”Cömert Ağaç”tan Mutluluk Sırları / Shel Silverstein

Mutluluk arayışı, insanın var oluşuyla başlayan, onunla birlikte yazılan, hiç bitmeyecek bir öykü… Zamanlar, medeniyetler, kültürler değişse de arayış değişmiyor. “Mutluluk”, daima var olduğu savıyla insanın kalbindeki yerini korusa da peşinden koşuldukça kaçıyor, arandıkça kendini saklıyor… Mutluluk bir ütopyaya dönüşürken, modern insanın mutluluk düşü giderek daha ulaşılmaz hale geliyor. Tüm arayışlar gibi, tarihin her döneminde kendine özgü mitlerini, kurallarını, olmazsa olmazlarını yaratıyor mutluluk… Ve tüm bu mitler, inanışlar, olanaksızlıklar bulutunun ardından, bazen bir öykünün satırları arasından parlayıp göz kırpıyor.

Cömert Ağaç 1964 yılında Shel Silverstein tarafından yazılmış ve resimlenmiş klasik bir öykü. Bir çocuk ile bir ağacın ömür boyu süren birlikteliğinin öyküsü… Silverstein’in yalın ve abartısız sözcüklerinin ardında insanın özüne, doğa ile ilişkimize, varoluş amacımıza ve belki de en önemlisi ‘mutlu yaşamın sırrına’ dair saf bir bilgelik akıyor.

 

Bir zamanlar bir ağaç vardı ve bu ağaç küçük bir çocuğu çok severdi” diye başlıyor öykü. Çocuk her gün gidiyor ağaca, yapraklarından ördüğü taçla ormanın kralı rolüne bürünüyor. Ağacın dallarına tırmanıp elmalarını yiyor, yorulduğunda gölgesinde nefeslenip rüyalara dalıyor. Ağaç mutlu, çok seviyor çocuğu; çocuk da onu…

Zaman geçiyor, çocuk büyüyor ve ağacın yanına uğramaz oluyor. Bir gün, genç bir adam olarak dönüyor ağaca. Ağaç eski dostunu gördüğüne mutlu, “oyna benimle, eğlen” diyor. Fakat genç adamın oyunla kaybedecek zamanı yok, istediği şeyleri satın alıp mutlu olmak istiyor. Ağaçtan para istiyor bunun için. Ağaç parası olmadığını söyleyip elmalarını veriyor dostuna, onları şehirde satıp para kazanabileceğini söylüyor. Ağacın elmalarını toplayıp uzaklaşıyor genç adam. Ağaç mutlu, çok seviyor genç adamı… Genç adam da ağacı seviyor ama artık onunla eğlenecek değil; arzularının, hırslarının peşinden gidiyor. Yıllar geçiyor… Adam, yardıma gereksinim duydukça uğruyor ağacın yanına. Ağaç, dostunun istediği evi yapabilmesi için dallarını sunuyor ona. Yıllar geçip dostu bir tekneyle uzaklaşmak istediğinde, gövdesini feda ediyor, mutlulukla… Bir gün dostu, yorgun bir ihtiyar olarak dönüyor ağaca… Soluksuz, bitkin… Tek isteği oturup nefesleneceği sakin bir köşe. Ağaç, bir kütükten ibaret artık, kendinden kalanı sunuyor dostuna, mutlulukla… İhtiyar, usulca yanaşıp oturuyor kütüğe. Ağaç mutlu, çok seviyor dostunu…

 

Silverstein, berrak satırlarının ardında, çocukluktan yaşlılığa yeryüzünde varoluş biçimimizi, yaşamlarımızın içerisinde farkına varmadan yitirdiklerimizi, peşinde nefessiz koştuğumuz mutluluğu neden bir türlü yakalayamadığımızı anlatıyor. Öykünün kahramanı ağaç, insana ayna oluyor. Kendisine bakmayı bilenlere, gerçek mutluluğun ‘koşulsuz’ olduğunu, ‘arzulara teslim olarak’, ‘sahip olarak’, ‘hükmederek’, ‘güç ve iktidar peşinde koşarak’ yakalanamayacağını gösteriyor.

Koşulsuz sevginin, fedakârlığın simgesi cömert ağaç… Dünya var olduğundan beri, yeryüzüyle, insanoğluyla el ele… Varoluş amacını hafifçe ve eforsuz, güzellikle, incelikle gerçekleştiriyor. Parçası olduğu dünyaya kök salıyor, yaşam veriyor, karşılık beklemeden besliyor, koruyor, tazeliyor; yaşamından yeni yaşamlar filizleniyor. Ağaç, insana asla ‘bana borçlusun’ demiyor.

Ezeli ve ebedi arzu ve ihtiraslarıyla insan, gereksinim duydukça ağaca, doğaya dönüyor yüzünü. Ondan beslenip, onun koşulsuz fedakârlığından faydalanıyor. Gelişiyor, büyüyor, yürüyor, ilerliyor… Arzularının, hırslarının peşinde, nefes almadan koşarken daha fazlasına sahip olmak, doğaya ve dünyaya hükmetmek istiyor. “Bana borçlusun” diyor insan, ağaca. Yeryüzünden acı içinde ve soluksuz geçip giderken, ağaç kökleriyle dünyaya sımsıkı sarılmış, güvenle, dimdik duruyor.

Silverstein’in öyküsü, tarih boyunca süregelen insan ve doğa ilişkisini dile getiriyor. Doğanın, dünyayla bir ve kendisinden vererek var oluşunun karşısına, insanın kontrol ve hükmetme tutkusunu; kendini tüm canlılardan üstün algılayışını koyuyor. İnsan, ‘doğanın bir parçası olduğunu” unutup ‘hükmedene’ dönüştüğünde kaybediyor mücadeleyi. Gücünü yitirmekten korkan insanın duyduğu güvensizlik ve güvensizlikten doğan doyumsuzluk, mutluluğu olanaksız hale getiriyor. İnsan, doğayla, dünyayla, kendiyle ve diğer insanlarla ‘bir ve bütün’ olmadığında, yalnız kalıyor. Kendi yarattığı sistemlerin, kaygıların, korkuların esiri oluyor. Materyal dünya sürekli aklını çeliyor insanın; daha fazla zaman, daha fazla tüketim, daha fazla iktidar istiyor. İnsan, isteklerinin boyunduruğunda yalnızlaşıp köleleşirken, mutluluk gerçek tanımını yitiriyor. Mutluluk arayışı; hükmetme, kontrol etme, sahip olma tutkusuna dönüşüyor.

Ağaç, mutluluğu, kendi yarattığı koşullara bağlamadığı için mutlu… Sevgisi ve fedakarlığı koşulsuz, kendine ve dünyaya faydası daim olduğu için… Hafif, yüksüz ve özgür olduğu için… Oysa insan, bitkin ve soluksuz sürüyor yaşamını, umutsuzluk ve kaygı içinde yaşlanıyor. Mutluluğu koşullu olduğundan, daima aşılacak engeller çıkıyor önüne. Mutluluğun, daha fazlasına sahip olmak değil, sahip olduğunun tadına varmak olduğunu unutuyor; ağaçtaki taze elmanın tadına varmaz oluyor…

Silverstein, hükmetme çabasına karşılık, yaşadığımız dünya ile birliği, ve bütünlüğü yüceltiyor. Modern yaşamda mutluluğun koşulu olan sınırsız tüketimin mutluluk getirmediğini, asla getirmeyeceğini, yalnızca öz değerlerimizi ve sonunda ömrümüzü tüketeceğini fısıldıyor. ‘Hafifle’ diyor usulca… İhtiyaçların ötesindeki isteklere bağımlı olmamayı, basitliği, yalınlığı, omuzlardaki yükleri atıp özgürleşmeyi salık veriyor. Gerçek mutluluğun koşulsuz olduğunu; insanı hafifleten özgürlük duygusunu anımsatıyor.

Ağaç çıplak, insan ise örtülü bu öyküde. Örtünün altındaki saf ve yalın insan kalbini arayıp bulalım diye… İnsanın, yeryüzünden hafif adımlarla geçen, sevgiyle ve güzellikle var olan, dünyayla savaşmadan kendi izini bırakan, yıkmadan yaratan öz ve gerçek benliğini görmemizi diliyor. Bir ağaca dikkatle bakmamızı, tüm kalbimizle aynaya bakmamızı diliyor.

Tüm yaşların, tüm zamanların öyküsü “Cömert Ağaç”. Okunmakla kalmayıp yaşamın içine taşması gereken öykülerden. Çünkü her ağaç, onu görmeyi, fark etmeyi ve sevmeyi bilenlere, mutlu bir yaşamın sırrını veriyor. Karşılık beklemeden, koşulsuzca…

 

 

 

 

 

Aslı Eti

Boğaziçi Üniversitesi Felsefe bölümü
İletişimci, yazar
Sanat Karavanı Yazarı

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
Algının Sınırlarını Zorlayan 12 Çizgi Film Karakteri

Pez-Artwork üyesi olan Fransız sanatçı Pierre-Yves Riveau, “Distroy” ismini verdiği yeni bir çalışmasıyla kimi çizgi film karakterlerini tekrar yorumlayarak sevenlerine...

Kapat