Cesaret ve Umut Işığı: Lili Elbe

Tarihte bilinen ilk transseksüel Lili Elbe, feminist algının ve bu algı üzerine ortaya atılmış birçok ideolojinin etkileyicilerinden biri olarak anılır. Queer teoremini de etkileyen yaşamı ve cesareti, birçok eşcinsel algının gelişmesine vesile olmuştur. Eşcinselliğin ve sanatın harmanlanmış olgusunu bizlere gösteren önemli bir isimdir. Yaşadığı dönemin ve coğrafyanın, homoseksüelliğe ve transseksüelliğe bakış açısını bizlere çok çarpıcı bir şekilde aktaran Elbe, günlüklerinde yaşadığı her duygu değişimini, bu değişimlerin kendisinde bıraktığı etkileri yazarak, birçok feminist kurama ve kuramcıya ışık olmuştur. Elbe’nin çarpıcı tasvirleri ve hayata olan bakış açısı onun hakkında okuyan ve sorgulayabilen herkes için yeniden yapılandırıcı olmuştur kuşkusuz.

Cesaret-ve-Umut-isigi- Lili-Elbe-1
Danimarkalı Lili Elbe yaşadığı dönemde cinsiyet değişikliğine gidebilmiş ve ilk cinsiyet değiştirme ameliyatı denemiş iki insandan biriydi. 1930 yılında ilk ameliyatını olur. 26 yaşındaki bir kadından kendisine nakledilen yumurtalıkları vücudu kabul etmez. Daha sonra kendi yumurtalıklarının da tam gelişmiş olmadığı keşfedilir. Aslında Einar intersekstir. Yani hem kadınlara hem de erkeklere cinsel haz duyarken, o cinsel kimliklere de ilgi duyabilir. Ama asıl bizleri okyanus ötesi diyarlarda düşündüren olay, Lili Elbe’nin cesareti ve bu konudaki dik duruşudur. Biyolojik olarak erkek doğan ve hayatının evlilik evresine kadar erkek olarak yaşayan Elbe, yani asıl adıyla Einar Wegener, ressam olarak hayatını kazanıyordu ve kendi gibi ressam olan Gerda Gottlieb ile evliydi. Gerda, iyi bir ressamdı lakin dönemin sanat anlayışına yağlı boya resimlerini ve çizdiği portreleri beğendirmek çok zordu. Farklı bir bakış açısı vardı.

Cesaret-ve-Umut-isigi- Lili-Elbe-2

Günümüzün entelektüel algısına yakın, döneme göre sanatçı ruhlu ve biraz da bohem bir kadındı. Eşine aşıktı ve onunla beraber inişli çıkışlı, fırtınalı bir ilişkisi vardı. Her şey, bir gün, portresini çizdiği balerin kadının çizim modeli olarak Gerda’ya gelememesiyle başladı. Çizimin sunuma hazır olması gerekiyordu ve vakit yoktu. Eşi Einar’dan balerin kadının kıyafetlerini giyip model olmasını istedi. Ne de olsa sanatçı algısı taşıyorlardı, bu onlar için bir tabu değildi. Einar o çorapları giydi, elbiseyi üzerine tuttu. Bir trajedinin küllerinden doğmuş bir kadın olduğunu fark ettiği o an, Lili Elbe’nin de doğuşuydu. Aslında iç dünyasındaki kadının, varoluşunun bir dışa vurumuydu bu an.

Cesaret-ve-Umut-isigi- Lili-Elbe-3

Her şeyin başladığı ve sonucu çarpıcı gelişmelerle ilerleyen bir dizi olaylar birbirini izledi. Einar’ın bu değişimi Gerda’yı derinden yaralasa da aşık olduğu insan için savaşan ve onu hayatının son dakikasına kadar destekleyen Gerda, yaşadığı dönemde de, şu anda da, homofobi kavramını yerle bir eden nadir insanlardan biriydi. Lili’yi çizdiği portreler dönemin sanat eleştirmenleri ve sanatseverleri tarafından çok beğenildi. Herkes tablolardaki “badem gözlü” kadının kim olduğunu merak ediyordu. Bütün sergilerde bu kadının kim olduğu konuşuluyordu. Bu sır büyük bir sansasyon yaratacaktı. Öyle de oldu. Ama kendinden emin duruşu ve kıskandıran cüretkarlığıyla, Lili Elbe varlığını herkese ilan edecekti. Tabii bir farkla…

the-danish-girl

The Danish Girl filmi de bizi Lili Elbe’nin bu çarpıcı hayat hikayesiyle buluşturuyor. Bize harika bir oyunculuk ve görsel şölenle sunulan Lili Elbe’nin günlüklerinden yola çıkarak yaratılan film, Oscar’ı da hak ediyordu zaten. Oyunculuk ve tasvir, üzerlerine bir elbise gibi giyilmiş tavırlar, takdire şayan performanslar, hepsi birer başkaldırıydı adeta. İnterseks algısını dünyaya bir kez daha haykıran ve bizleri derinden etkileyen film, gösterime girdiği ilk günlerden beri büyük ilgi toplamıştı. Homofobik ve transfobik insanların izleyip dersler çıkarması gereken müthiş bir otobiyografi uyarlaması. Ama hepimizin yanılgıya düştüğü konulardan biri de, suçu hep fobiklere yıkıyor olmamız. Herkesin kendini ve bakış açısını sorgulaması gerektiği, cesaret ve umut kavramlarının bir kez daha yürürlüğe girdiği, yüreklere haykıran bir başkaldırı ifadeleri filmi anlatmak için az bile.

Bir gün hepimizin birer Lili cesaretiyle varoluşumuza anlam katması dileğiyle.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
Türk Yönetmen Emin Alper’e Almanya’dan Ödül!

Berlin Güzel Sanatlar Akademisi tarafından verilen Büyük Sanat Ödülü'ne bu yıl Türk yönetmen ve senarist Emin Alper layık görüldü. Her yıl...

Kapat