Daha Da Fazla New York!

Şehir New York olunca gidilecek görülecek de yüzlerce yer oluyor. Empire States Building, 9/11 Memorial, Statue of Liberty, MoMA, Natural History Museum,  Central Park, Times Square, Guggenheim Museum, The Whitney Museum of American Art, Broadway, 5th Avenue, Ellis Island… Ama New York’un turistik yerleri buralardan ibaret değil. İşte New York’ta mutlaka görülmesi gereken; fakat çoğu zaman göz ardı edilen 3 birbirinden güzel yer:

 1) The High Line

daha-da-fazla-new-york-1

Buranın kökeni 1930’lu yıllara dayanıyor. O yıllarda, yükseltilmiş bir demir yolu olarak inşa edilmiş ve 50 yıl boyunca New York’a gelen trenler bu yolu kullanmış. Demiryolu kullanılmamaya başlayınca yıkılmasına karar verilmiş; ancak High Line’ı seven bölge sakinleri “Friends of the High Line” adında bir organizasyon kurarak onu yıkılmaktan kurtarmış. Günümüzde, çok iyi bir peyzaj yapılmış olan bu parkurda, güneşlenme terasları ve keyifle oturulacak banklar mevcut.

 2) Neue Gallery

daha-da-fazla-new-york-2

daha-da-fazla-new-york-2-2

New York, galerilerinin harikalığıyla tanınmış bir şehir; fakat bazı galeriler diğerlerinin önüne geçiyor. Neue Gallery’de geride kalanlardan bir tanesi. Amacı 20. yüzyılın başından kalan Alman ve Avusturya sanat eserlerini toplamak olan galeri, geçtiğimiz aylarda gösterime giren: “Woman In Gold” adlı filmde geçen Gustav Klimt tarafından çizilmiş o mükemmel “Portrait of Adele Bloch- Bauer 1”e de ev sahipliği yapıyor. (Bu portre, kesinlikle görülmeye değer!) Ayrıca, müzenin binası Carrere&Hastings tarafından yapılmış olup, 5th Avenue’daki en güzel binalarından biri kabul ediliyor. Müzenin giriş katındaki Cafe Sabarsky ise Viyana tarzı çok keyifli bir kafe.

3) East Village

daha-da-fazla-new-york-3

Kısa süre için New York’a gelen turistlerin pek ilgi gösterdiği bir bölge değil; çünkü ne büyük galeriler var, ne asla kaçırılmaması gereken müzeler ne de şaşalı vitrinleriyle mağazalar… Oysa New York’un en eski semtlerinden biri olan bu semtteki binaların mimarileri görülmeye değer. Attığınız her adımda karşınıza çıkan binanın bir hikâyesi olmasıysa işi iyice keyifli hale getiriyor. Avrupa şehirlerinde görmeye alışık olduğumuz, içi harika mobilyalarla dekore edilmiş 19. yüzyıl malikânelerine Amerika’da pek rastlanmıyor; fakat Merchant’s House bu mimarinin Amerika’daki nadir örneklerinden biri. 1835’te tüccar Seabury Tredwell tarafından satın alındığından beri neredeyse hiç dokunulmamış olan malikâne, içindeki eşyalarla, binanın kendisiyle ve evle ilgili hikayelerle oldukça ilgi çekici olan bir müze. Merchant’s House, 1936 yılında Tredwell ailesinin son üyesinin de vefat etmesi üzerine müzeye dönüştürülmüş. Ayrıca, bu bölgeye gitmişken, mutlaka Lafeyette Street’teki Public Theatre’ı da görmenizi öneririm. 1849’da kütüphane olarak inşa ettirilen bu binanın, mimari dokunun hiç bozulmadan bu kadar modernize edilebilmiş olması gerçekten çok büyüleyici.

Pınar İnan

Orta Doğu Teknik Üniversitesi ve Binghamton Üniversiteleri işletme öğrencisi
Sanat Karavanı Yazarı.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
Herkese Şiiri Sevdirecek Kütüphanenizde Mutlaka Bulunması Gereken 13 Şiir Kitabı

Nedendir bilinmez, şiir konusunda insanlar genelde iki uç noktada yer alırlar. Seven çok sever, sevmeyen de şiiri ve şiir seveni...

Kapat