‘‘Bütün anılardan, eşyalardan ve kitaplardan daha çekilmez olanı insanlardır.’’ (Kara Kitap)

‘‘Sessizlerin, anlatmayı bilmeyenlerin, kendini dinletemeyenlerin, önemli gözükmeyenlerin, dilsizlerin, o iyi cevabı hep olaydan sonra evde düşünenlerin, insanların hikayelerini merak etmediği o kişilerin yüzleri diğerlerinden daha anlamlı, daha dolu değil mi? Sanki anlatamadıkları hikayelerin harfleriyle kaynaşıyor bu yüzler, sanki sessizliğin, ezikliğin, hatta yenilginin işaretleri var onlarda. Kendi yüzünüzü de düşünmüştünüz değil mi bu yüzlerin içinde? Ne kadar kalabalığız hepimiz, ne kadar acıklıyız hepimiz; ne kadar çaresiziz çoğumuz!’’

Orhan Pamuk, Kara Kitap isimli eserini Mesnevi, Hüsn-ü Aşk gibi büyük tasavvufi eserlerin ışığıyla yazmış. Çok garip değil mi? O kadar ışığa rağmen adının “Kara Kitap” olması hayret verici. Işığı emmiş desek, belki çok abartmış oluruz ama öyle olsun. Yazarın bu kitabı yazma derdi, sebebi, ne; neyi, ne için anlatıyor acaba?

Orhan Pamuk’un Benim Adım Kırmızı’sı, doğu sanatı tarihine yapılmış esaslı bir katkı. Peki ya Kara Kitap? Polisiye-melodram? Ya da Yeşilçam mamulü bir kara film mi? Yoksa, adı bu sebeple mi Kara Kitap? Kitabın şuradan buradan etkilendiği konusunda nice polemik olmuştu zamanında. Kitabın ana teması, tanıdık bir motif: Kendi olmak ya da olmamak. Daha ziyade kendi olamamak. Kendi olamamanın sayısız örneğini, zararını, karanlığını uzun uzadıya, biraz da edebi bir hevesle sayfalar dolusu anlatmış da anlatmış. Kitabın bu tıkanıklığı, bilinçli bir tercihtir elbet. Zaten bam teli de burası. Bilinçli tercih.

‘‘Kendim olmalıyım diye tekrarlıyordum. Onlara hiç aldırmadan; onların seslerine, kokularına, isteklerine, sevgilerine ve nefretlerine aldırmadan ben kendim olmalıyım. Çünkü kendim olmazsam onların olmamı istedikleri biri oluyordum ve onların olmamı istedikleri o insana hiç katlanamıyordum ve onların olmamı istedikleri o dayanılmaz kişi olacağıma hiçbir şey olmayayım ya da hiç olmayayım daha iyi, diye düşünüyordum.’’

Bütün karakterler sonunda birbirine dönüştükleri, dolayısıyla karakterlik vasfından uzaklaştıkları için ne Galip’in ne Celal’in ne Rüya’nın bir kimliği var. İsimleri var, müsemmaları yok. Tıpkı, referans aldığı tasavvufi eserlerin şeklen kitaba dahil olmaları gibi. Karakterlerin, harften, kelimeden yapıldıkları fazla belli. Bu da eser için sorun teşkil etmez mi? Misal şu yaşadığımız dünyanın hayal olduğu fazla belli olsaydı, o zaman bu kadar tantanası, zevki, hicranı olur muydu? Burada şunu tartışabiliriz tabii: Herhangi bir eserde okuyucunun eserin karakterleriyle özdeşleşmesi eserin yetkinliği açısından bir kriter midir? Basitleştirelim: Eserin başarısı, onda kendimizden bir şey bulmakla, bizi bize tanıtmasıyla ilgili değil midir? Kara Kitap’ın özdeşleşebilecek bir karakteri yok. Kurgu, hayal, izafi oldukları fazla belli.

Kimliğe bürünmüş olsalardı, normal şartlar altında, sıkıcı kocasından renkli üvey ağabeyine kaçan bir kadınla üvey ağabey arasında yasak bir ilişki olması ve sıkıcı kocanın evlerinin önünde ikisini de vurması beklenirdi. Belki öyle oldu da, yazar bizi gerçekliğin soğukluğundan korumak için postmodern ılıklığı tercih etti. Bu karton havası, modern sonrası çağın olmazsa olmazı. Belki kitabın neden yazıldığının da bir cevabı: “Fazla belli” şeylerin tabiatımıza uygun olmadığının bir kanıtı mı Kara Kitap? Gerçi bu bilinçsiz bir tercih. Daha doğrusu, bilinçli-bilinçsiz tercihlerin ardındaki mutlak tercihin ayak sesi. Öyleyse, kara kitap dahil her şey yerli yerinde, olması gerektiği gibi.

Peki, İstanbul’da işlek yol kenarlarında rastlanması pek olası olmayan kestane ağaçlarını ne yapacağız? Ziyanı yok, postmodern roman icabı sayacağız. Rastlanma ihtimalini saklı tutacağız.

Okumadan geçmeyin:

Halil Cibran: Güzellik aynada kendine bakan sonsuzluktur. Fakat sonsuzluk da sensin, ayna da.

Ozan Aziz Dilber
Kocaeli Üniversitesi Hukuk bölümü öğrencisi.
Sanat Karavanı Yazarı.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
Ahmet Uzun

'Adım Ahmet Uzun. 1992 yılında Kahramanmaraş'ta doğdum. 2011 yılında Kahramanmaraş Anadolu Lisesinden mezun oldum. Küçüklüğümden beri ilgili olduğum ama hep...

Kapat