Can Sıkıntısı Bittiği Anda Sanat da Bitmiştir, Bourgeois

21. yüzyıl Amerikan heykel sanatının öncülerinden olan Louise Bourgeois, 25 Aralık 1911’de Paris de doğdu. Dokuma, duvar halısı onarımcısı bir babanın kızı olan Louise, 12 yaşında duvar halıları için çizim yapmaya başladı. 60 yıldan fazla uğraştığı sanat yaşamında önceliği kendi tanıklıklarına verdi. 1930’larda resimle başladığı sanatı gerçeküstücü izler taşır. Yapıtlarına sürekli yansıyan hüzün olgusundan kurtulmaya çalışmasının yanında, aldığı matematik eğitiminin de etkisiyle 1947 sonrasında ilk heykel çalışmalarından sonra varoluşçu düşünceyi benimsediğini açıkladı. Hala bir arayış içinde once “Ecole de Louvre”‘da ve sonra “Ecole des Beaux-Arts” da öğrenimini sürdürdü.

Louise Bourgeois, daha sonra sanatçı Fernand Leger’in atelye asistanı olarak çalıştı. 1938’de Amerikalı eşi Robert Goldwater ile ABD’nde New York şehrine geldi ve burada “Art Students League of New York” okulunda öğrenimine devam etti. Heykelleri hiçbir zaman oldukları gibi görünmedi. “Cumul I” adlı (1969) beyaz mermer heykeli kümelenmiş gözleri, hatta birçok fallusu anımsatıyordu, sanki hepsi birbirine sokulup toplanmış gibi gözüküyordu. Bourgeois ise, onların sadece bir bulut kümesi olduğunu söylüyordu. “Lair”i ise armudi bir forma sahipti ve kauçuktan 1986’da yapılmıştı; eser gizli bir mekanda, veya bir hapishanede veya huzurlu dünyalarında, izleyicinin kişisel sıkışmışlıklarını bulabileceği bir tuzaktı. Dev çelik örümcekler hem ürkütücü hem de koruyucuydular ve New York’dan St. Petersburga’a, oradan da Londra’daki Tate Modern’e kadar tüm dünyayı gezdiler. Londra’daki on metre yüksekliğindeydi ve adı “Maman”dı.

Maman

Eserlerinin bazıları soyut olmakla beraber onlar hakkında konuşmalarında eserlerini sembol olarak ifade etmekte ve ilişkiler – yani bir şeklindeymiş gibi bir tek varlığın çevresine bağlantısı üzerine odaklanmaktadır. Eserleri için ilhamını çocukluğundan almaktadır. Özellikle evlerinde yaşayan bir dadı ile babasının ilişkisini ve annesinin bu ilişkiyi görmeyi kabul etmemesinden etkilenmiştir. Doğumundan beri kendinin babasının “vurucu-izlenimi” olduğunu iddia etmektedir. “Annem babamı sevmişti. Birlikte yaşamışlardı ve bir çocukları olmuştu. Babam oldukça maçoydu ve onun için ne yazık ki bir kızı olmuştu. Bunun annemi mutlu ettiğine emindim ancak kardeşim öldüğünden bu mutluluk yarım kalmıştı. Onlar ikinci bir çocuk yapmak için aceleci davranmışlardı ve yüce Tanrım! Bir kız daha! Henriette. Ardından bir çocuk daha, adı da Louise. Tahmin edebileceğiniz gibi bu bendim ve büyük bir hayal kırıklığının üzerine gelmiştim. Ve bir kız çocuğundan başka bir şey olamamanın özrünü taşıyordum.
Bourgeois eserlerinde öfke, ihanet ve kıskançlık hislerini açığa vurmaktadır ama bunu alaycı şakacılık şeklinde ifade etmektedir. Heykelleri için lastik, tahta, taş, metal gibi çok çeşitli malzemeler ve ailesinin ana işi olan dokuma duvar halıcılığına uygun olarak kumaş ve tekstil de kullanmıştır.

arched

Zaman zaman feminist eğilimler de gösteren Bourgeois, küçüklüğünde babasından gördüğü aşağılanma etkisiyle “Babanın Yok Edilmesi” adlı bir eser de ortaya koymuştur. Hazırladığı bazı eserler erotik ve cinsel imajlardan oluşmuş ve (kendine göre kümülüs tipi bulutları andırdıkları için) “kümül” olarak adlandırdığı yuvarlak motifleri içermiştir.

“İn bir mahremiyet arayışı ve kaçamak yoludur. O halde bu sorun insanı sarmalar ve her zaman insanın kendisine dairdir. Kapana kapılmanın korkusu kapanı arzulamaya dönüşür” diyen sanatçı mekansal formları bedensel formlarla bir araya getirir. Kadınlar ve evler isimli yapıt-larında kadın bedeni üzerine evi yerleştirerek bedeni mimariye mimariyi ise bedene çevirir. Böylelikle ten ve taş, organik ve geometrik, iç ve dış, özel ve kamusal karşıtlıkları, kadınlar ve ev arasında kurulan sembolik anlamlar dizininin sınırlarını ve ilişkiselliğini ortaya koyar. Çoğunlukla kadın kafasının yerini alan ev, kadın kimliğinin ‘güven ve aile sıcaklığı’ ekseninde kuşatılmışlığını belirtiyor. Bedenin tamamıyla ev olarak kurulduğu Kadın-Ev çalışmalarında pasifize olmuş kadın, adeta işgal edilmeyi bekleyen bir ada olarak kuruluyor. Bedeni geometrik formların dışında, üzerine gidilen bir alan olarak kuran Bourgeois ele aldığı sıkıntı duygusunu büyütür ve yanma korku ya da şiddeti ekler. Bedenin ahşap ya da mermer gibi malzemelerin kullanımıyla direngenliğine, balta ya da iğne gibi araçlarla da saldırılar karşısında hisseden, acı çeken dokusuna işaret edilir.

Kadın göğsüne saplanan balta, bacaksız kadın bedeni, iğneler saplanmış kalp, bağırsak gibi yapıtları şiddeti yansıtabilme ve rahatsızlık verebilme endişesini taşır. Böylelikle Bourgeois sanatsal anlayışını sadece kendini ifade etme arzusuyla sınırlı tutmadığını, alışıldık kodları ve biçimleri yıkma yönünde zaman zaman provakatör olabileceğini de ortaya koyar. 1938 yılından itibaren yerleştiği New York’ta, evine ve yaşadığı coğrafyaya ait kişisel travmalarını yapıt haline getirebilmiş; Sürrealizm, Soyut Ekspresyonizm ve Minimalizmin bahçesinde dolaşan biri haline gelmiştir. Kişiselliğini sanatsal varoluşunun temel meselesi haline getirebilen sanatçı, mahrem kavramını tersyüz ederek, alışıldık kodlar ve formlarla alışılmadık şekillerde oynar. Cinsiyet, kadın, aile ve yalnızlık kavramlarının arasında ele aldığı ‘sıkıntı1 duygusuna ‘beden’ ve W ile ilişkili yapıtları aracılığıyla görünürlük kazandırır. Yürek sıkıntısıyla kendisine patlayan evlerin bedene, bedenlerin ise bu sıkıntıdan arınmaya çalışan örümceklere dönüştüğünü yapıtlarında ifade eder. Otobiyografik anlamsal dizininin parçalarından oluşan yapıtlar; Başlangıçlar, Kadınlar-Evler, Kişiler, Yuvalar-ilnler-Sığınaklar, Anı Mekanları, Kıyafetler – Kumaşlar, Peyzajlar – Objeler şeklinde ayrılmış yedi bölümden oluşuyor. ailesine değinerek kadın ve erkek olmak arasındaki mesafe ve uyumsuzluk üzerine kurulu olan sanatının biyografik travmalarına değinir.

08-Louise-Bourgeois-St-Sebastienne-2002

Kendi yalnızlığında gezinen örümcek ve Kadın Histeri Arkı (1993) isimli kafası kesik erkek bronz heykelinde kadınların varoluşunun içerdiği gerginliklere karşın erkekliği haz ve acıyla birleştirerek ele alır. Cinsellik ve haz arasında kurduğu ilişkiyi kafa, göğüs ve penis arasına yerleştirdiği parçalanmış bireysellikler aracılığıyla anlatan sanatçı kişisel travmalarını toplumsallığın penceresinden geçirerek ifşa eder. Örümcekler ile hamile kadınlar arasında kuşatarak koruyuculaşma açısından sembolik ilişki kurarken her ikisinin de kendilerine dönen yalnızlıklarını vurgular. Çift isimli çalışmasında cinsel birlikteliği mavi renkte ve arzudan uzaklaştırılmış olarak, Beni Terk Etme’de ise hamileliği pembe renkte korku ve şüpheyle iç içe geçirerek ele alır. Sonsuz Uğraş’ta boş bir yatağın üzerine yerleştirilen kadın heykelleriyle kadınlık ve hamileliği aktive ederken, çocuk, çocukluk ve yalnızlık arasında kadınların taşıdığı yükleri ortaya koyar. Böylelikle bedenin ve kişiselliğin yıkılıp yeniden güçlenmesinin üzerine gider. Kadınların bedeni aracılığıyla onların varoluşlarını sorgulayan Bourgeois, kadını doğada, kendisini en farklı kılan doğurganlığıyla birlikte ele alarak cinsiyet kimlikleri ekseninde yürek sıkıntısını tartışmaya devam ediyor. “Can sıkıntısı bittiği anda sanat da bitmiştir” diyen Bourgeois kadın ve doğum arasına yerleştirdiği yalnızlık ve korkuyu, sıkıntının bitmeyeceği, aksine kendine dönerek bedende tekrar ve tekrar var olacağı fikrini, radikal denebilecek sanatsal üslubuyla anlatmıştır.

escultura

Kendi ifadesiyle “Erken dönem işlerim düşmekten korkmakla ilgiliydi. Sonraki işlerim düşme sanatı ile ilgili oldu. Kendini incitmeden düşmek yani. Şimdi yaptığım ise hiç düşmeyip asılı kalma sanatıdır.” diyen Bourgeois, birçok ödül sahibidir. New York Modern Sanatlar Müzesi’nde 1982 yılında retrospektif sergi açan “ilk kadın sanatçı” unvanını taşır. Bunun yanında,Boston Massachusetts Güzel Sanatlar Fakültesi ve Brooklyn – Pratt Enstitüsü’nce “onur ödülü-doktorası”‘na layık görülmüştür. Paris’te şehir Modern Sanat Müzesi’nde sergilenen Maman adlı eserini; annesine benzeterek her ikisinin de kırılganlık ve dantel örmelerini eşleştiren Bourgeois, 1993 yılında ABD’nin Venedik Bienali’nde temsil etmekle onurlandırıldı. Sanatçı 31 Mayıs 2010 yılında NewYork’da hayata veda etti.

couteau

Sevil Ateş

MSGSÜ Sanat Tarihi bölümü mezunu.
Kültür sanat editörlüğü ve yazarlığı yapıyor. Tiyatro ve performatif sanatlar ile uğraşıyor.
Sanat Karavanı Yazarı.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
Avusturyalı Yönetmen Michael Haneke’nin Yeni Filminden İlk Fragman!

'Ölümcül Oyunlar', 'Bilinmeyen Kod' gibi filmleriyle tanıdığımız Avusturyalı yönetmen Michael Haneke'nin yeni filmi 'Happy End'in fragmanı yayınlandı. ''Kimsenin kolayca ve...

Kapat