Cemal Süre(y)ya Gitti, Cemal Süreya Geldi!

“Hiçbir şeyim yok akıp giden sokaktan başka

Keşke yalnız bunun için sevseydim seni.”

(Cemal Süreya)

“Keşke yalnız bunun için sevseydim seni” dizeleriyle biten şiirlerin şairi; filozof, yaşam ve aşk adamı. Şarap, sigara, deniz ve rakıyı şiire en iyi uyarlayan şair, Anadolu’nun bağrından kopup gelen imge adamı… Cemal Süreya, Kadıköy iskelesine en yakın oturmuş ve hala en yakın olduğunu hissettiğimiz şair. İkinci Yeni’nin üç süvarisinden birisi, şiiri yasadışı gören bir şair, ardında bıraktığı dizeler ile şiir severlere hayata dair mesajlar vermeye devam eden güzel insan. Bütün bunların yanında o, soyadının bir harfini kaybetmiş bir şair. Hepimiz biliriz aslında soyadında bir “y” harfinin eksik olduğunu; ki bunun şairin hayatında bir anısı vardır.

Çok yakın arkadaş olan Cemal Süreya ve Sezai Karakoç, üniversitede sınıf arkadaşlarıdır ve bu ikili sınıflarındaki “Muazzez Akkaya” ismindeki bir kıza gizliden gizliye aşıktır. Aşklarının kaynağı Muazzez, iki şairin şiirlerinin de ilham kaynağı olur. İlk başlarda, üstadlar Muazzez’e yazdıkları şiirleri birbirlerine okurlar ve Muazzez’i nasıl sevdiklerini birbirine anlatırlar. Ancak daha sonraları; Muazzez’e duydukları aşk, Cemal ve Sezai’nin bir çekişme içine girmelerine neden olur. Malum çekişmenin sonucunda da iki üstat “Muazzez’i kim elde edecek?” diye iddiaya tutuşurlar. İddiayı kaybeden büyük bir bedel ödeyecektir. Bu bedel ömür boyunca etkisini sürdürecek ve kişinin üzerinde kalacaktır. Ancak fiziksel olarak zarar vermeyecek bir bedel olacağını da kararlaştırırlar. Sonuç olarak, isimlerinden bir harf atmaya karar verirler. İddiayı takip eden günlerde, Sezai Karakoç ve Muazzez Akkaya’nın ilişkisi başlar. Cemal Süreya’da verdiği sözü tutar. Ancak isminde atacak bir harf bulamaz. Bunun yerine soyadında iki tane olan “y” harfinden birisini atmayı tercih eder. Böylece Cemal Süre(y)ya olur Cemal Süreya.

Yani, bu anısından da görebileceğimiz gibi verdiği sözde kayıtsız şartsız durmasını bilen bir gönül adamıdır; Cemal Süreya. Keşke yalnız bunun için sevebilseydik onu.

 “İstanbul’da bir duvar duvarda bir kilise

Sen çırılçıplak elma yiyorsun

Denizin ortasına kadar elma yiyorsun

Yüreğimin ortasına kadar elma yiyorsun

Bir yanda esaslı kederler içinde gençliğimiz

Bir yanda Sirkeci’nin tren dolu kadınları

Adettir sadece ağızlarını öptürürler

Ayaküstü işlerini görmek yerine 

Adımın bir harfini atıyorum”

(Cemal Süreya – 1956)

Bünyamin Özcan

Pamukkale Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı mezunu, İngilizce Öğretmeni. Edebiyat seven, fotoğraf çeken, doğa ile içi çe olmayı seven bir Sanat Karavanı yazarı. Amatör olarak tiyatro ve pantomim ile uğraşmışlığı var. Dolayısıyla tiyatro oyunları izleyip, eleştirmeyi sever. Hayatın anlamını kitaplarda aramaya devam ediyor.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
300 Gramlık Kağıtlarda Büyüleyen Şehirler

300 gramlık Fabriano kağıtları ve White Night’s sulu boyalarıyla şehirleri canlandıran bir sanatçıya konuğuz bu yazımızda. Maja Wronska, 1989 Varşova...

Kapat