DOĞU EKSPRESİ’NDE 25 SAAT

Hani bazen olur ya bir an yaşar insan, bir şey görür, bir şey tadar, bir şey koklar ve insanın aklına mıh gibi kazılı kalır; ne kelimeleri yeter ne de duygularına tam karşılık bulur.

İşte Kars seyahati ve sonrasında Doğu Ekpsresi’nde 4 metrekarede geçen 25 saat de her dakikasıyla, insanın hayatı boyunca unutamayacağı anlardan oluşan bir seyahat.

Kars’a vardığımızda bizi havaalanından alıp, gideceğimiz yere bırakana kadar bizlerle olan Boğatepe Köyü’nün eski muhtarı Hayrettin Ağabey ile olan hikayeyi Şubat yazısının ikinci bölümünde yazacağım. Şimdi peri masalının en önemli kısmı olan Doğu Ekspresi’ndeyiz.

Yoğun iş temposu ve seyahat programları nedeniyle 3 kız arkadaş, ‘Hadi tamam, gidiyoruz.’ diyerek başladığımız Kars Seyahati’nde; -gidiş bileti bulamadığımız için- dönüş biletimizi 2 yataklı kompartıman ve 1 pulman kompartıman olarak aldık. İstanbul’a dönüş seyahatinin başlangıç yolundayız.

Doğu Ekpsresi’nde 3 ayrı seçenek var. Pulman vagon daha çok şehirlerarası seyahat edenler için. Daha az konforlu ve otobüste yolculuk eder gibi… Tren Kars-Erzurum-Erzincan-Sivas-Kayseri-Kırıkkale ve Ankara güzergâhında seyrediyor lakin arada da kısa süreli olarak birçok kasabada duruyor.

Örtülü kuşetli vagonlar ise 4 kişilik. Koltuklar yatak oluyor ve hareket alanınız oldukça dar. 4 kişilik bir arkadaş grubuyla değilseniz hostel mantığıyla tanımadığınız insanlarla aynı kompartımanda 25 saat seyahat etmek değişik bir tecrübe olabilir.

Her ne kadar 3 kişi olsak da bizim tercihimiz iki yataklı vagondan yanaydı. Bu vagonda ranza mantığında yatak olan koltuklar, ufak buzdolabınız, lavabonuz, bavulları koyabileceğiniz alan, eşyalarınızı asabileceğiniz askılıkla birlikte imrendirecek sofralar hazırlayabildiğiniz, isterseniz çalışabildiğiniz ufak bir masanız bile var.

Tuvaletler her vagonun başında ve sonunda yer alırken 25 saatlik bir yolculuk sonunda da temiz kelimesinin gereksinimlerini barındırıyor.

Sabah 8’de Kars’tan kalkacak trende, önce vagon sorumlumuzla tanışıyoruz. Her ne kadar Doğu Ekspresi ile ilgili okuduğum şehir efsaneleri ve gezi yazılarını ezbere bilsem de yazacağım bu hikaye için heyecanla her şeyi inceliyor, ‘Acaba yan vagonda kim var?’, ‘ Yol nasıl?’ , ‘Tuvalet temiz olacak mı?’, ‘Nasıl geçecek?’ diye düşünüyorum. Tam bu esnada içeri vagon sorumlumuz giriyor ve çubuk krakerinden çikolatasına, meyve suyundan terliğine kadar ihtiyacımız olan her şeyi bize veriyor.

Bir taraftan elimizde kahvemiz, kompartımanımızda müziğimizle kahvaltımıza başlarken; huzurla dışarı bakıp “Ne iyi ettik de geldik!” diyerek her anı fotoğraflamak istiyoruz.

Yolculuğun ilk yarım saatinde bir sağ taraftaki bir sol taraftaki manzaraya bakarken zaten çoktan yan kompartımanlarla tanışmış oluyoruz. Herkes gördüğü manzarayı ve yakaladığı kareyi birbiriyle paylaşırken, üniversiteli gençliğin de aynı vagonda olduğunu kapılarının üstlerine astıkları “Parti 12’den sonra başlayacak, şimdi uyuyoruz.” yazısıyla anlıyoruz.

Bir buçuk gündür masal diyarında yaşanılan zamandan sonra, sonsuzluğun tanımını yapabilecek hale geliyor insan. Zaman dediğimiz şeyin önünüzde herhangi bir nokta, amaç ve mekân olmadığında nasıl uzayabildiğine defalarca dağda tanık olsam da bembeyaz yollarda boşlukta ilerlemek başka bir kavrammış belli ki.

Trenimiz muhteşem manzaralarla bizi Anadolu’nun küçük kasabalarına, büyük illerine ulaştırırken; 1080 kilometrelik yolda, yanımızdaki kahvaltılık malzemeler ve içeceklerin haricinde sıcak bir şeyler içmek ve akşam yemeği alternatiflerine bakmak için yemekli vagona doğru yol alıyoruz. Sondan bir önceki vagonda olduğumuz için yemekli vagona doğru uzun bir yolumuz var. Hareket halindeki tren sebebiyle de kıvrak hareketlerle ilerliyoruz.

Meşhur Erzurum cağ kebabı siparişi, Erzurum’a vardığımızda henüz yeni kahvaltı yaptığımız için yapılamayanlar listesine ekleniyor. Fakat Ankara – Kars gidiş seyahatinde akşama doğru Erzurum’da olacağınız için, siparişinizi ve vagon numaranızı verdiğinizde size sıcak sıcak cağ kebabı getiriyorlar.

Yemekli vagona geldiğimizde her iki pencereden de muhteşem manzarayı seyretme şansımız oluyor. Sadece 96 TL vererek sahip olduğumuz bu muhteşem deneyimle, kendimizi Sibirya Ekspresi’ndeki veya Hindistan Maharaca Ekpsresi’ndeki lüks bir yemek salonunda hissediyoruz. İnsan lüksü kendi belirliyor aslında. Ne kadar parayla ne yaptığından ziyade, o parayla geçirdiğin zamanı satın alıyorsun kendine.

Yemekli vagonda kahvelerimizi içerken, bizim yaşlarımızdaki fotoğrafçı ve blogger gençlerle ve fotoğraf çekmek için seyahat eden bir üst yaş grubumuzdaki yolcularla tanışıyoruz. Seyahatin bundan sonrası; vagonlar arası yiyecek içecek alışverişiyle, koridorlarda danslarla, kompartımanda yeni tanıştığımız insanlarla hayata ve dünyaya dair konuları konuşarak, yan vagondaki evli çiftin 5 farklı ortak arkadaşıyla bizlerin hayatlarıyla nasıl kesiştiğine şaşırmakla ve üniversiteli gençlere el falı baktırmakla geçiyor.

Ve akşam oluyor… Müzikler ve sohbet devam ederken bir kez daha, yolda olmanın ve seyahat etmenin insanları her şeyden uzaklaştırıp; sadece yolcu olduklarında ne kadar yakınlaştırdığını bilmenin huzuruyla doluyoruz. Bu esnada sıra, kompartımanımızı ışıklandırmaya geliyor. İnsan yaşadığı yeri güzelleştirince ve kendinden bir parça koyunca daha çok sahip çıkıyor anılarına bence.

Kendimizi uzun bir yolculuğa hazırlamıştık lakin bir taraftan da 25 saat nasıl geçecek diye düşünüyorduk. Hareket alanının senin dışında nedenlerle kısıtlı olduğu bir yerde, tanımadığın yüzden fazla insanla aynı alanda geçecek 25 saat… İşin ilginç tarafı, trende en fazla 20 kişiyle seyahat etmiş gibiyim. Şehirlerarası seyahat eden, inme-binme arasında gözüne takılan insanlar dışında en fazla 20 kişi.  Bir insanın hayatına bir hayat boyunca ne kadar insan dokunuyor acaba?

Gece yatma saati gelip, pijamalar giyilip, vagonlar arası son sohbetler yapılıp herkes yavaştan kompartımanına çekildiğinde sabah olmasına yedi, trenin Ankara’ya varmasına ise sekiz saat vardı. İki kişilik kompartımanımızda üç kişi yatarken ‘ayak uç, baş uç’ tabirini sanırım en son ilkokulda kullandığımı hatırladım. Ben ve arkadaşım aynı yatakta, diğer arkadaşım bizim düşme riskimize karşı üst ranzada yatarken geceyi, trenin raylarda çıkardığı tok nal vuruşlarını andıran seslerle sallanarak sabah ettik.

TCDD’nin bu kadar az bir meblağa bizlere sağladığı jilet gibi mis kokan çarşaf, yastık ve battaniyeleriyle huzur içinde sabaha günaydın dedik.

Her ne kadar gitmeden önce yeteri kadar bilgili olduğumuzu düşündüysek de trenin Ankara Garı yerine yaklaşık 70 km uzaklıktaki Irmak Garı’na varacağını bir önceki akşam öğrenmiştik. Sabah 08:30 gibi Irmak’a varan trenimizden inip ücretsiz otobüslerle Ankara Garı’na yaklaşık 40 dakika süren bir otobüs yolculuğu ile varış sağladık. 09:55’teki Ankara-İstanbul trenini yakalamaksa, sabah uyanmamız için yeteri kadar adrenalini sağlamıştı.

Dört buçuk saatlik Ankara-İstanbul tren yolculuğu sonrasında eve geldiğimde, Doğu Ekspresinde geçen 25 saati, aynı seyahati tek başına yapmayı isteyecek kadar sevdiğimi fark ettim.

Doğu Ekspresi yolculuğunda insanı iyileştiren bir şeyler var. Sonsuz beyazlığın etkisi mi, yolda olmanın uzunluğu mu bilemiyorum. Kendi peri masalınıza sahip çıkmak istiyorsanız Kars Doğu Ekspresi seyahati bunun için en iyi başlangıç. Çünkü, dünyayı hayal gücü kurtaracak!

Merak Edilenler:

Yanınıza atıştırmalık, ekmek ve içecek almalısınız.

Yataklı vagonlarda priz bulunuyor. Üçlü priz taşımak aynı anda birçok ihtiyacınızı karşılayabilir. Mesela ısıtıcıda su ısıtmak bir lüks olabilir.

Trende evcil hayvana izin var, biletleri de %50 indirimli olarak satılıyor.

Diğer tüm soruların cevabı ise yazıda saklı!

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
Aşkın Büyüsüyle Bezenmiş Bir Cami – Nasır ol Molk

Ve Allah, burada yakındadır, Şebboylar arasında, uzun çamın altında Suyun bilincinde, Bitkilerin kanununda… Sohrab Sepehri Aşkın, sanatın ve kültürün şehri...

Kapat