Dalından Vakitsiz Düşen ”Zelda” Yaprağı… NİLGÜN MARMARA

Üzerinde ‘kırmızı kahverengi’ bir manto,utanır gibi gülümseyen ve hep yirmi dokuz yaşında kalacak bir kadın…

Varoluş sancılarını dindirmek,kendi içine sığmak,kendi içinden kurtulmak için kelimelere sığınan, Dünya ile ‘derdi olan’ bir kadın… Nilgün Marmara.

İnsanlar için ölüm bir pes ediş gibi görünse de;

”Nasıl da biçilmiş kaftan ölüm bu solgun yürek için” diyerek, nitelikli bir başkaldırış örneği sergilemiştir hayata.

13 Şubat 1958’de Fikri ve Perihan çiftinin Aylin’den sonraki ikinci kızı olarak İstanbul’da doğdu.

Ortaokul ve lise öğremini Kadıköy Maarif Koleji’nde tamamladıktan sonra,Boğaziçi Üniversitesi hayatını ve belki de gelecekteki yazılarını şekillendirecek ilk durağıydı.

Orta Kantin müdavimi,derslere girmediği zamanlarda adını ‘Umutsuzlar Merdiveni’ koyduğu basamaklara kuş gibi tüneyen Nilgün, o yıllarda Sylvia Plath‘ın hayatından ve hazırladığı ‘son’dan çok etkilenmiş olacak ki,mezuniyet tezini ”Sylvia Plath’ın Şairliğinin intiharı bağlamında analizi’ olarak hazırlamıştı.

 

”Bir şeyden kaçıyorum bir şeyden,kendimi bulamıyorum dönüp kendime yerleşemiyorum,kendimi bir yer edinemiyorum,kendime bir yer.”

 

Tüm bu ruhsal sıkışıklığın içinde kendine yer bulamayan Marmara; uçurumun karşı kıyısından kendisine el sallayan Sylvia Plath ile de yazgısını birleştirdi.

BENLE BENİM ARASINDAKİ FARKI GÖREBİLİYOR MUSUN?

Nilgün Marmara’yı ilk, Tezer Özlü‘den sonra tanımıştım.Hüzünlü bir yüzü vardı.”Hayat dolu” rolünü iyi oynadığını düşündüm baktığım her fotoğrafta.Elinde sigarası ve olabildiğine içten gülümsemesiyle biraz da dalga geçer bir hali vardı hayatla.

‘Ağrımasa bilir miydim,yüreğimin yerini’ diye sorarken içimi çizik içinde bırakan bu naif kalbi kim ağrıtmıştı acaba? Dünya ağrısı mıydı gerçekten?

Haydar Ergülen: ”Sylvia Plath çalışıyordu,şiirlerini çalışıyordu,ölümüne çalışıyordu.Plath şiirlerini ve ölümü nasıl yaratır diye soruyordu.”

Ben de durup,düşünüp bu soruyu soruyorum: ”Nilgün,şiirlerini ve ölümü nasıl yaratır bu gencecik yaşında?”

Aklım almıyor.

Soruyorum.

Aklım aynı…

Bir yanda umut,diğer tarafta gücenmişlik,beriki tarafta yorgunluk vardı,paniğini kukla yapmış bu hasta çocuğun satırlarında.

Bir karga bir kediyi öldüresiye bir oyuna davet ediyordu.Hep böyle mi bu?

Bir şeyden kaçıyorum bir şeyden,kendimi bulamıyorum dönüp kendime yerleşemiyorum,kendimi bir yer edinemiyorum,kendime bir yer.

Kafatasımın içini,bir küçük huzur adına aynalarla kaplattım,ölü benim kendini izlesin her yandan,o tuhaf sır içinden!

Paniğini kukla yapmış hasta bir çocuğum ben.Oyuncağı panik olan sayın yalnızlık kendi kendine nasıl da eğlenir?

Niye izin vermiyorsun yoluna kuş konmasına? Niye izin vermiyorum yoluma kuş konmasına? Niye kimseler izin vermez yollarıma kuş konmasına?

”Öyle güzelsin ki kuş koysunlar yoluna” bir çocuk demiş…

1980 darbesi sonrası Nilgün’ün de hayat akışı değişmiştir.Dostlarıyla birlikte evlerde toplanılmaya başlandı.Başta Ece Ayhan olmak üzere çoğunluğu edebiyatın ünlü isimleri ile hararetli sohbetlere giriliyor,belki ülke hakkında,belki de sadece şiirlerden oluşan uzun sohbetler ediliyordu.Söz konusu isimlerin içinde İlhan Berk,Turgut Uyar,Cemal Süreya,Gülseli İnal,Lale Müldür,Cezmi Ersöz vardı.

Pazar günleri fırında tavuk budu yaptıklarından dolayı toplantılarına ‘But Partisi’ ismini vermişlerdi.

Sohbetlerde neşeli ve hareketli tavırlarından dolayı Cemal Süreya, Amerikalı yazar F.Scott Fitzgerald’ın ‘ele avuca sığmayan’ karısı Zelda’ya benzetti ve adı ‘Çılgın Zelda’ olarak kaldı.

Bu sohbetlerden birinde tanıştığı Endüstri Mühendisi Kağan Önal ile,başlangıçta evliliğe karşı olsa da,çevrenin ve ailesinin baskıları sonucu 1982’de evlendi.

Hiçbir zaman anne olmak istemedi.

CİNAYET DOĞRULMUŞ OLMAKTIR!

Aylar içinde metin yazarlığı,yönetici sekreterliği gibi işler yapsa da,mutsuz olmuş olacak ki,kendini tamamen şiire verdi.Kimselere göstermediği şiirlerini Kağan Önal ile birlikte gittiği Libya’da temize geçmeye başladı.

İnsanı yoran,savuran,yağmalayan,sorgulayan -bugün hala konuşulan- dizeler bu günlerde ete kemiğe bürünmeye başlamıştı.Nilgün’ün de yazgısını,sonun başlangıcını hazırlamıştı belki,kim bilir?

Libyanın baskıcı ortamına daha fazla dayanamayan çift İstanbul’a geri döner.

Yasaklanmasına rağmen yazmaya devam eder.

Nilgün kötüleşir.

Hatta doktorlar manik depresif teşhisini koyar ‘Dünya’yla yaralı’ güzelim Marmara’ya.

BURADA DAHA NE KADAR ÖLECEĞİM?

Cezmi Ersöz: ”Yüzünde ölüm ifadesi vardı son zamanlarda.Alkol ile birlikte antidepresan alıyordu.Bahariye’de karşılaştık; yanında eşi vardı.Kulağıma ‘Cezmi çok hastayım’ dedi.Biyolojik hastalık algıladım.Ama çökmüş vaziyetteydi.”

Bu karşılaşmadan sonra durumu daha da kötüye giden Nilgün Marmara,13 Ekim akşamı Kızıltoprak’taki evlerinin beşinci kattan atlayarak intihar etti.

 

”…

Yine de zaman kedisi

pençesi ensemde,üzünç kemiğimden çekerken beni kendi göğüne,

bir kahkaha bölüyor dokusunu düşler marketinin,

uyanıyorum küstah sözcüklerle:

Ey,iki adımlık yerküre

senin bütün arka bahçelerini

gördüm ben!”

 

Haydar Ergülen: ”Nilgün ve Kaan’la konuştuk,’gel bize’ dediler,14 Ekim akşamı onlara gidecektim,doğum günü bahane,içki içecektik. Nilgün 13 Ekim akşamı içine kanatlanıp hepimizin kabuğunu biraz daha inceltmeseydi eğer!”

 

Onların sadece arkadaşıydı Nilgün…

 

Cemal Süreya: ”Nilgün ölmüş.Beşinci kattaki evinin penceresinden kendini aşağı atarak canına kıymış.Ece Ayhan söyledi.Çok değişik bir insandı Zelda.Akşamları belli saatten sonra kişilik,hatta beden değiştiriyor gibi gelirdi bana.Yüzü alarır,bakışlarına çok güzel,ama ürükütücü bir parıltı eklenirdi.Çok da gençti.Sanırım,otuzuna değmemişti daha.Ece ile gergedan için yaptığımız aylık söyleşide ondan şöyle söz ettim.Bu dünyayı başka bir hayatın bekleme salonu ya da vakit geçirme yeri olarak görüyordu.Dönüp baktığımda bir acı da buluyorum Nilgün’ün yüzünde.O zamanlar görememişim,bugün ortaya çıkıyor.” / Günler (841.Gün)

 

Kağan Önal: ” ‘İstersen daktiloya çekilmiş şiirlerimi bastırabilirsin’ demişti.Biz de ben ve dostları,ölümünden sonra bunları ‘Daktiloya Çekilmiş Şiirler’ ve ‘Daktiloya Çekilmiş Metinler’ diye iki ayrı kitap olaral Şiir Atı’ndan yayımladık.Sanırım o günlerdi,Nilgün’ün annesi (Perihan Marmara) aradı; ‘Gülseli (İnal) Nilgün’ün günlüklerini bastırmak istiyor’ dedi.Annesinin acısı çok tazeydi Yani Nilgün’ün her şeyinin yayımlanmasını istiyordu.Ama bu vasiyetine aykırıydı.Ben de ‘Vasiyetinde daktiloya çekilmişleri bastırabilirsin diyor,bu vasiyetine aykırı’ dedi.Bir de bunlar günlüktü,yani çok özel şeyler…O yüzden ‘Basmayalım,buna taraftar değilim’dedim.Ama ikna etmeye çalıştı.’Ben yine de doğru bulmuyorum’ dedim…”

Günlüklerin kimde olduğu tartışmaları sürerken,o dönemde eve giden herkesin Nilgün’e aşık olduğu iddia ediliyor,asılsız haberler yazılıyordu.Sonrasında aslında Nilgün’ün intihar etmediği,öldürüldüğü iddia edildi.

 

Nilgün Marmara : ”Benden sonra kuşlara iyi bakın.”

Daima uçurumun kenarında dolaşan Nilgün,bizden biri değildi…

Olamadı da…

Olamazdı da…

Hatice Durmuş
İstanbul Üniversitesi Felsefe Bölümü Öğrencisi.
Sağlık sektöründe çalışıyor.
Sanat Karavanı Yazarı.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
Yeni Çocuk Kahramanları: Süper Güçlü Prensesler!

Genç bir anne olarak, günümüzün popüler kahramanları arasından çocuğunuza rol model olacak hiçbir karakter olmadığını düşünüyorsanız ne yaparsınız? Bir illüstratörseniz...

Kapat