Denize Kavuşamayan Nehirlerin Kaynağı | Ağlayan Çayır – Theodoros Angelopoulos

2004 yapımı bir Theo Angelopoulos filmi olan Ağlayan Çayır, Selanik körfezinde büyük bir nehrin ağzında başlar. Bir grup mülteci 1917 devriminde Kızıl Ordu’nun Odessa’yı ele geçirmesi sonrası ülkelerine dönmektedir. Hikâye İkinci Dünya Savaşı’nın sonuna kadar sürmekte ve 30 senelik bir dönemi konu almaktadır. Nehre ulaştıkları sırada sanki bir ses filmi seyretmekte olanlara kendinizi tanıtın der gibi “Kimsiniz? Nerelisiniz?” diye sorar. Bu tanıtma faslında mültecilere antik sütunla nehir arası toprakların onların olduğunun söylendiğine tanık oluyoruz. Filmin girizgâh kısmını mültecilerin Yunanistan topraklarına yani evlerine girişi ve kim olduklarını öğrenişimiz olarak metaforize etmek doğru olacak sanırım.


Film Yunanistan’ın Kerkini Gölü’nde çekilmiştir. Angelopoulos; filmin, çekeceği diğer iki filmle birlikte bir üçlemenin ilk filmi olduğunu belirtmiştir. Üçlemenin ikinci filmi Zamanın Tozu’dur. Üçüncü filmi ise çekemeden vefat etmiştir Angelopoulos.

Angelopoulos filmleri filmden biraz fazlasıdır. Karakterlerde ve filmin genel atmosferinde hep bir hüzün hakimdir. Şiirsel sahne ve diyaloglarına destansı denebilecek müzikler eşlik eder. Filmin müziklerine değinmişken Eleni Karaindrou’yu es geçmek olmaz. Özellikle entelektüel bireyin yaşama dair ıstırapları ve düş kırıklıkları işlenir. Filmlerinde geniş plan çekimler ve uzun sekanslar çokça yer alır. 36 Günleri, Avcılar, Kumpanya, Kitera’ya Yolculuk, Arıcı, Puslu Manzaralar, Leyleğin Geciken Adımı, Ulis’in Bakışı, Sonsuzluk ve Bir Gün, Ağlayan Çayır, Zamanın Tozu filmlerinin müziklerini üstlenen Eleni Karaindrou’nun Angelopoulos sinemasının şiirselleşmesindeki payı yadsınamaz.

Filmin başkahramanları Eleni ve Alexis’tir. Eleni, Odessa’dan kaçış sırasında annesinin ölümüne ağlarken bulunan ve Alexis’in ailesinin yanlarına alıp resmi olmayan bir şekilde evlat edindiği küçük bir kız çocuğudur. Mültecilerin girizgâh kısmından sonraki ilk sahnede topraklara yerleştiklerini görürüz fakat hâlâ alışamamışlardır. Mülteci grubun çoğunun, özellikle de nehirdeki yaşama dayanmayı başaramayanların Selanik’e dönmelerinin ardından “Bu topraklar bizi öldürüyor. Aslında biz de gitmeliydik.” lafı bu çıkarımı yapmamızı sağlamakta.

Filmin bir kaçış hikâyesine dönüşümü, Alexis ve Eleni’nin ikiz çocuklarının başka bir aileye verilmesi ve Alexis’in babasının Eleni ile kendisinin evlenmek istemesiyle başlar. Bir müzisyen grubunun yardımıyla bunu da başarırlar.

Angelopoulos “Kendimi düşünen bir birey olarak görüyorum. Ve insanlığın sorunları dünya yaratıldığından beri aynı, insanların soruları hep cevapsız. Benim filmlerimde tüm bu sorunlar, düşünceler, dünya hakkındaki felsefi görüşler var. Eros, ölüm, doğum, düşler, daha iyi bir dünyanın perspektifi, gençlik ve yaşlılık, aşk… Kısaca insanın kaderi” sözleriyle filmlerinin üzerine kurulu olduğu sağlam temelleri göstermekte.

Eleni ve Alexis gittikleri her yerden Alexis’in babası tehdidinden dolayı ayrılmak durumunda kalırlar. İkizlerini bulur ve yanlarına alırlar. Bir sahnede işçi sendikası dansı için bir taverna bulunması gerekmektedir. Fakat Nikos’un haksız yere suçlu ilan edildiğini ve tavernaların polisten korkup kendilerine yardım etmediğini söylemesiyle eski bir bira salonuna geçilir. Burada müziğin ve dansın enfes iç içeliğine tanıklık ederken Alexis’in babası çıkagelir ve Eleni ile dans eder, Alexis’in bestesi eşliğinde.

İç savaşın kirli yüzünü göstermesi filmin akışında değişikliklere neden olmakta. Eleni, filmin başlarında Alexis’le kaçışları sırasında kendilerine yardım eden Nikos’u siyasi durumundan ötürü gizlediği için hapis yatacak ve filmin hüzün katsayısı her geçen dakika artacaktır. Amerika hayâlini gerçekleştirmek isteyen Alexis ise akordeon ustalığı sayesinde bunu başaracak, Eleni ve ikizlerini yanına alabilmek için Amerikan ordusuna katılacaktır. Fakat çeşitli sıkıntılardan ötürü bu durum gerçekleşmeyecek ve film sonuna kadar Alexis’i göremeyeceğizdir.

Filmin son kısmında ise Eleni’nin hapisten çıkışı, savaşın sona ermesi ve iç savaşın iki tarafında olan ikizlerin nefis sahnesi yer alıyor. Yorgi’nin ölü bedenini görmek için tekneyle bir eve giden Eleni’ye, Alexis’in mektubu eşlik ediyor: “Dün gece rüyamda birlikte yola çıkıyorduk, nehrin kaynağını bulmak üzere. Yaşlı bir adam kılavuzluk yapıyordu. Biz yürüdükçe nehir küçülüyor ve binlerce küçük dereye bölünüyordu. Birdenbire, yukarıda, karla kaplı tepelerin altında yaşlı adam güneşsiz ve nemli bir yerdeki yabani ot kaplı bir toprak parçasını gösterdi. Her bir ot yaprağı zaman zaman yumuşak toprağa düşen küçük çiğ damlaları tutuyordu. “Bu çayır,” dedi yaşlı adam, “nehrin kaynağıdır.”. Sen uzandın ve nemli çimlere dokundun. Elini kaldırdığında birkaç damla aşağı yuvarlandı ve toprağa gözyaşı gibi düştüler.”

 

Okumadan geçmeyin:

 

Bir Sistem Eleştirisi Olarak “Sarmaşık”

 

Aytaç Kopal
Pamukkale Üniversitesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği
Sanat Karavanı Yazarı

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
Altın Portakal Yarışmasına Başvurular Devam Ediyor!

Bu yıl 16-23 Ekim tarihleri arasında gerçekleştirilmesi planlanan 53’üncüsü Uluslararası Antalya Film Festivali için yarışma bölümlerine başvurular başladı. 2015 senesinde kapsamı...

Kapat