Cemil Onay

Adım Cemil Onay. 10 Kasım 1967 doğumluyum. Bozcaada’da yaşıyorum. Uludağ Üniversitesi Eğitim Fakültesi Resim Bölümü mezunuyum.
Resim yapmaya her yalnız ve mutlu çocuk gibi 5 yaşımda tembel büyüklerimin defterlerinden kalan sayfalara, yine onlardan arta kalan kalemlerle resim yapmaya başladım. Kendi öykülerime, masallarıma, kişiler ve yerler çizerek oyun oynayarak… Gerçeği söylemek gerekirse resimden önce çamurla başladı her şey biçim ve form olarak. Balıkesir’de  inşaatlara  gelen dere kumlarında çok güzel kil çıkardı. Onlardan kendime ve diğer çocuklara yaptığım oyuncaklar, desenimi ve bakışımı algımı biçimlendiren ilk şeylerdi. Resim yaparken aksine bütün etkilerden kurtulup içime dönüyorum. Biriktirdiğimi –ki biriktirmek maksatlı değildiler- meditasyon yapar gibi renkleri -lekeleri- savurarak, düşünmekten ve bana öğretilen bir çok estetik kaygıdan kaçarak resim yapıyorum. Tüm baktıklarımdan arda kalan değil de özetini, hissettiklerimi, zaman zaman sinirimi, çoğu zamanda içimde kalmış –şımaramamış-çocuğu- oyunları, saflığı düşünüyorum. Bozcaada, öğretmen olmam, aşk… Hepsinden saflık ve yaratıcılık üzerine birçok şey öğreniyorum. Hayranlık ve coşkuyla resimlerini izlediğim tüm dışavurumcuların renkleri lekeleri desenleri ve Bukowsky’den Herman Hess’e, Orhan Veli’den Cemal Süreya’ya kadar her şeyden, doğanın bana verdiği her akıldan esinleniyorum. Ama en çok rüzgardan esinlenirim. İlham aldığım kişiler ise Rahmetli babam Yusuf Onay ve sunni teneffüsle beni ölmekten kurtaran kadın.
Eskiz çizmem. Çizdiğim her şeyi çerçeveler satarım. Çok güzelse kendime saklarım. Bazen sabaha kadar resim yapıyorum. 4-5 yaşında çocuklara boya, fırça, tuval veriyorum onlar da oynuyorlar. Bazen sevdiğim ve artık Cemil Onay grisi denilen rengi çok sulandırıp sıçratıyorum fon atılmış tuvallere, sonra poyraza çıkıyorum. Yaşlı bağ işçileriyle, sarhoşlarla, balıkçılarla, kargalar ve kedilerle sohbet ediyorum. Dönüyorum tuvallerin başına. Konuyu lekeler –renkler- o an hissettiklerim belirliyor. Bazen fon figürü ortaya çıkarıyor, bazen de figür fonu. “İçsel gereklilik” ve “Resim yapmasaydım delirecektim” bu ikisi de benim bu hayattaki mottomu çok güzel anlatıyor.
Bu işteki dönüm noktam Bozcaada’dır. Bir insanın imge dünyasını bu kadar zenginleştirebilecek başka bir yer olduğunu düşünmüyorum. Çalışmalarım daha çok portre ve figür. Bozcaada’dan sonra 2000’li yıllarda rüzgarlı peyzajlar hayatıma girdi. Sonra o rüzgar figür ve portreye. Genel olarak tuval üzerine akrilik çalışan bir ressamım desem de denizin lodos rüzgarıyla getirdiği tahtalarla yaptığım heykeller, eşyalara yaptığım resimler ve seramikler haz aldığım çalışmalardandır. Bellydance, Şarap Tadım Günleri gibi performans çalışmalarıma yenilerini de eklemeyi düşünüyorum.
İleride yapmak istediğimi şu sözlerle anlatabilirim: Tanrı’nın çocuklara verdiği en büyük ayrıcalık oyunlarını ciddiye almalarıdır. Oyuna devam edeceğim.

CEMİL ONAY’A AİT ÇALIŞMALAR

2005 tektopağaç- 35cmX35cm (1)

2005 irkilen iskele 40cmx40cm 2009 100cmx110cm figure serpentinata
2009 -bluedance-85cmx50cm (1)
2009 -hotdance-85cmx50cm
2009 -relax-85cmx50cm 2009 -tadımlık -50x105cm 2009 110cmx120cm portrait rs1 (1) rs7 ss8 OK43)40cmX40cm

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
Atatürk’ün Türkiye’yi Tanıtmak İçin Çektirdiği Mükemmel Fotoğraflar

Sanata ve bilime karşı beslediği sevgi ve değer ile kuşkusuz çok yönlü bir lider Mustafa Kemal Atatürk. Tarihsel açıdan; bir...

Kapat