CUMARTESİ CEZASI VE KAHVALTI KULÜBÜ ÜZERİNE

“Ne zaman büyürsen o zaman kalbin ölür”.

E sanırım uzun zamandır korku veya gerilim öğeleri taşımayan bir filmle ilgili yazdığım ilk yazı olacak The Breakfast Club. Kendini ciddiye almayan ama izleyenin ciddiye alması gereken kült ve sıkı bir “gençlik filmi” oldğunu düşünüyorum. “kendini ciddiye almayan” kısmına pek takılmamak gerek, olumsuz bir şey değildir filmlerde kendini ciddiye almamak bu yazıda.

Film Locke gibi 12 Angry Men gibi tek mekanda geçen filmlere örnek. Tek mekanda geçmesine rağmen bir an bile sıkmıyor sizi. Zamanın çok hızlı aktığı filmlerden biriydi. Zaten tek mekanlıfilmler daha iyidir bu konuda bence. Diyaloglar önemli yer tutar ve filmlerde aksiyon ve uzun planlar bile bazen sıksa da oyuncular iyiyse diyalogların çok da eğreti olmadıkça insanı içine çekebildiğini düşünüyorum. The Breakfast Club da bunun örneklerini gayet güzel görebiliyoruz.

00b632f1-4a0d-11e4-a537-9c8e9959be16

Filmimize gelince, birbirleriyle karakter ve sosyal statü olarak tamamiyle zıt beş adet lise öğrencisi okulda işledikleri suçlar yüzünden Cumartesi günü sekiz saat geçirmek için okula gelirler. Bu öğrenciler: “inek” diyebileceğimiz tiplerden olan Brian, serseri ve anarşist John Bender, okulun gözde sporcularından Andrew, homecoming queen parantez aç Eli parantezi kapat ya da prom queen diyebileceğimiz Clarie ve yalnız, sorunlu Allison. Okuldaki Cumartesi günlerinin müptelası John Bender’in nasıl bir karakter olduğu aslında tipinden gayet de anlaşılabilir. Daha ilk saniyelerde diğer öğrenciler üzerinde oynamaya başlayarak gelecek olan sahnelere izleyicileri hazırlar bu yüzden Bender’in rolü film ve izleyici arasında bir köprüdür diyebiliriz. Bu kısımlar verdikleri tepkilere göre diğer öğrencilerin de karakterlerini izleyiciye aktarır. Bir yere kadar Bender’in oyunculuğuyla ilerleyen film diğer karakterlerin de ağırlık vermesiyle izlemesi keyifli bir bir saat kırk dakikaya evriliyor. Hiçbiri ailesine benzemek istemeyen suçlu, prenses, akıl hastası, beyin ve atlet olan onlar sosyal statüleri ve ailenin birey üzerindeki etkisini ve saçmalıkları ve saçmalık olmayanları ve kötü olmanın aslında iyi hissettirmesini ve sizden üç yıl daha yaşlı birinin kalbinin sizin kalbinizden üç yıl daha mı ölü olduğunu… ve daha birçok şeyi düşündüredursunlar ve siz de film bitince ne hissettiğinizi tartışadurun, kendinizle.

Not: John Hughes, filmin senarist ve yönetmeni Home Alone filminin de senaristidir aynı zamanda.

Ayrıca günümüze de selam çakan, filmle ilgili şu fotoğrafı paylaşmak istiyorum. Dikey olarak uzun bir fotoğraf olduğu için link olarak şöyle: http://i.imgur.com/KPnAIXG.jpg

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
‘Kıymetli Kardeşim Yazını Seyrettim Bugün’

Elinizde bir kitap var. Bu kitabı hem okuyor hem seyrediyorsunuz. Öyle bir usta ki size yaşanmış olayların akışında kahramanın soluduğu...

Kapat