Coelho ve Tanrı’nın Kadın Yüzü

Paulo Coelho Piedra Irmağı’nın Kıyısında Oturdum Ağladım romanında bize Tanrı’nın kadın yüzünü anlatıyor.Bunu kendini dine adamış bir erkek ve onun aşkını isteyen Pilar ile aktarıyor.

Coelho bu bakış açısını kitabında kahramanların ağzından şöyle anlatmış:

Konuşmaya kara verdiğimde, ikinci şişenin neredeyse yarısını boşaltmıştık:

“Bu sabah , alkolik olmaya başladığımın farkına varmıştım. Gün boyunca içmekten başka bir şey yapmıyordum. Son üç günde, geçen yıl boyunca içtiğim içkiden daha fazlasını içtim.”

Bir şey söylemeksizin elini başımda gezdirdi. O hafif okşamayı hissediyor, engellemek için hiçbir şey yapmıyorum. Soruyorum ona :

” Bana biraz kendi yaşamını anlat.”

” Yaşamımda büyük bir giz perdesi yok. Kendime çizdiğim bir yol var, o yolu onurlu biçimde izlemek için elimden geleni yapıyorum.”

” Nedir o yol? ”

” Aşkı arayan kişinin yolu.”

Kısa bir süre elindeki şişeyle oynuyor. Sonra, kestirip atmak için şunu ekliyor:

“Aşkın yoluysa karmaşık.”

” Çünkü o yolun üstünde karşımıza çıkan şeyler bizi ya cennete götürüyor ya cehenneme çekiyor,” diyorum, bunları söylerken beni düşünüp düşünmediğini bilemeden.

Susuyor. O, belki sessizlik okyanusuna gömüldü, ama şarap benim dilimi yeniden çözdü; konuşmak geliyor içimden.

” Bir şeyin burada, bu kasabada, senin yönünü değiştirmene yol açtığını söyledin.”

“Bunun doğru olduğunu sanıyorum. Tam olarak emin değilim henüz, seni de buraya kadar işte bu yüzden getirdim.”

“Bu bir sınama mı?”

” Hayır. Bir inanç edimi. Bana, en doğru kararı almamı sağlaması için.”

“Kim sağlayacak?”

“Meryem Ana.”

Meryem Ana. Bunu anlamalıydım. Bunca yıllık yolculukların, keşiflerin, önünde açılan yeni ufukların, onu çocukluğundaki Katoliklikten kurtaramamış olması beni etkiledi. Ben ve dostlarım, en azından bu konuda büyük evrim geçirmiştik, sırtımızda hataların ve günahların yüküyle yaşamıyorduk.

“Yaşadığın bunca şeyden sonra aynı inancı korumuş olman, en azından çok olağanüstü.”

“Koruyamadım. Onu yitirdim, sonra yeniden buldum.”

“Peki, Bakirelere olan inancın? Olmayacak, gerçekdışı şeylere inanman? Etkin bir cinsel yaşamın olmuştur, öyle sanıyorum?”

“Normal.Birçok kadına aşık oldum.”

Belli belirsiz bir kıskançlık duyuyorum ve bu beni şaşırtıyor. Öte yandan, içimde kendimle verdiğim savaş yatışmış görünüyor ve o savaşı yeniden alevlendirmek istemiyorum.

“İyi ama neden ‘Bakire’ o? Meryem Anamızı bize neden normal, her kadına benzer bir kadın olarak anlatmıyorlar?”

Şişede kalan biraz şarabı da içip bitiriyor. Gidip bir şişe daha alır mı, diye soruyorum kendime. Hayır, diyorum.

“Bana kesin bir cevap vermeni istiyorum. Bazı konular açıldığında, konuşmayı başka yönlere çekiyorsun.”

“Normal bir kadındı. Başka çocukları da oldu. İncil bize, İsa’nın iki erkek kardeşi daha olduğunu söylüyor. İsa’ya hamile kalması konusunda sözü edilem bekaret, Meryem’in hamileliği ile birlikte, Tanrı’nın yeni bir lütuf dönemi başlattığını açıklıyor bize. Onunla birlikte yeni bir dönem başlıyor. O, böylelikle kozmik nişanlı, yani Yeryüzü niteliğine bürünüyor- gökyüzüne açılan ve döllenen. O anda, yürekliliği, kendi yazgısını kabullenme yürekliliği yüzünden, Tanrı’nın Yeryüzüne inmesini sağlıyor. Ve Anaların Anası’na dönüşüyor.”

Söylediklerini izlemekte zorluk çekiyorum. Bunun farkına varıyor.

“O, Tanrı’nın kadın yüzü. Kendine ait bir kutsallığı var.”

Konuşma biçiminden, gerginlik içinde olduğu anlaşılıyor; sözcükler ağzından neredeyse zorla çıkıyor, günah işliyormuş gibi. Soruyorum:

“Bir Tanrıça mı?”

Biraz bekliyorum, söyleyeceklerini daha iyi ifade etmesi için, ama o, sözü daha ileri götürmüyor. Birkaç dakika önce, onun Katolik inancı hakkında ironik düşüncelerim vardı. Şimdiyse, ağzından çıkan sözler “küfür” gibi geliyor bana.

“Bakire kim? Tanrıça ne?”

Konuya dönen, ben oluyorum.

“Açıklaması güç,” diyor, giderek daha huzursuz.” Üzerimde, metinden bazı parçalar var. Onları okiyabilirsin, istersen.”

Üsteliyorum:” Şu anda bir şey okumak istemiyorum. Açıklamayı senin yapmanı istiyorum.”

Şarap şişesini arıyor, ama şişe boş. Bizi bu kuyunun başına kadar getiren şeyin ne olduğunu artık anımsamıyoruz. Burada önemli bir şey var – onun sözleriyle bir mucize gerçekleşecek sanki. Yeniden üsteliyorum:

“Devam et.”

“Onun simgesi su, bu suyu çevreleyen sis. Tanrıça, varlığını bize hissettirmek için, sudan yararlanıyor.”

Onun sözlerini çok iyi kavrayamıyordum ama, su canlanıyordu sanki, kutsallık kazanıyordu.

“Sana tarih dersi vermeye kalkmayacağım. Bu konuda daha fazla bilgi edinmek istiyorsan, yanımda getirdiğim metni okumalısın. Ama şunu bil ki o kadın – Tanrıça, Bakire Meryem, Yahudiliğin Şehinşahı, Anaların Anası, İsis, Sophia, hem köle hem efendi olan o kadın – yeryüzünde her yerde aynı anda var. Göz ardı edildi, yasaklandı, biçim değiştirdi, ama onun kültü binlerce yıla meydan okudu ve günümüze kadar ulaştı. Tanrı’nın yüzlerinden biri onun kadın yüzüdür.”

Yüzüne baktım. Parlayan gözlerini karşımızda duran sise dikmişti. Sözlerini sürdürmesini istememe gerek kalmamıştı.

“Onun varlığı, İncil’in, Tanrı’nın Ruhu’nun suların üstünde dolaştığı, o suları yıldızların altında ve üstüne yerleştirdiği anlatılan, birinci babında anlatılıyor. Buysa, Yeryüzü ile Gökyüzü’nün mistik birleşmesidir. İncil’in son babındaki şu sözlerde vardır:

“…ve Ruh ve gelin: Gel, diyorlar. Ve işiten: Gel desin. Ve susayan gelsin; isteyen meccanen hayat suyu alsın.”

“Tanrı’nın kadın yüzünün simgesi neden su?”

“Bilmiyorum. Ama kendini bizlere belli etmek için genellikle suyu seçiyor. Belki de su yaşamın kaynağı olduğundandır; suyun içinde yaşam bulduğumuzdan, dokuz ay boyunca o suyun içinde kaldığımızdandır. Su, kadın gücünün simgesidir, hiçbir erkeğin – ne kadar aydınlanmış, ne kadar kusursuz olursa olsun – ulaşmayı düşleyemeyeceği bir güçtür bu.”

Bir an duruyor, sonra sürdürüyor:

“Her dinde, her gelenekte, şöyle ya da böyle her zaman karşımıza çıkıyor. Ben Katolik olduğum için bana, Bakire Meryem’in önünde bulunduğumda beliriyor.”

 

Beni elimden tutuyor ve yürüyerek Saint-Savin’in dışına çıkıyoruz; beş dakika kadar sürmüyor bu. Yolun kıyısında bulunan, tepesinde, İsa’nın heykelinin olması gereken yerde, tuhaf bir biçimde haç ve Bakire Meryem heykeli bulunan bir sütunun önünden geçiyoruz. Bana söyledikleri aklımda ve bu rastlantı beni şaşırtıyor.

 

 

Nazlı Gürkan

sanat tarihi öğrencisi.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
Heavy Metal Grubu Black Sabbath Müzik Hayatını Sonlandırdı!

Efsanevi heavy metal grubu Black Sabbath, pazar günü verdiği konserle müzik hayatını sonlandırdı. İlk heavy metal gruplarından biri olan Black...

Kapat