Deniz Meczubu ‘Cevat Şakir Kabaağaçlı’

            ”Yokuş başına geldiğinde Bodrum’u göreceksin,
Sanma ki geldiğin gibi gideceksin,
Senden öncekiler de böyleydiler,
Akıllarını Bodrum’da bırakıp gittiler.”

Cevat Şakir kendini bildi bileli denizci olmak istiyordu. Ama ailesinin ısrarı üzerine İngiltere’nin Oxfort Üniversitesi’ne gönderildi. Orada ‘Yakın Çağlar Tarihi’  bölümünde öğrenim görmesi ve denize olan aşkını da beraber yürüterek Anadolu ve Akdeniz kültürü araştırmalarına kaynak eser oluşturdu. Servet-i Fünun, Cumhuriyet ve daha sonra Demokrat İzmir gibi dergi ve gazetelerde Bodrum’un Karia çağındaki adından esinlenerek Halikarnas Balıkçısı takma adıyla yazılar, hikayeler ve romanlar yazdı; karikatür ve kapak resimleri çizdi. Denize olan aşkını yaşamına kattı romanlarında hep denizden, denizcilerin hayatından bahsetti. Denizcilik terimi olan Aganta Burina Burinata yazarın ilk romanıdır ve deniz sevgisi, denizin çekiciliği, denizcilerin yaşadığı zorluklar, güzellikler genel olarak denizdeki yaşam bir kahraman vasıtasıyla anlatılmaktadır. Eserde, deniz bir başkahraman gibi işlenmiş, bu yüzden yayımlandığı zaman çok ilgi görmüştür. Anı biçiminde yazılmıştır.

Orhan Veli’nin de dediği gibi;

Her şey birdenbire oldu. 
Birdenbire vurdu gün ışığı yere; 
Gökyüzü birdenbire oldu; 
Mavi birdenbire. 
Her şey birdenbire oldu; 
Birdenbire tütmeye başladı duman topraktan; 
Filiz birdenbire oldu, tomurcuk birdenbire. 
Yemiş birdenbire oldu. 

Birdenbire, 
Birdenbire; 
Her şey birdenbire oldu. 
Kız birdenbire, oğlan birdenbire; 
Yollar, kırlar, kediler, insanlar… 
Aşk birdenbire oldu, 
Sevinç birdenbire.

Annesinin ve babasının yasaklarına rağmen Mahmut’un da içinde birdenbire filizleniyor denize olan aşkı:

‘Çıkmaz sokağın ağzında bir çeşme, bir de hayvanları sulamak için yalak vardı. Elime geçen çerle çöple özene özene bir oyuncak kayık yaptım. Kayığım yalaktaki suyun üzerinde yüzünce dünyalar benim oldu. Onu elimle dürttüm, olmadı. Yanağımı suya değdirerek başımı kayık seviyesine eğdim; tatlı sert tütün paketinin kağıdından yapılma yelkene üfledim. Gemim suların üzerinde kaydı. Hemen yalağın öte tarafına koştum. Kayık bana doğru geliyor, yani ilerliyordu. Siftah olarak ileriye gitmek ve gerilerden ayrılmak sevincini tadıyordum. Kayığı seyre öyle dalmışım ki kayık gelip burnumun üstünde baştan kara etti. Onu hemen döndürdüm. Durmamacasına üfledim. Başım fırıl fırıl dönüyor, kulaklarım yüzlerce zille çınlıyordu. Gemim bütün yelkenlerini doldurmuş açık denizlerde koskocaman bir kelebek gibi kayıyordu. O sırada güneş battı. Ortalık karardı. Sokaklardan el ayak çekildi. Farkında olan kim? Kendimi lodos rüzgarlarının ta kendisi sanıyordum. Yanaklarımı körpe ciğerlerimin bütün gücüyle şişirip sağnak sağnak esiyordum. Yıldızlar çıktı. Pruva direği, söz söylemeye tenezzül etmeyerek dalgın bir edayla işaret eden bir el gibi sağa sola eğiliyordu. Direk ucu yıldızdan yıldıza gidip geldikçe içimde yeni yeni uyanan bir musikiye tempo tutuyordu. Koca gemim, sendeleyen yıldızlar arasında kapkara bir uçurum kadar mağrur ilerliyordu. Ne var ki artık soluğum tükeniyordu. İşte bunun için, ‘Rüzgar kesiliyor! Camadanları artık çözünüz!’ diye bağırdım.’

 

Yaptığı oyuncağın su ile dans etmesine şahit olunca birdenbire başlıyor heyecanı, hayal kurmaları…  Sezinlemek mutlu olmaktır, yaşamaktır, sevmektir. İnsan kendi içini sezinleyince kapılıyor hayallere. Hayalleri de bir kaptan edasına dönüşüp nidaları tüm sokağı sarmış bile.

 

Mahmut’un babası Süleyman Kaptan, başından geçen bir olay yüzünden denize düşmandır ve oğlunun da denizci olmasını istemez. Mahmut’u Kirpi Halil’in yanına çırak olarak verir. Oysa Kirpi Halil deniz sevdalısıdır ve sürekli denizden bahsetmektedir. Kirpi Halil’in anlattıkları Mahmut’un içindeki deniz ateşini körükler. Mektepten de tanıdığı yakın arkadaşı Fatma ve Fatma’nın babasıyla bir gün denize çıkması ile denizden vazgeçemeyeceğini anlar. Babasının uzun sefere çıkmasını fırsat bilerek Hakkı Reis’in gemisine yazılır. Denize olan özlemini böyle gidermektedir ve macera dolu günler yaşamaktadır.

 

Hayaller tutkuyla harmanlanınca gerçeğe dönüşüyor birer birer… Knut Hamsun’un Açlık kitabındaki başkahraman Andreas’ın yazarlığa olan tutkusu gibi Mahmut’un denize olan aşkı da. Andreas da Mahmut da pek parlak günler yaşamadılar. Açlık tutkularının önüne geçip umarsız bırakıyor kahramanlarımızı.

 

Mahmut bu zorlukları ve tutkuları bir kenara bırakıp Erkek Fatma ile evlenmenin hayalini kurarak köye dönmeye karar verir. Lakin köyde her şey değişmiştir. Bu değişikliklerin sonucunda da Mahmut, Fatma ile değil de zengin olan Ayşe ile evlenir. Çok mutludurlar. Mahmut yaşadığı sıkıntıları unutur, özlediği sakin hayata kavuşur böylelikle. Meyve sebze işleriyle uğraşır. Gün geçtikçe de anlar toprak insanı olmadığını. Tüm zorluklara rağmen denizi çok özlemektedir. Nihayet her şeyi arkasında bırakarak denize döner.

Sadık olmak yeterli sanırım ilhamları yaşatmak, tutkuları canlı tutmak için; ‘Aganta Tutkular’…

Mahmut’un annesi:

‘Ne olacak, toprak insanı topraktan, deniz insanı da sudan yaratılır. Topraktan olanlar toprağa dönerler, sudan olanlar akıp denize karışırlar.’ derdi.

Hüsnü Arkan da denize aşık olanları şöyle anlatıyor bize:

Ah, küçücük gemi, sulara attın şimdi kendini, delisin

Ah, yakarlar seni, dönmezsin bir daha geri, delisin

Ah, deniz olayım, tuzumu rüzgârda savurayım, deliyim

Ah, ne yelken ne yel, köpüklerde kaybolayım, deliyim

Kime sorsam dönüşüm yok

Nereye gitsem mavi

Yelkenimde deli rüzgâr

Her yanım tuz, deliyim

Ah, peşimde rüzgâr, ne yağmurlar dost ne bir kıyı var,

deliyim

Ah, düşlerim kaldı, yalnızım düşlerim kaldı, deliyim

Ah, yaralı kalbin, sönüp gidecek yaralı kalbin, delisin

Ah, küçücük gemi, dönmezsin bir daha geri, delisin

Kime sorsam dönüşüm yok

Her gemi biraz deniz

Her yanım mavi, her yanım yel

Her yanım tuz

 

Mahmut’un da her yanı mavi, her yanı yel, her yanı tuz… O bir Deniz Meczubu.

 

Okumadan geçmeyin:

Bir Mantar Seyyahı / Jilber Barutçiyan

Fatma Çelik
Sakarya Üniversitesi Gıda Mühendisliği öğrencisi.
Araştırma ve öğrenme tutkunu.
Sanat Karavanı Yazarı.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
Genco Erkal’ın Can Yücel’in Şiirlerinden Uyarladığı Oyun İzleyiciyle Buluşuyor!

Usta oyuncu Genco Erkal'ın, Can Yücel'in şiirlerinden sahneye uyarladığı 'Can' adlı oyun, Kemal Kocatürk rejisiyle sahnedeki yerini alıyor. 6 sezon...

Kapat