Bir Zindan, Bir Kırgın, Bir Can Pazarı: Ahmed Arif

Havsalalarımızda her saniye, her dakika, her dün ve her gün, her yarın şişerek yükselen bir hüzün var. Çemberden ibaret bir hüzün… O çember büyüdükçe kararıyor dünya. O büyüyor, biz küçülüp ufalıyoruz. O büyüyor ve biz yığılıp kalıyoruz. Tıpkı dünya denen bu köprüden yıllar önce geçip gitmiş ve o hüznü her cümlesiyle, her ifadesiyle yerküreye fırlatmış kırık bir can gibi; Ahmed Arif gibi.  Ahmed’ce, Arif’ce…

‘’Hasretinden Prangalar Eskittim’’ kitabı Arif için bir dönüm noktası idi. Bu kitapla birlikte okurun gözünde matematiksel bir kesinlik kazanmasını sağlayacak şiirleri de gün ışığına çıktı. İlk şiirlerini ortaya çıkardığı sıralarda Orhan Veli ve arkadaşları şiir dünyasının ritmine çoktan ayak uydurmuştu. Garip dönemi bitmişti. Tüm gençler ve yeni yetmeler Orhan Veli, Oktay Rıfat, Melih Cevdet Anday’a öykünüyorlardı. Haliyle Ahmed Arif biraz öksüz, biraz yetim ve bir o kadar da boynu bükük kalmıştı, şiir dünyasında. Oysa bu, Arif’in soylu yalnızlığı ve ozanca hüznüydü sadece.

ahmed-arif (2)

Ahmed Arif, belki de farkındaydı insanın insandan başka bir yurdunun ve yine insandan başka bir gurbetinin olmadığının. Ve yaşamı boyunca, hiçbir şeye aldırış etmeden yazdı bütün dizelerini. Nazım Hikmet’in çizgisinden gitse de; o çizgiyi hüznüyle, sevdasıyla genişletti hep. Nazım Hikmet ovalardan, koca düzlüklerden seslenirdi insanlara, Ahmed Arif ise dağlara dayamıştı sırtını. Dağlardan yankılanırdı sesi. Uyrukluk tanımayan, boynu bükük, yaşsız ve ‘’ası’’ dağlardan…

Uzun ve heybetli bir ağıt gibidir Ahmed Arif’in şiirleri ama o ağıt ulu bir zafer şarkısına da dönüşebilir birdenbire. ‘Daha deniz görmemiş’ çocuklara, adamlara, kadınlara, insanlara adamıştır, şiirlerini.  Isırgan otlarının içinde, kurdun kuşun arasında söylemiştir şiirlerini.

Bu zindan, bu kırgın, bu can pazarı,   

Macera değil.   

Yaşamak, sade “yaşamak”   

Yosun, solucan harcıdır.   

Öyle açar ki murat.   

Susuz, güneşsiz de kalsa, koparılsa da   

Şavkı, bulut güllerinden daha bir suna,   

Daha bir burcu – burcudur.   

Bu zindan, bu kırgın, bu can pazarı   

Macera değil   

Sardığım toprağımın altın sabrıdır.   

O sert, erkek hüznüdür lahza başında   

Cıgara değil.   

Ve sevgilim uykusunda bağırır

Aman aman hey…

ahmed-arif (3)

Her şairin konuşma tarzıyla, şiiri arasında bir yakınlık olduğuna inanılır. Ki çoğu zaman öyledir de. Onunla konuşabilme imkanı yakalayanların söylediklerine göre Ahmed Arif’in de tamamen öyledir. Konuşmasıyla şiiri özdeştir. Onun şiiri, konuşmasından kırpılıp alınmış herhangi bir parça gibidir; konuşması ise şiirinin her yöne akan bir ırmağı gibi devam eder. Belki de bu yüzden şiirleri, okuyormuş hissini değil de konuşuyormuş hissini uyandırır okuyucuda.

Şiirlerinde ana düşünce, dipte, her zaman belirli ama sakin durur; çoğalır, büyür belki ama kalın bir yumak halinde hep dipte durur. Ahmed Arif, kendi şiirine en uygun yapıyı ve mısra düzenini bulmuş bir şairdir. Türkçede destan türünün en ilginç deneylerini hatta çıkışlarını yapmıştır. Bir yalçınlığı koyar şiirine, bir graniti. O yalçınlıktan, birden, sınır köylerine iner; ‘tavukları birbirine karışan insanları’ anlatır. Bu birdenbirelik onu kekre diyebileceğimiz bir lirizme ulaştırır.

ahmed-arif (4)

Bir rivayete göre; Cemal Süreya, çok iyi anlaştığı için kız kardeşiyle evlendirmek ister Ahmed Arif’i.  Arif’te kabul eder durumu.  Cemal Süreya kardeşine: ‘’evleneceğin adam, Türkiye’nin en iyi şairi.’’ der. Kardeşi de kabul edince, ertesi gün için randevulaşılır. Ankara’da Zafer çarşısının önünde buluşacaklardır. Cemal Süreya ile kız kardeşi Ayten beklerler ama Ahmed Arif gelmez bir türlü. Sonradan öğrenirler ki temiz bir gömleği olmadığı için gelememiş.

Sevdalıdır Ahmed Arif. Aşkına aşık, sevdasına sevdalıdır. Sadıktır da. Leylim Leylim kitabının her satırında bunu belli etmiştir. Kötülüklerle, sürgünlerle dolu hayatında Leyla Erbil’in hayaliyle yaşamıştır dağların hoyrat sesi. Leyla’sı ona sabır veren altın toprağı, doğasının bahara yürüme sebebi, sızısına şifa olan suyudur. Leyla, yaşamının öz suyu…  Kim kimi bu kadar sevebilmiştir ki?

Serabın bir sonu vardır,   

Ufkun, sıradağın sonu.   

Uçarın, kaçarın bir sonu vardır   

Senin sonun yok.   

Mandaların, kavakların pazarı olur,   

Senin pazarın olamaz.   

Sensiz nar çatlamaz, bebek gııı demez.   

Beni böyle şair, dizane etmez,   

Kızımın çatal göğsü.   

Senin yüzün suyu hürmetinedir   

Buğdalara, cevizlere yürüyen   

Kara toprağın ak südü…   

Bir bilsen kimlere tasa, kedersin,   

Anlar mısın, şaşırıp ağlar mısın ki?   

Bir bilsen kardeşlerim ne can çocuklar

Ve bilsen nasıl vurur beni bu duvar.   

Akşam – akşam, kara sevdam ağrır   

Aman, aman hey…  

ahmed-arif (5) ahmed-arif (6)

Şiirinde kullanacağı bir kelime için 16 yıl bekler mi bir insan? İnsan beklemez belki ama şair bekler. Ahmed Arif de beklemiştir. Şiirleri elden ele, gözden göze, kalpten kalbe tüm memleketi dolaşırken, gizli gizli okunurken, ömrü işkencelerle geçmiş bir şairdir Arif. Cebinde bir şiiriyle yakalanan çok sevdiği bir arkadaşı, şiir yüzünden çok işkence gördüğü için çok şiir yazmadığını söyleyen bir şairdir. ‘’Benim şiirim insanların canını yakmasın’’ diyen bir şairdir. Yoksulluktan sürünürken, fakirlik kağıdı almayı reddetmiştir. Yani, Ahmed Arif naif bir insan olmanın ötesinde naif bir şairdir de.

Ahmed Arif kendisini bir yazısında şöyle anlatmış:

“Asıl adım Ahmed Önal, Ahmed Arif olarak bilinirim. Yaşamım boyunca hakkı aradım; ezilenin ve güçsüzün yanında durdum. Memleketlilerim sömürülmesin, memleketlilerim kullanılmasın, memleketlilerim ölmesin diye konuştum. Eşitlik için yazdım, eşitlik için söyledim, eşitlik için dayak yedim, eşitlik için sövdüm. O günleri göremeyeceğimi bilsem de birilerine o günleri gösterebilmek için öldüm.”

Bir zindan, bir can pazarı kadar kırgın bir yürek…

Yüreği insan için çarpan bir şairin mısraları öyle veya böyle her türden engellemeye karşı, insana ulaşacaktı ve nitekim dizeleri halka ulaştı. Onun naifliğini de, hüznünü de paylaşabilmek dileğiyle…

Beşikler vermişim Nuh’a
Salıncaklar, hamaklar,
Havva Ana’n dünkü çocuk sayılır,
Anadoluyum ben,
Tanıyor musun ?

Utanırım,
Utanırım fukaralıktan,
Ele, güne karşı çıplak…
Üşür fidelerim,
Harmanım kesat.
Kardeşliğin, çalışmanın,
Beraberliğin,
Atom güllerinin katmer açtığı,
Şairlerin, bilginlerin dünyalarında,
Kalmışım bir başıma,
Bir başıma ve uzak.
Biliyor musun ?

Binlerce yıl sağılmışım,
Korkunç atlılarıyla parçalamışlar
Nazlı, seher-sabah uykularımı
Hükümdarlar, saldırganlar, haydutlar,
Haraç salmışlar üstüme.
Ne İskender takmışım,
Ne şah ne sultan
Göçüp gitmişler, gölgesiz!
Selam etmişim dostuma
Ve dayatmışım…
Görüyor musun ?

Nasıl severim bir bilsen.
Köroğlu’yu,
Karayılanı,
Meçhul Askeri…
Sonra Pir Sultanı ve Bedrettini.
Sonra kalem yazmaz,
Bir nice sevda…
Bir bilsen,
Onlar beni nasıl severdi.
Bir bilsen, Urfa’da kurşun atanı
Minareden, barikattan,
Selvi dalından,
Ölüme nasıl gülerdi.
Bilmeni mutlak isterim,
Duyuyor musun ?

Öyle yıkma kendini,
Öyle mahzun, öyle garip…
Nerede olursan ol,
İçerde, dışarda, derste, sırada,
Yürü üstüne – üstüne,
Tükür yüzüne celladın,
Fırsatçının, fesatçının, hayının…
Dayan kitap ile
Dayan iş ile.
Tırnak ile, diş ile,
Umut ile, sevda ile, düş ile
Dayan rüsva etme beni.

Gör, nasıl yeniden yaratılırım,
Namuslu, genç ellerinle.
Kızlarım,
Oğullarım var gelecekte,
Her biri vazgeçilmez cihan parçası.
Kaç bin yıllık hasretimin koncası,
Gözlerinden,
Gözlerinden öperim,
Bir umudum sende,
Anlıyor musun ?

ahmed-arif (7)

 

Yazının başlığına kaynak olan ‘Bu Zindan, Bu Kırgın, Bu Can Pazarı’ adlı Ahmed Arif şiiri 

Bonus: Ahmed Arif anısına yapılmış mis gibi karanfil kokan Manuş Baba şarkısı

Ozan Aziz Dilber

İçimizin imârını sanat vesilesiyle yapabileceğimize inanıyorum. Kendi hikayemi didik didik ederken başkalarına da anlatacak hikayeler biriktiriyorum. Bu yüzden 2015 yılından beri Sanat Karavanı ailesinin içerisindeyim. Aynı zamanda hukuk fakültesi mezunuyum. Tanpınar’ın dizeleri ile bitireyim: ”Rahatını bozduk zavallı bir taşın / eşyanın uykusundan uyandırdık / varlığın çarkına takıldı hiç yere.”

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
Fotoğraflarla Yeşilçam’ın Unutulmazları

      Arzu film desem pek bilen olmayacaktır. Ancak Yeşilçam ve emekçilerini söylesem sıralamaya başlarız çabucak. İşte Arzu Film...

Kapat