“Bir Yazarın Zaafiyeti”

Şüphesiz ki sanatsal bir eser vermek isteyen yazarın en büyük düşmanı, ayağına doladığı ideolojilerdir. Bunları körü körüne eserlerinde savunma kaygısı taşımak, klasik sayabileceğimiz bir yazar için ne kadar doğrudur, tartışılır. Yazar sanatsal eserinde  tarafsız olarak her düşünceyi ele alabilir, onların doğru veya yanlış yanlarını göstererek eleştirebilir. Örneğin Charles Dickens‘ın “İki Şehrin Hikayesi” adlı yapıtı, ihtilal dönemi Fransa’sına objektif olarak bakmayı başarabilmiş bir eserdir. Bu eser için, ideolojii ve görüşlerden bahsederek sanatsallığından bir şey kaybetmiştir diyemeyiz. Çünkü Dickens eserinde iki tarafı, yani cumhuriyetçileri ve soyluları, doğruları ve yanlışlarıyla ele alabilmiş, her iki tarafı da objektif olarak eleştirebilmiştir. Dickens’ın eserinde vermek istediği bir mesajı olsa bile, yazar bu mesajını asla sanat kaygısının önüne koymamıştır. Bu kaygıyla oluşturulmuş bir eserin de sanatsallığından dem vurmak pek mümkün olmaz .

” Victoria Döneminin Aynası : Charles Dickens ”

Demir Ökçe 20. yüzyılda sosyalizm-kapitalizm çatışmasının somut bir tablosunu gözler önüne seren bir baş yapıt olarak değerlendirilir. Bu romanında Jack London yanlı olarak sosyalist ideolojiyi ele alır. Sosyalist ideolojinin temellendirilmesinden ziyade aşamalı olarak toplum içindeki gelişimini edebi bir üslupla anlatır. Felsefi bir içeriği olsa da kitabın tamamı edebi eser olarak değerlendirilir. Her şeyden önce düşünce, olaylar zinciri içerisinde verilir ve bu düşünce tamamen ideolojik içeriklidir.

Kitabın ana karakteri olan Ernest; idealist, zeki ve genç bir dava adamıdır. Ernest’in Sosyalist ideoloji ile bütünleşmiş bir karakteri vardır. Yazar da ideolojik temellendirmesini bu karakter üzerinden yapar. Yapıttaki diğer karakterlerle olan çatışmalarında sosyalizmin aşamaları,amacı ve kapitalizmle olan mücadelenin perde arkası anlatılır. Yazar, bu anlatımı karakterin kendi ağzıyla gerçekleştirir. Yapıtta herhangi bir didaktik öğe yoktur fakat olay örgüsü ve diyaloglar içine yedirilmiş aşırı denebilecek şekilde bilgi akışı vardır. Yazarın bu tutumu dahi yapıtın sanatsal ve edebi dokusunu koruyamamıştır, çünkü yazar objektif olamamış, yapıtı aşırı taraflı bir şekile kaleme almıştır. Tüm bunları göz önüne aldığımızda, yazarın kitabı yazarken kendi duygu ve düşüncelerinin kölesi olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Bu da bir yazarın yapabileceği en büyük hatadır. Yazar yapıtını kaleme alırken kendi düşüncelerini süzgeçten geçirerek aynı noktaya her açıdan bakabilmelidir. Yazarları büyük ve ulaşılmaz kılan onların bu özelliğidir.  Jack London büyük bir yazar olsa da bu yapıt, onun şanına gölge düşüren bir eser olarak edebiyat tarihindeki yerini almıştır.

Jack London’un temel teması, doğal süreçler içindeki mücadedele ve ekosistem işleyişidir. Buna en iyi örnediği de “Beyaz Diş” adlı romanını gösterebiliriz. Aslında yazar Demir Ökçe adlı yapıtıyla da ekonomiyi insan doğasının bir parçası kabul etmiş ve ekonomik sistemleri ele almaya çalışmıştır. Fakat bunu önceki yapıtlarından farklı bir şekilde yapmıştır.

Önceki yapıtlarında doğal süreçlerden bahseden ve bunu tamamen doğanın kısır döngüsü içinde ele alan London, Demir Ökçe’de beşeri bir unsura değiniyor. Bunu yazar için bir farklılık olarak değerlendirebiliriz. Yazarların konu yelpazesinin genişlemesi şüphesiz olumlu bir gelişmedir. Fakat yazarlar bunu yaparlarken, kendi edebi kimliğine yakışır ve sanatsal benliğini zadelemeyecek şekilde yapmalıdırlar. Şüphesiz her yazar istediği konuyu istediği şekilde ele almakta özgürdür, fakat yazar toplum tarafından benimsenmiş bir yazarsa ve sanatsal bir yapıt ortaya koymak istiyorsa bu konuda daha hassas davranmalıdır.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
Cehennem Sahiden Başkaları Mıdır? Ya, İçimizde Bir Cehennem İle Yaşıyorsak? | Jean Paul Sartre

'' Demek cehennem bu. Hiç aklıma getirmezdim böyle olacağını... Acı, ateş, kızgın ızgara hepsi sizsiniz demek... Ne gülünç şey! Kızgın...

Kapat