalama sıvısı.

İçkiyi ve uyuşturucuyu bırakırsam bir daha çalışamayacağımdan korkuyordum ama iş oraya gelecek olursa evliliğimi korumak ve çocuklarımın büyüyüşünü izlemek için de yazmaktan da vazgeçebileceğime de karar verdim.

stephen-king (15)

19 Haziran 1999’da günlük yürüyüşüme çıktım. Dodge minibüsün sahibi ve şoförü olan Bryan Smith tepeye ulaştığında, ben de yokuşun dörtte üçünü çıkmış durumdaydım. Yolda değil banketteydi. Bunu kavramak belki saniyenin dörtte üçü kadar bir zamanımı aldı. Sadece Tanrım, bir okul aracı çarpacak bana, diye düşünecek vaktim olmuştu. Soluma doğru yöneldim. Hafızamda o noktadan sonra bir boşluk var. Sonra hatırladığım şey, yerde yatmış, uzaklaşan minibüsün arkasından bakıyor oluşum, araç artık yola çıkmış, bu kez öbür tarafa doğru yalpa yapıyordu.

Smith daha sonra arkadaşlarına, benim kanlı gözlüğümü minibüsün ön koltuğunda görene kadar, “Küçük bir geyiğe” çarptığını zannettiğini söylemişti. Sonradan Doktor David Brown “Son anda hafifçe sola dönmüş olmalısınız” demişti. “Dönmeseniz bu konuşmayı yapamazdık.” Bacağımın alt kısmı en az dokuz yerinden kırılmıştı. Sağ diz kapağım neredeyse tam ortasından içeri göçmüştü. Sağ kalçamda da hokka şeklinde bir kırık ve yine aynı bölgede başka bir açık kırık vardı. Omurgam sekiz yerinden hasar görmüştü. Dört kaburga kemiğim kırıktı. Kafamdaki yaraya yirmi beş otuz dikiş atılmıştı.

stephen-king (16)

Bir kısım yazarlar eleştirileri hiç okumadıklarını bir kısım da kötü eleştirilerden hiç etkilenmediklerini iddia ederler. Her iki iddiaya da inanıyorum, ama ben farklıyım. Kötü eleştirilerin olasılıklarını tutkuyla beklerim ve daha sonra da günlerce yazılanları kara kara düşünürüm. Ama bu durum fazla uzun sürmez; kalemi kağıdı elime alır birkaç çocuk ve yaşlı kadın öldürerek tekrar eski sağlığıma kavuşurum.

stephen-king (17)

Hayatı mahvolmuşken, ailesi öldürülmüş, çiftliği yok edilmişken Eyüp diz çöktü ve göklere doğru haykırdı: “Neden, Tanrım? Neden ben?” ve Tanrı’nın gürleyen sesi yanıtladı: “Ne bileyim, sinirimi bozan bir şey var sende.”

 

Stephen King’den Yazma Üzerine 10 Tavsiye

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
Saraybosna’dan Budva’ya 2

Saraybosna gezimize kaldığımız yerden devam ediyoruz. Sabahın erken saatlerinde düştük yollara. Mostar’dan Kotor’a günde iki defa sefer düzenleniyor, bunlardan biri...

Kapat