BİR RESSAM, BİR ŞAİR, BİR BABA VE KUŞ YUVASI: AŞİYAN

İstanbul’da, Aşiyan’a yalnızca muhteşem bir manzara görmeye, bir müze ziyaretine gitmezsiniz. Geçerken de uğramazsınız. Çünkü daha fazla kıymeti hak eder Aşiyan. Burada bir ressamla tanışırsınız, bir babayla; “vicdanı hür gençler” yetiştirmeyi umut eden bir öğretmenle; her daim şık ve temiz giyimi ile “Şairler, kıyafetlerine özen göstermezler.” düşüncesini ortadan kaldıran köstekli saati, lacivert takımı ile yakışıklı, boylu poslu, heybetli bir Tevfik Fikret ile tanışırsınız.

1

Evine “kuş yuvası” diyen mütevazı bir adamın burayı aslında Avrupai bir akımdan etkilenerek yaptırdığını, bizim yıllarca İngilizce sözlükleriyle bağdaştırdığımız “Red House” tanımlamasının da gerçekten var olduğunu ve aslen bu akımın ilk temsilcisi olan mimari bir yapı olduğunu öğrenirsiniz.

2

Red House, 1860, Greater London 

 Tevfik Fikret’in takip ettiği akımları bire bir uyguladığı kendi kuş yuvasında; bahçesinde kayadan ayrılmayacak kadar doğal yaptırdığı şelale ve koltukların da, içeride yer alan kalem işi ve renkli camların da birer sanat akımı olduğunu, Aşiyan’a yalnızca dışarıdan bakarak anlamak imkansızdır.

3

Aşiyan bahçesindeki şelale ve oturma yeri

Alt katta sedef kakmalı sehpalar ve bir köşede Doğu-Batı sentezinin Şark kısmını oluşturan kilimli, sedef işli sedirli misafir odası; sallanan sandalyesi ve mütevazı kitaplıkları ile okuma odası bulunuyor. Eğer siz de benim gibi bu harika adamın aynı zamanda Ressam Şeker Ahmed Paşa’dan ders almış iyi bir ressam olduğunu bilmiyorsanız, girer girmez sizi karşılayan tablolarına şaşıracaksınız. Sadece kendi fırçasından çıkmış resimler yok üstelik. Mesela kendisi de iyi bir ressam olan Halife Abdülmecid Efendi, Tevfik Fikret’in “Sis” isimli şiirinden etkilenerek, güzel bir tablo yapmış ve bunu da şaire hediye etmiş.

“Sarmış yine âfâkını bir dûd-ı munannid,

Bir zulmet-i beyza ki peyâpey mütezâyid.

Tazyîkının altında silinmiş gibi eşbah,

Bir tozlu ve heybetli kesâfet ki nazarlar

Dikkatle nüfuz eyleyemez gavrine, korkar…”

Bu dizeleri okurken, gerçekten de sarıyor ufukları bir inatçı duman. Tıpkı dizelerdeki ve resimdeki gibi.

4

Sis isimli, Halife Abdülmecid Efendi imzalı tablo

Giriş katının ikinci odası Edebiyat-ı Cedide Odası olarak ayrılmış. Fikret, kendi evine kuş yuvası dediği için mütevazı bir insan olduğunu düşünmeyin. Yukarı kata çıkan merdivenlere yönelince bir büyük Küçüksu tablosu çıkıyor karşınıza ve Tevfik Fikret sizi şaşırtmaya devam ediyor. Evde çalışırken; kendi tasarladığı ve Tolstoy’dan ilham aldığı, tek parça, omuzdan düğmeli gömlekler giymesine şaşırıyorsunuz mesela. En çok, tam ikinci kata çıkacakken bu Küçüksu manzarasının önünde durup da pencereden dışarıya baktığınızda şaşırıyorsunuz; Fikret’in bahçenin ortasındaki mezarını gördüğünüzde. Bu güzel ev, bu güzel tablolar, dizeler ve bu güzel bahçede bir mezar. Evin bahçesinde bir mezar görmeye alışık değilizdir biz. Kendi yaptırdığı bu güzel kuş yuvasının bahçesine gömülmeyi vasiyet etmiş oysa şair.

5

Merdivenleri çıkınca yatak odası ve çalışma odası bekliyor sizi. Bu kat Tevfik Fikret ve eşinin sık sık gezdikleri, çok sevdikleri Göksu manzarasına hâkim.

6

Yatak odalarının pencerelerinden görülen Boğaz manzarası, İstanbul’un en güzel resimlerini yansıtıyor size. Çalışma odası ise bir tasarım harikası. Oda, tam çatı katına denk gelecek biçimde ikiye ayrılıyor. Odanın bir tarafı Doğu’ya bakan Fikret’i, öte tarafı Batı’ya bakan Fikret’i simgeliyor. Bir tarafta Yesarizade hattı, bir tarafta kendi fırçasından Darvin portresi. Doğu ve Batı sentezi… Ayrıca doğuya bakan yöne, öğretmenlik yaptığı Robert Koleji’ne açılan bir kapı tasarlamış.

Şeker hastalığından bir gece yarısı kimse fark etmeden öldüğünde; evlerinde misafir olan ilk kadın ressamımız Mihri Müşfik, Tevfik Fikret’in yüzünün maskını çıkarmış. Bu maska benzer bir karakalemi, şair ölmeden önce aynaya bakarak çizmiş ve gülümsemeye çalıştığı bu simanın altına da “Güleriz ağlanacak halimize!” yazmış.

7

Bu küçük Aşiyan’da daha görecek, şaşırılacak, öğrenilecek pek çok şey var. Oğul Haluk var mesela. Haluk’un Defteri’ne imza attıran Haluk. Bu vatansever şairin, eğitimi için gittiği Amerika’dan hiç dönmeyip, orada da vefat eden oğlu. Sonra şairin yakın dostları, edebiyatımızın önemli isimleri de var: Şair Nigar Hanım’ın “Edebiyatımızın Shakespeare’i” dediği, aynı zamanda başarılı bir bürokrat olan Abdülhak Hamid Tarhan ve aşkları var.

8

Abdülhak Hamit Tarhan Odası

Yedi dil bilen, piyano çalan, güzel sanatların her dalıyla ilgilenen Şair Nigar Hanım da var. Türk olmayan takımları yenmek için, “Galata Sarayı Efendileri” adıyla 1905 yılında kurulan spor kulübü; Edebiyat-ı Cedide başta olmak üzere edebiyat tarihimizden notlar var. Ve Mustafa Kemal imzalı bir defter var. Mustafa Kemal’in; Tevfik Fikret’in fikirlerinden, Haluk’un Defteri’ndeki özgürlüğe çağrıdan ne denli etkilendiğini gösteren bir defter. “Tabii ki ziyaret edecektim. Ben devrim ruhunu ondan öğrendim.” diyen Mustafa Kemal, 1918’de, ölüm yıldönümünde Aşiyan’ı ziyaret etmiş.Atatürk’ün ünlü sözü, Fikret’in Rübab-ı Şikeste’sine ithaftır, bilir misiniz?

Cumhuriyet sizden fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller ister…”

9

 Şair Nigar Hanım Odası

Dediğim gibi Aşiyan, geçerken uğramaktan fazlasını hak eder ve bunu Tevfik Fikret bilir. Bilir ki, tam da okurken yüzünüzün aldığı hali resmedercesine şöyle yazdırmıştır mezar taşına:

“Sükun ve uyku gelip gitmenin ezeli ihtiyacı dikili taşının hazin yüzünde “Hüvelbakıy” yazılı bu taş bu geçicilik ihtiyacının sembolüdür.

Şu selviler, ürkek ve çekingen birer güler yüzlülükle geçip gidenlerin ibret verici hatıralarını okur.

410

Hülya Utkuluer

Marmara Üniversitesi Tarih bölümünden mezun oldum. Cumhuriyet dönemi müzeleri hakkında bir yüksek lisans tezi hazırladım. Şu an bir müzede (Cumhurbaşkanlığı Celal Bayar Müzesi) müdür yardımcısıyım ve ayrıca tarih doktorası yapıyorum. Seyahat etmek, okumak, yazmak, yeni tatlar denemek, fotoğraf çekmek ve müzeler ilgi alanlarım arasında.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
Tüm Okuyucularımıza Teşekkürler | 1000. Yazı

Editörümüz Gizem ile 1000. yazı üzerine konuşurken aklımda yazının başlığından ve koyacağımız görselden çok yazıya nasıl başlayacağım vardı. Sonuç olarak...

Kapat