Bir Tatlı Huzur Almaya Geldik Trilye’den

Trilye (Eski adıyla Zeytinbağı), Mudanya’nın zeytin ağaçlarıyla bezeli küçük bir beldesi. Şayet biraz huzura ihtiyacınız varsa, burası tam da size göre. Bir sahil kasabası olarak Mudanya, martıları ve uzun sahili ile olduğu kadar sahildeki eski gar binası (bugün otel olarak hizmet veriyor) ve Cumhuriyet tarihimizde önemli bir yeri olan Mudanya Mütarekesinin imzalandığı müze ile de ilginizi çekecektir. Renk renk ve muntazam evleri de eminim sizi cezbedecek.

2

Trilye’ye Bursa üzerinden değil de, Gemlik üzerinden geliyorsanız yoldaki huzur size daha gideceğiniz yere varmadan yoldaşlık etmeye başlar. Sağınızda deniz, solunuzda büyüklü küçüklü zeytinliklerle ve arada bir rastlayacağınız ufak ufak köylerle bu yol, sizi keyiflendirmeye yetecektir. Bu arada İstanbul-Bursa deniz otobüsü hattının Bursa’ya değil, Mudanya’ya geldiğini de hatırlatayım. Yani Mudanya’ya ulaşmak sandığınızdan daha kolay… Eğer arabasız geldiyseniz, Mudanya’dan 15-20 dakikalık bir minibüs yolculuğu ile yine güzel bir iki köy görerek Trilye’ye varabilirsiniz. Köylerdeki tarihi yapıların kalıntıları size kendini gösterecek.

Trilye gerçekten bir avuç, sakin ve güzide bir mahal. Eskinin Rum evleri ile bugünün yapıları iç içe geçmiş; kilise kalıntıları halk tarafından görmezden gelinecek derecede benimsenmiş. Bunu iyi anlamda mı yoksa kötü anlamda mı söylediğimi ben de bilmiyorum. Dört tarafı asılı çamaşırlarla çevrelenmiş eski bir kilise ile karşılaştığımda, ayakta kalamamasına üzüldüm mü yoksa bu denli benimsendiği ve beldenin bir parçası olduğu için bunu normal mi karşıladım, emin değilim.

3

Mudanya, temiz havası ile yaşanılabilir yerler listesinde üst sıraları zorluyorsa, bunda Trilye’nin parmağı olmalı. Buralarda nefes aldığınızı hissedebiliyorsunuz. Rumlardan kalma yapıları olmasa, insan yine de bu güzel sahil kasabasına gitmek ve temiz havasını solumak isteyebilir ama bu ilginç yapıları ve dünle bugünün iç içe geçmişliği olmasa Trilye biraz sönük kalabilirdi.

4

Bugün Yunanistan’da Nea Trilya isimli bir yerleşim yerinin olması, Zeytinbağı da denilen bu beldenin geçmişine ışık tutan bir sır. 2011’den beri Trilye ismini geri alan köy 1900’lerin başında bir süre Mahmut Şevket Paşa’nın adıyla anılmış. Sonrasında verilen Zeytinbağı ismi ne kadar Türk’se, Trilye de o kadar gizemli bir yabancılık taşıyor. Söylendiğine göre Trilye, üç aziz ya da barbunya balığı bulunan yer anlamına geliyormuş. Bir zamanlar barbunya balığının anavatanıymış burası. Osmanlı döneminde ağırlıklı olarak bir Rum köyü olan Zeytinbağı, ismine münhasır zeytinleri ve zeytinyağı ile meşhur. Şimdilerde sabit köylü pazarında zeytin ve zeytinyağı yahut Trilye Çarşısında bu belde için üretilmiş Safran ve Zeytin kolonyalarını bulabilirsiniz.

5

Benim gibi taze ve kuru otlara merakınız varsa çarşıdaki dükkanların birer baharatçı edasıyla sattıkları kavanozlara göz atmanızda fayda var. Dağ kekiği ile orman kekiğini ayırt etmeyi burada öğrendim.

6

Tarihi çok daha eskilere gitse de Trilye hep Rum köyü olmuş… Mübadele anlaşmasından önce köyden giden Rumlar da olduğu söylenmektedir ancak asıl değişim Mübadele zamanı yaşanmış. Trilyeli Rumlar Yunanistan’a giderken; özellikle Selanik, Ustrumca, Serez, Dedeağaç gibi Makedonya ve Yunanistan’ın çeşitli bölgelerinden ve Bulgaristan’dan gelen göçmenler de Trilye’ye yerleşmiş.

7

O eski günlerden hatıra da Rum Mezarlığı ve beldeye kimliğini kazandıran eski tarihi yapılar kalmış.

8

Bunlardan biri Taş Mektep; görkemi ile köye girişinizde gezi güzergahınızı belirleyen bir anıt gibi duruyor. Boş ve bakımsız hali bile eski ihtişamını örtmeye yetmemiş. Neo-klasik tarzda 1909’da yapılan bu bina, Rumların gitmesinden sonra okul hüviyetini kaybetmiş ama 1924 yılında Kazım Karabekir’in isteği ile Darüleytam olmuş ve öksüz ve yetim çocukları eğitme görevini üzerine almış. Bağımsız Kıbrıs Cumhuriyetinin ilk Cumhurbaşkanı Makarios’un da burada eğitim aldığı söylenmektedir. Ayrıca İzmir metropoliteni Hrisostomos Kalafatis de bir zamanlar bu okulun yöneticisiymiş. Zaten 1867’de Trilye’de dünyaya gelmiş. İzmir’in işgal altında olduğu dönemde İzmir metropoliteni görevindeymiş ve kilisenin parası ile terör hareketlerini desteklediği söylenen Kalafatis, şehir düşmandan kurtulunca halk tarafından linç edilerek öldürülmüş.

9

Taş Mektep, 1928’den sonra ilkokul olarak hizmet vermeye devam etmiş, 1986’dan sonra eğitime elverişli olmadığı tespit edilen bina boşaltılmış. Uludağ Üniversitesine tahsis edilen bina, 15 seneden beri boş duruyor.

10

Trilye yaklaşık 200 yıllık Rum evleri ile dolu. Ancak yeni ve plansız yapılanma tarihin önüne burada da geçmeye devam ediyor.

12

Yine de yerli ve yabancı turiste alışmış olan halk, sizi ilgiyle ve sevecenlikle karşılıyor.

13

Bugün altları dükkan olan ve genelde zeytin, zeytinyağı ve sabunlar satan meydandaki konaklar göz dolduruyor.

14

Ve Trilye’nin sevimli kedileri, size gezerken gönül rahatlığıyla eşlik eden köpekleri de buraya bir samimiyet katıyor.

15

Tarihi binalardan biri daha… Kiliseden camiye çevrildiğini metrelerce uzaktan duruşu ile ifade eden Fatih Camii, bir zamanlar Hagios Stephanos Kilisesiymiş. Kilise Türklerin şehri almasından sonra 1560’larda camiye tahvil edilmiş ve adı da pek tabii olarak Fatih Camii olmuş. Pek çok şehirde fetihlerden sonra camiye döndürülen kiliselerin adı fethi ve zaferi hatırlatsın diye Fatih Camii olur. Kilisenin eski ismi bazı kaynaklarda Aya Tadori olarak kaydedilmiş.

16

Günümüzde yanında bir Osmanlı yapısı olarak Avlulu Hamam yükseliyor, Yavuz Sultan Süleyman döneminden kalma. Restorasyonları yeni yapılmış, hatta devam eden yerler var. Henüz ziyarete kapalı olan hamam, kültür merkezi olarak kullanılacakmış.

17

Bir zamanlar duvarlarına resim yapılan ilk kilise olduğu söylenen Kemerli Kilise ise kemeri olmasa eski bir kilisenin karşısında durduğunuzu anlatamayacak kadar yaşlanmış.

18

İstanbul Rum Patrikhanesine bağlı olan Kemerli Kilise, 2013 yılında Bursa Metropoliti Elpidophoros Lambriniadis tarafından satın alınmış. Ortodokslar için önemini koruyan Kemerli Kilise restorasyon geçirdikten sonra ibadete açılacakmış.

Bir başka eski ve önemli yapı Dündar Evi için eski bir kilise olduğu da söyleniyor, papazların kaldığı yer olduğu da. Dış duvarlarında bazı kabartmaların olduğunu fark edebilirsiniz. Alışılagelmiş bir mimari değil. Rivayet şu ki, Dündar Evi’nin altında Trilye’den yakınlarındaki Kumyaka köyüne giden bir tünel mevcutmuş. Tünel hikayeleri her yerde ilgi çeker ama genelde bir yere varamayan bu yollar benim güzergahımda değil.

19

Yuhannes Kilisesi olarak da tanınan Dündar Evi, söylendiğine göre turistik bir otel olarak hizmet verecekmiş. En azından Bursa Belediye Başkanlığının umutları bu yönde. Böylece turist sayısının da artmasını bekliyorlar. Umarız gerçekleşir.

20

Trilye’de konaklanacak birkaç güzel butik otel, balık yenecek güzel restoranlar, kahve içilecek güzel kahvehaneler mevcut. Yine de Trilye birkaç saatte gezilebilecek ufak bir belde ve dinlenmekten tatilini dinlenerek geçirmek isteyenler için ideal bir yer olabilir. Ama bana soracak olursanız kalmalık değil, gezip görmelik bir yer. Yeni yeni tanınan ve turizme açılan bu güzel belde şimdilik sakinliğini koruyor, vakit kaybetmeden keyfini çıkarmak gerek.

Hülya Utkuluer

Marmara Üniversitesi Tarih bölümünden mezun oldum. Cumhuriyet dönemi müzeleri hakkında bir yüksek lisans tezi hazırladım. Şu an bir müzede (Cumhurbaşkanlığı Celal Bayar Müzesi) müdür yardımcısıyım ve ayrıca tarih doktorası yapıyorum. Seyahat etmek, okumak, yazmak, yeni tatlar denemek, fotoğraf çekmek ve müzeler ilgi alanlarım arasında.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
DAVID GILMOUR’DAN AVRUPA TURNESİ

  En son kasım ayında Pink Floyd’un veda albümü ‘’Endless River’’da yer alan efsanevi gitarist David Gilmour, hayranlarına mini bir...

Kapat