Çağdaş İtalyan Edebiyatından Bir Roman: ‘Mr. Gwyn’

“Kim bilir hangi serüvene dalmış bir insan olduğumuzu düşünürüz, bu çok basit bir serüven de olabilir ama asıl anlamamız gereken yalnızca o kişi değil, tüm hikâye olduğumuzdur. O kişinin yürüdüğü ormanız, onu aldatan kötü insanız, çevresindeki karmaşayız, geçen tüm insanlarız, nesnelerin rengiyiz, gürültüleriz.”
Alessandro Baricco

Cagdas-Italyan-Edebiyatindan-Bir-Roman-Mr-Gwyn-1

Aslında hepimiz bir hikâyeye aitiz; serim, düğüm ve çözümü çoktan belirlenmiş olan bir hikâyeye…

Kuşkusuz ki yazmak eylemi ve istemi, yüzyıllar öncesinden günümüze uzanan ve tüm kültürlerde ortaya çıkan bir eylem olmuştur. Yazının bilinmediği dönemlerde insanoğlu kendini ifade etmenin yolunu bir şekilde bulmuş ve yazma materyali olarak kullandıkları mağara duvarlarına çizdikleri resimlerle, sonraları ağaçların gövdelerine ve yapraklarına yazdıklarıyla, yıllar sonra papirüsle devam eden, günümüzde ise kâğıdın yanı sıra teknolojinin de gelişmesiyle elektronik ortamda yazmayı sürdürmüştür. Yazma eylemi, düşünen bir varlık olan insanın, kendini ifade etme isteğinden ortaya çıkmıştır. Bu ifade etme isteği, hayatta kalma ihtiyacının bir yansıması ve içinde yaşananların diğerlerine bildirilmesi olarak ortaya çıksa da günümüzde insanoğlu pek çok sebepten dolayı yazmayı sürdürmektedir.

Sözcük seçmek, cümlenin düzenini kurmak ve uygun sözcükleri uygun oldukları yerlere koymak, özveri ve yoğun çaba isteyen bir iş olsa da insanoğlu yazmaktan vazgeçmemiştir.

Yazı yazmak üzerine pek çok “yazı” yazılmış olsa da George Orwell, yazma eylemini şu şekilde açıklamaktadır: “…Tüm yazarlar kibirli, bencil ve tembeldir ve yazma güdülerinin temelinde bir gizem yatar. Bir kitap yazmak korkutucu, zahmetli bir uğraş, uzun süren ağrılı bir hastalık gibi. Bu öyle bir durum ki ancak bir iblisin tahrikiyle hareket eden biri böyle bir çabaya girişir, bu iblise de ne karşı koymak mümkündür ne de onu anlamak. Bildiğimiz tek şey bu iblisin, bir bebeği ilgi çekmek için ciyaklatan aynı içgüdü olduğu. İyi yazı bir göz pencere camı gibidir. Dürtülerimden hangisinin daha kuvvetli olduğunu kesin bir şekilde söylemem mümkün değil ama hangilerinin peşinden gidilmeyi hak ettiklerini biliyorum.”

Yazı yazamamak veya bir süre yazabildikten sonra tıkanıp kalmak ve “kendini ifade edememek” durumunu ise Orhan Veli Kanık belki de şu dizeleriyle anlatabilmiştir:

“Her şeyi söylemek mümkün/ Epeyce yaklaşmışım, duyuyorum/ Anlatamıyorum…”

Yazma isteğinin sınırlarına girmiş ve bunu meslek haline getirmiş bir yazar olan genç kuşak İtalyan romancılarından Alessandro Baricco, 1958’de Torino’da doğmuştur. Yazarlık uğraşına, La Republica gazetesinde müzik eleştirmeni olarak başlamış, daha sonra La Stampa gazetesinin kültür-sanat servisinde çalışmıştır. Denemeler ve kısa öyküler kaleme alan yazar, RAI televizyonuna sanat programları hazırlamıştır. Torino’da anlatım tekniklerinin öğretildiği bir okul kuran ve halen hayatta olan İtalyan yazar, Öfke Şatoları ve Oceano Mare adlı romanları ile çeşitli roman ödüllerine değer görülmüş, İpek adlı kısa romanı pek çok dile çevrilmiş ve sahneye uyarlanmış, İtalya’da uzun süre çok okunan kitaplar listesinin başında kalmıştır.

Alessandro Baricco, uluslararası çok satan bir yazar olmasının yanı sıra, yazdığı romanlarla birçok ülkede hemen ilk haftada listelere girmeyi başarmış bir yazardır. Eserlerinin birçoğu Türkçeye de çevrilmiştir. Laf kalabalığından uzak, duru bir üslubu olan yazar, anlattıklarını aynı zamanda sinematografik olarak da ele almaktadır. Öyle ki romanlarında diyaloglara sıklıkla yer veren yazar, aynı zamanda da yönetmenlik yapmaktadır.

Alessandro Baricco, felsefe eğitimi de almıştır, dolayısıyla düşündüklerini yazıya dökerken belli bir sıralama ve hiza içerisindedir. Baricco’nun eserlerini ilgi çekici kılan nokta ise, ‘insanlık durumu’nu tasvir etmesinin yanında, olay örgüleri ya da çokça başvurduğu ‘bozma denemeleri’dir.

Baricco, İlyada adlı ünlü destanı Tanrılardan arındırıp insanı kendi yazgısıyla baş başa bırakarak bu destanları çağdaş bir romana dönüştürmüş; Kafkaesk üslubuyla öne çıkan Kent’te, modern hayatın seks, postmodernizm ve şiddet üzerine inşa edilen algısıyla alay etmiştir.

Öfke Şatoları‘nda, hepsi de birbirinden olağanüstü özelliklere ve hayallere sahip kahramanları üzerinden insanın farklı hallerini anlatmış ve son olarak Bindokuzyüz isimli romanında, 1900 yılında Transatlantik‘te bir kutunun içinde bulunan ve Bindokuzyüz olarak isimlendirilen bir bebeğin, daha sonra ünlü bir piyano virtüözü olmasını, yine modern hayatın beraberinde getirdiği olağanüstü değişimlere atıfta bulunarak hikâye etmiştir. Alessandro Baricco’nun, Türkçeye ‘Yarım Kalmış Bir Hayal’ olarak çevrilen son romanıysa, başkahramanı UltimoParri üzerinden, insanın hayalleriyle, sonu trajediye varan oluşumunu nasıl anlamlandırmaya çalıştığını anlatmaktadır.

Cagdas-Italyan-Edebiyatindan-Bir-Roman-Mr-Gwyn-2

Mr. Gwyn romanı, Jasper Gwyn’in, Regent’s Park’a gitmek için izleyebileceği birçok yol arasından her zaman seçtiği caddede yürürken, ansızın hayatını kazanmak için her gün yaptığı işin artık ona kesinlikle uygun olmadığı duygusuna kapılmasıyla başlar.

Bu düşünce daha önce de aklını kurcalamıştır ama ilk kez bu kadar belirginleşir ve cazip gelir. Bir daha asla yapmayacaklarının bir listesini oluşturur.

Listede tam elli iki madde vardır. Son madde ise şudur: bir daha asla kitap yazmayacak olması.

Aldığı bu karar üzerine Jasper Gwyn, İspanya’ya kısa bir yolculuğa çıkar, bundan sonraki günlerini yazıdan uzak fakat yazmaya özlemle, rahat, plansız, olduğu gibi geçirmeye karar verir. Bu arada bir daha yazmama hakkında aldığı karar çevresi tarafından tepki alır, özellikle de en yakın arkadaşlarından biri olan, aynı zamanda kitaplarının telif hakları ve yayım süreçleriyle ilgilenen Tom tarafından endişeyle karşılanmıştır. Sonraki süreçlerde ise çevresindeki herkes onun yazarlığa geri dönmesini ister ve bu konuda onu ikna etme yoluna giderler.

Ne var ki Jasper Gwyn, aldığı kararda diretse de yazı yazmamak onu rahatsız etmeye başlar. Kendini ifade edememenin verdiği huzursuzluk onda psikolojik rahatsızlıklara neden olur. Zaman zaman ortadan yok olma korkusuna kapılır. Yazı yazmasa da bir şekilde yazının/yaratmanın içerisinde olmak ister. Uzun düşünce sancılarından sonra, tam olarak anlamını bilmese de, “kopyacı” olmaya karar verir.
Yazı yazmaya veda eden Jasper Gwyn, zaman zaman nerede olduğunu unutmaya başlar. Sokaklarda kaybolur ve arkadaşları tarafından bulunur. Bu durumla ilgili yardım almaya karar verir ve aile hekimine gider. Gittiği klinikte yaşlı bir öğretmenle tanışır. Eşyalarını taşıması için ona yardım eder ve aralarında kısa bir sohbet gelişir. Sonraki günlerde yazamadıklarını kendi kendine konuşarak dışarı aktaran Jasper Gwyn, bu rahatsızlığını yaşlı kadına anlatmak ister, kliniğe tekrar gittiğinde yaşlı kadının öldüğünü öğrenir. Jasper Gwyn için yaşlı kadının ölümü hayatındaki dönüm noktası olacaktır çünkü klinikten hayal kırıklığıyla dönen Jasper, yağmurdan kaçmak için yolda gördüğü sanat galerisine girer ve orada incelediği portre tablolarından ve portre kataloglarından yola çıkarak ne yapmak istediğine karar verir.

Jasper Gwyn, bundan sonraki süreçte, insanların portrelerini yazmaya karar verir.

Cagdas-Italyan-Edebiyatindan-Bir-Roman-Mr-Gwyn-3

İnsanların portrelerini para karşılığında yazacaktır ve yazılan portreler ait oldukları kişi tarafından belki duvarlara asılacak belki de çalışma masalarının üzerinde duracaktır. Aldığı karar, arkadaşı Tom tarafından fazla ütopik ve anlamsız bulunsa da Jasper Gwyn, bu arzusu için, içinde dingin müziklerin aralıksız çaldığı bir stüdyo kiralar ve tüm parasını bu işe yatırmaya karar verir.

İnsanların portrelerini çizmeye değil “yazmaya” karar veren Jasper Gwyn, kendisine ilk iş olarak portresini yazacağı birini bulmaya karar verir.

Arkadaşı Tom’un çamaşırhanesinde çalışan Rebecca adlı kadınla anlaşma yoluna gider. Rebecca şişman fakat güzel yüzlü bir kadındır. 5.000 sterlin karşılığında Rebecca her gün akşamüstü dört ve akşam sekiz arasında kiralanan stüdyoda çıplak bir şekilde Jasper’a bu konuda yardım edeceğini belirtir.
Rebecca, otuz iki gün boyunca Jasper’ın stüdyosuna gelir. Bu arada stüdyoya çeşitli ampuller yerleştirilmiştir ve otuz iki günün sonunda bu ampuller tek tek sönecek ve çalışma bitecektir. Rebecca, sanki Jasper orada değilmiş gibi soyunur, yatağa uzanıp uyur ve tüm bu eylemleri anlaştıkları gibi otuz iki gün boyunca yapar. Rebecca bu şekilde stüdyoda vakit geçirirken Jasper da onu gözlemler ve küçük kâğıtlara çeşitli notlar alır, çalışma boyunca çok nadir konuşurlar. Bu arada Rebecca duygusal anlamda kendi içinde Jasper ile bir yakınlık hissetmekten kendini alamaz.

Otuz ikinci günün sonunda Rebecca son kez stüdyodan ayrılır ve ampullerin hepsi tam da ayarlandığı gibi söner. Jasper, ortaya çıkardığı portreyi bir kırtasiyeye giderek bastırır, portre yedi sayfa tutmuştur. En yakın arkadaşı olan Tom, Jasper’ın yazarlığa geri dönmesini istemektedir, bir yandan da ortaya çıkan portreyi merak etmektedir. Anlaşma gereği bu konuda Rebecca’dan bilgi alamaz.

Tüm bu süreç içerisinde Jasper, önceden vefat etmiş olan, Su Geçirmez Eşarplı Kadın’la hayali arkadaş olmuştur ve yaşadıklarını ona anlatmaktadır, yeri geldiğinde ondan çalışması hakkında fikir de almaktadır. Aslında hayali bir arkadaş olan kadının Jasper’a verdiği öğütler, tam olarak da Jasper’ın kendine sunduğu telkinler ve fikirlerdir.

Yazdıklarını Rebecca’ya da okutan Jasper, Rebecca’yı sekreteri yaparak işe başlar. Pek çok insanın portresini yazan Jasper, otuz iki günün sonunda, kurallara aykırı olmasına rağmen, bir müşterisiyle sarılarak temas eder, diğeriyle öpüşür ve sonuncusuyla, genç ve fazlasıyla çekici bir genç kızdır, sevişir. Bu süreç içerisinde Jasper’ın en yakın arkadaşı Tom vefat etmiştir ve Jasper, onun portresini de hastane odasında yapmıştır.

Rebecca’nın bu olayı öğrenmesiyle işler bozulmaya ve insanlar dedikodu yapmaya başlar, gazetelerde Jasper’ın portreleriyle ilgili saptırılmış haberler çıkmaya başlar.

Bu arada Rebecca’nın fazlasıyla sevdiği bir yazar olan Klarisa Rode’un kitapları çıkmaya başlamıştır. Rebecca bu yazarı çok sevdiğini Jasper ile paylaşmıştır.

Jasper, bir gün aniden, Rebecca’ya Klarisa Rode’un yeni çıkan bir kitabını armağan edip yaptığı tüm portreleri Rebecca’ya emanet ederek ortadan kaybolur. Dosyanın içerisinde tam on bir portre vardır fakat Rebecca’nın bilgisi dâhilinde on portre yapılmıştır.

Geriye kalan bir portre aslında Jasper’ın kendi portresidir.

Aradan yıllar geçer ve Rebecca evlenir, bir de bebeği olur. Bir gün metroya giderken Klarisa Rode’un yeni bir kitabını görür ve alır. Okumaya başladığında orada yazılanların bir yerden tanıdık olduğunu fark eder. Yazılanlar Jasper’ın portrelerinin aynısıdır. Uzun araştırmaları sonucunda Klarisa Rode’un aslında Jasper Gwyn olduğunu anlar, Jasper takma bir isimle yazmaya devam ediyordur. Rebecca portreleri, oldukça bilgili bir kitapçıya okutur ve ortaya Hintli bir yazar daha çıkar, Jasper’ın portrelerinden biri bu sefer de onun kitaplarının içindedir. Yani aslında Hintli yazar da Jasper’ın ta kendisidir ve Jasper, bir şekilde yazmaya devam etmiştir.

Kısa süre içinde Klarisa Rode’un yeni bir kitabı çıkmıştır fakat kitap yarım kalmıştır ve o haliyle yayımlanmıştır. Bu son kitapta Jasper, kendi portresini yazmıştır, Rebecca’nın bulduğu fazladan portre aslında Jasper’ın kendi portresidir ve yazdığı portrenin sonunda anlatılan kişi soğuk ve rüzgârlı bir günde vefat etmektedir.

Romanın 68. yani son bölümü, okuyucunun bir yoruma varmasını sağlamaktadır. Klarisa Rode adlı bir yazarın yeni çıkan bir kitabından alınan özet bilgi, aslında romanın başkişisi olan Jasper Gwyn’in otoportresidir. Roman yazarı, bu otoportreyi okuyucuya açıkça söylememekle birlikte sadece sezdirmekte ve tahmin ettirmektedir.

Yazmak ve yazmamak sorunsalına değinen romanın, başkişinin daha önce kimse tarafından denenmeyen bir sanat dalıyla ilgilenmesi (portre yazmak) ve ereğine ulaşmasıyla sonlanması da bir bakıma, okuyucuya bir yorum sunmaktadır. Romanda, birçok yazar gibi “esinsizlik” bunalımı yaşadığından değil yaptığı işin kendisine uygun olmadığını düşündüğünden dolayı yazmayı bırakan Jasper Gwyn’in portre yazarlığı ve takma yazar adları ile yine de yazıya dönme serüveni anlatılmaktadır.

Bir kere yazma zehrini aldıysanız, bundan geri dönüş artık mümkün değildir.

Cagdas-Italyan-Edebiyatindan-Bir-Roman-Mr-Gwyn-4

*Meraklısı için kısa bir “Mr. Gwyn” incelemesi:

Düzen

Mr. Gwynadlı romanda, zaman kronolojik olarak akmakta, olaylar sırasıyla ele alınmaktadır. Bu noktada olayların tarihsel bir sırada ilerlediği gözlemlenmektedir ve zamansal anlamda geriye dönüşler yoktur. Kahramanların zaman zaman anılarını hatırlaması söz konusu olsa da kronolojik düzen bozulmamaktadır.

Roman, Jasper Gwyn’in yazmayı bırakmayı karar vermesiyle başlar ve bu süreç içerisinde aldığı portre yazma kararıyla devam eder, portre yazmayı bırakıp bilinmeyen bir yere kaçmasıyla ve kendi portresini bir kitapta, takma bir isimle, yayımlamasıyla son bulur.

Romanda başkişilerinden olan Rebecca ve Jasper Gwyn’in dış görünüşlerine fazlasıyla yer verilse de diğer kahramanların görüntüleri hakkında fazla bilgi verilmemiştir. Rebecca’nın kilolu fakat hoş bir bayan olduğunu, Jasper’ın ise zayıf ve yaşlı olduğunu anlayabilmekteyiz.

“…Onun güzelliğini, hatta artık şişmanlığını bile görmüyordu, o stüdyoya girmeden önce hakkında düşündüğü ya da onunla ilgili gördüğü her şey bütünüyle yok olmuş ya da hiçbir zaman var olmamıştı…” (Baricco, Mr. Gwyn, 79)

“…Zayıf göğsüne, cılız kollarına bakıyordu. JasperGwyn’in onun için uzaklarda bir yazar, bir fotoğraf, bir söyleşi olduğu zamanlar geldi aklına, akşamlar boyunca zevkle okumuştu kitaplarını…” (Baricco, Mr. Gwyn, 91)

Jasper’ın portrelerini yaptığı kişilerin de dış görünüşlerine okuyucunun fikir sahibi olabilmesi açısından, kısa bölümler halinde, yer verilmiştir.

Romanda adı geçen mekânlar, Jasper’ın Rebecca ile tanıştığı çamaşırhane, pek belirgin olmasa da Jasper’ın evi, Su Geçirmez Eşarplı Kadın’la tanıştığı klinik, Jasper’ın portrelerini yazmak için kiraladığı stüdyo daire, Tom’un hastalanınca yatırıldığı hastane ve Rebecca’nın evlenip yine çok belirgin anlatılmayan yeni evidir. Romanda en çok anlatılan ve betimlenen mekân Jasper’ın stüdyo dairesidir. Romanın merkezinde yer alan bu mekân, birçok bölümde betimlenmiştir.

“…JasperGwyn kusursuz bir yer olduğunu düşündü. Motosikletlerin ahşap yer döşemesinde bıraktığı kalıcı yağ lekelerini ve kimsenin yırtma zahmetine girmediği Karayip Denizi posterlerinin duvarda kalan kenarlarını beğendi. Çatıda küçük bir banyo vardı, demir bir merdivenle çıkılıyordu. Mutfaktan eser yoktu…” (Baricco, Mr. Gwyn, 46)

Sürem

Roman toplamda 68 bölümden oluşmaktadır. Geçen zaman ise ortalama 10 yıldır. Okuyucuya asıl anlatılmak istenen ve romanın kilit noktasını taşıyan olaylar, daha ayrıntılı anlatılmıştır. Örneğin, Jasper’ın Rebecca’nın portresini yazdığı otuz iki gün, okuyucuya ayrıntılarıyla uzun uzun anlatılırken, Jasper’ın yazdığı diğer portreler birer bölümle kısaca anlatılmıştır. Olayların akışına bırakıldığı yerlerde yıllar, tek bir paragrafta hatta tek bir cümlede geçmiştir.

“…Sonraki yıllarda kimse JasperGwyn’den görünürde bir haber almadı…” (Baricco, Mr. Gwyn, 143)

Rebecca’nın evlenip çocuk sahip olmasıyla geçen toplamda dört yıl ise, tek bir cümlede verilmiştir. “…Rebecca’ya gelince, hayata baştan başlamayı seçerek dört yıl içinde kendine yeni bir yaşam kurmuştu…” (Baricco, Mr. Gwyn, 143)

Roman, Jasper’ın kendi portresini yazdığının sezdirildiği bir romandan alıntıyla son bulur. Bu alıntı, yaklaşık iki sayfa sürer. İki sayfada yazarın amacından ve ölümünden oldukça kısa bahsedilir ve roman son bulur.

Sıklık

Sıklık bir anlatıda, belirli bir olguya yapılan tekrarlardır.Roman boyunca “rakam”lara vurgular yapılmıştır. Romanda 68 bölüm bulunmaktadır ve neredeyse her bölümde durumlar belli rakamlara bağlanmıştır.

“…Hesabı çıkarıldığında, ekstra harcamalar hanesinde altmış iki fincan soğuk süt, altmış iki bardak viski, iki telefon görüşmesi, yüksek bir kuru temizleme ücreti (yüz yirmi dokuz parça) ve transistorlu bir radyo ücreti yazılıydı, bu liste, onun eğilimlerine ışık tutuyordu…” (Baricco, Mr. Gywn, 16) “…Sonunda otuz iki günün, başlangıç için akla uygun bir zaman olduğuna karar verdi. Otuz iki gün boyunca, tek oturumla, günde dört saatlik bir çalışma belirledi… Tavanda, eşit aralıklarla, güzel bir geometri oluşturarak asılı duran on sekiz ampul olacaktı…” (Baricco, Mr. Gwyn, 55) “…Yaşlı adamın, JasperGwyn’e, dokuz gün sonra, yedi yüz altmış saat ile sekiz yüz otuz saat arasında değişen bir zaman dilimi içinde sönecek olan on sekiz Caterina de’ Medici teslim etmesi konusunda anlaştılar…” (Baricco, Mr. Gwyn, 57)

Rakamların yanı sıra, romanda sıkça okuyucunun karşısına çıkan bir de hayali arkadaş/kahraman vardır. Bu hayali kahraman, Jasper’ın önceden bir klinikte tanıştığı fakat daha sonra ölüm haberini aldığı yaşlı bir öğretmendir. 

Jasper, yazamadığı için yok olma duygusu da dâhil, tüm psikolojik sürecini, düşüncelerini ve yaşadıklarını roman boyunca bu hayali arkadaşıyla paylaşır, hayali arkadaşı da ona öğütler vermekten geri durmaz. “…Nasıl buluyorsunuz? İnanın, hiç fena değil, diye yanıtladı, Su Geçirmez Eşarplı kadın…” (Baricco, Mr. Gwyn, 100)

Bir diğer sıklık kavramı ise şekerlerdir. 

Jasper’ın klinikte tanıştığı Su Geçirmez Eşarplı Kadın ona çantasında kalmış bir şeker ikram etmiştir. Sonradan vefat eden kadının verdiği bu şeker, romanın ilerleyen sayfalarında, Jasper’ın sıklıkla aklına düşer. “…Jasper Gwyn, hayır, istemem der gibi bir bir hareket yaptı ve uzaklardan bir yerden, Su Geçirmez Eşarplı Kadın’ın şekerleri geldi aklına…” (Baricco, Mr. Gwyn, 111)

Kip

Roman genel itibariyle, diyaloglar üzerine oturtulmuştur. Olaylar, kahramanların kendi ağızlarından aktarılan cümlelerle okuyucuya verilmektedir. Öyle ki romanın başkişisi olan Mr. Gwyn’nin kendi kendisiyle konuşmaları dahi diegesis şeklindedir: “…Ne yapmam gerekiyor, diye sordu kendi kendine. Su Geçirmez Eşarplı Kadın, ‘Kopyacı olun, canım işte!’ diye yanıt verdi. ‘Ne anlama geldiğini bildiğimden emin değilim.’, ‘Zamanla anlayacaksınız. Sırası geldiğinde anlayacaksınız…” (Baricco, Mr. Gwyn, 32)Bu noktada, yapıtta diegesis özelliği ağır basmaktadır.

68 bölümden oluşan roman, ağırlıklı diyaloglar üzerine kurulmuştur mimesis bölümleri az da olsa mevcuttur. Romanın özellikle son bölümünde diyaloğa hiç yer verilmemiştir ve Genette’in savunduğu üzere bir edebi metne yaraşır şekilde olaylar anlatıcı tarafında “şunlar şunlar oldu” şeklinde okuyucuya aktarılmış ve roman sonlandırılmıştır. “…Kitap, amatör meteoroloğun inzivaya çekildiği ıssız, küçük bir kasabada sona eriyordu. Meteorolog, elde ettiği sonuçlardan memnundur, yalnızca çalışmasının bilim çevresinde pek yankı bulamaması yüzünden hafif bir düş kırıklığı yaşamıştı. Kitabının son birkaç sayfasından önce, yıldızlı bir geceden sonra gelen soğuk ve rüzgârlı bir günde ölüyordu.” (Baricco, MrGwyn, 171)

Ses

Edebi metinlerde anlatıcı kimliği yani sesi oluşturmaktadır. Her anlatıda olduğu gibi Mr. Gwyn adlı romanda da genel itibariyle bir anlatıcı hâkimdir. Kahramanların beyinlerinin içinden geçen düşünceler ve ileriki zamanlarda yaşayacakları hakkında verilen ipuçlarının da okuyucuya aktarılması göz önünde bulundurulursa romanda “tanrısal anlatıcı” söz konusudur denebilir. Eğer anlatıcı bir kahramana uyarlanacak olursa Jasper’ın ortadan kaybolduğu 57. bölüme kadar anlatıcı romanın başkişisi Mr. Gwynolacaktır çünkü okuyucu olayların gelişimine Mr. Gwyn’ın gözünden hâkim olmaktadır. 57. bölümden sonra ise olaylar Rebecca adlı karakterin üzerinden okuyucuya sunulmaya başlanmıştır.
Kitabın 68. bölümünde, son bölümde, Klarisa Rode’a (aslında Klarisa Rodetakma adıyla yazan Jasper’dır) ait bir kitabın son bölümü paylaşılır. Burada, kitabın içerisinde bir kitap söz konusudur ve anlatıcı tamamen değişmektedir. Ele alınan kitapta Jasper Gwyn’den söz edildiği sezdirilir, kısa bir ruh hali ve kitap yazma hakkındaki planı anlatılır, tanrısal bakış açısı hâkim olsa da durum, başkişinin gözünden verilir.

Başkişiler

Romanda başkişi Jasper Gwyn’dir. Romana ismini veren de kendisidir. Jasper Gwyn, romanın sonlarına doğru iki adet takma isimle okuyucunun karşısına çıkar: Klarisa Rode ve Hintli bir yazar. Diğer kahramanlar bu başkişinin etrafında şekillenir: Rebecca, Tom, Tom’un eşi, Su Geçirmez Eşarplı Kadın, portrelerini yaptığı insanlar, Rebecca’nın eşi ve kızı Emma, kitapçılar.

Erek

Erek, bir yapıtta başkişinin ulaşmak istediği amaçtır. Başkişi roman boyunca bu ereğe ulaşma doğrultusunda ilerler. Yaşadığı ve yaşayacağı her olay, bu erek yolundaki düğümleri olacaktır.Mr. Gwyn’in roman boyunca ulaşmak istediği erek, bir portre yazarı olmaktır. Kararlarını bu doğrultuda verir, adımlarını bu şekilde atar. Romanın sonunda Mr. Gwyn, ereğine ulaşır ve Londra’da ünlü bir portre yazarı olur. Birçok kişinin portrelerini yazar ve bu portrelerini takma isimlerle yazdığı kitapların arasına yerleştirir.

Başkişinin yanı sıra diğer kahramanların da erekleri olduğu düşünülecek olursa Jasper Gwyn’in en yakın arkadaşı Tom’un ereği, Jasper’ın yazarlığa geri dönmesini sağlamaktır. Tom, Jasper’a fazlasıyla ısrar etse de Jasper, yazarlığa geri dönmez ve Tom ereğine ulaşamaz.

Romanın diğer önemli kahramanlarından olan Rebecca’nın net bir ereği belirtilmese de Jasper’a duyduğu hisler düşünüldüğünde ereği, Jasper ile sürekli iletişim halinde olmak olabilir. Jasper’ın ortadan kaybolması ve kendisine bir mektupla veda etmesi sonucu Rebecca da ereğine ulaşamaz.

Bu durumda romanda ereğine ulaşan asıl ve tek kişi Jasper Gwyn olmuştur.

Düğüm

Jasper’ın Su Geçirmez Eşarplı Kadın’la tanışması romanın düğüm noktasıdır. Kadını tekrar görmek için gittiği klinikte, ölüm haberini aldıktan sonra sokaklarda amaçsızca yürürken bir sanat galerisine rastlaması ve sanat galerisinde portre yazma fikrini keşfetmesi romanın ve Jasper’ın dönüm noktasıdır.
Roman başkişisinin, Rebecca ile tanışması da önemli bir düğüm olarak görülebilir çünkü Jasper ilk olarak Rebecca’nın portresini yazacak ve bu şekilde yaptığı işte üne kavuşacaktır.

Son olarak, Jasper’ın her işinin kötüye gitmeye başladığı nokta ise portresini yaptığı son genç kızla birlikte olmasıdır. Müşterilerle temas halinde bulunmak kurallara aykırı olsa da Jasper, bu kuralı çiğnemiş ve genç kız ile ilişki halinde olmuştur. Bu ilişki kısa sürede yayılmış ve Jasper bulunduğu yeri terk etmeye karar vermiştir.
Jasper’ın şehri terk etmesiyle Rebecca, portre isteyen müşterileri idare etse de okuduğu bir kitapta Jasper’ın yazdığı portrelerden birine rastlaması sonucu bir başka düğüm söz konusu olmaktadır. Okuduğu kitapların yazarının aslında, takma isim kullanan Jasper olduğunu ve portrelerini kitaplarının uygun yerlerine yerleştirdiğini anlar.

Düğümler Arası Süre/Süreçler

Bir önceki başlıkta sözü geçen düğümler, özellikle Jasper’ın Su Geçirmez Eşarplı Kadın’la tanıştığı bölüm, uzun metinlerle birkaç bölümde anlatılmıştır. Aynı şekilde Jasper’ın Rebecca’nın portresini yazdığı 32 gün de detaylarıyla okuyucuya aktarılmıştır.
Romanda, kimi zaman olaylar bir paragrafta gerçekleşmekte, kimi zaman da bölümler sürmektedir. Özellikle düğüm noktaları ayrıntılı bir şekilde verilirken, düğümün söz konusu olmadığı yerler çok kısa sürmektedir. Örneğin, birkaç yıl, bir anda iki satırda geçebilmektedir. 

KAYNAKÇA
BARICCO, Alessandro, (2013).Mr. Gwyn, İstanbul: Can Yayınları.
ERKMAN, Fatma, (2010).Edebiyat ve Kuramlar, İstanbul: İthaki Yayınları.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
Man Booker Ödülü Uzun Listesi Açıklandı

Dünyanın en saygın edebiyat ödüllerinden biri olan Man Booker Ödülü’nün uzun listesi açıklandı. İrlanda Cumhuriyeti ve İngiliz Milletler Topluluğu vatandaşı...

Kapat