DOĞULU BİR BUTİMAR: SADIK HİDAYET

Sadık Hidayet, 1903 yılında Tahran’da soylu bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmiş bir yazar. İran edebiyatının modern dünyaya dönük karamsar yüzü… Efsane denilebilecek eserlerindeki ölüm, yalnızlık, intihar, gerçek ve düş arası Araf çemberleri, insanın içinden çıkamadığı boşluk düşünceleri odak noktası. Birkaç sayfayla anlatacağım Sadık Hidayet’i ama o yıllar önce anlatmış kendisini en yakın arkadaşı olan Bozorg Alevi’ye, az ve öz bir paragrafla.

Hayat hikayemde önemli bir şey yok, başımdan ilginç olaylar geçmedi. Ne yüksek bir mevki sahibiyim, ne de sağlam bir diplomam var. Okulda hiçbir zaman örnek bir öğrenci olamadım, başarısızlıklar her yerde buldu beni. Nerede çalışırsam çalışayım silik, unutulmuş bir memurdum; şefleri memnun edemedim. İstifa ettim mi seviniyorlardı… Bırak gitsin, yaramaz! Çevrem böyle görüyordu beni, haklıydılar belki de.

Böyle konuşsa da hak vermeyelim Sadık Hidayet’e. Çünkü bugün İran coğrafyasının en büyük yazarı kabul ediliyor. Eserleri savaştığı dünya dillerine çevriliyor. Anlaşılıyor mu bilinmez ama artık büyük bir ilgi var. Doğu’nun ‘Kör Baykuş’una…

sadik-hidayet-2

İlk ve ortaöğrenimini İran’da tamamlayan Hidayet, mühendislik eğitimi için Belçika’ya gitse de oradan kısa zamanda ayrılarak edebiyat tutkusunu devam ettirebileceği bir yer olarak gördüğü Paris’e geçmiştir. Edebi hayatına burada başlayan Hidayet’in zamanla çoğalan bunalımları kendini denize atmasına kadar büyümüştür. Başarısız bir intihar girişiminden sonra edebi hayatına ve Tahran’a tekrar dönen Hidayet, ailesinin soyadından yararlanmak istemez ve kendi girişimiyle iş bulur. Dönemin ünlü edebiyatçıları olan arkadaşları Bozorg Alevi, Mesud Ferzad ve Mücteba Minovi ile birlikte ”Dörtler Grubu”nu kurar.

Yaşadığı dönem içinde ülkesinin gerilemesinin sebebi olarak gördüğü monarşiye ve ruhban sınıfına yönelik ağır eleştirileri olmuştur. Dönemin siyasi baskılarına dayanamayan Hidayet, son çareyi Hindistan’a gitmekte bulur. Hindistan, Hidayet’in yazın hayatı içinde büyük katkılar sağlamıştır. Burada Pehlevi Farsçasını öğrenen Hidayet, ilk romanı olan efsane denilebilecek niteliklere sahip Kör Baykuş’u yazmıştır. Kör Baykuş; zaman kavramını okuyucuya sorgulatan, içinde bulunduğu zamanı yani şimdiyi, gelecek ve geçmişle yoğurup hangi zamana ait olduğunu bilmeyen bir evrene sürükler. Roman içindeki gerçekler zaman zaman kendi hayatına ve doğu coğrafyasının kaderine atıfta bulunur. Bozorg Alevi’nin deyişiyle Kör Baykuş, sessizce katlanılan bir acının ifadesidir. Kör Baykuş’ta ”Butimar” adlı bir kuştan bahseder. Butimar, İran mitolojisinde deniz kıyısına çöker, denizin bir gün kuruyacağını düşünür ve bu tasa yüzünden su içmezmiş. İnsanları da böyle anlatır. Bu dünyada kelimelerle var olan insanlara anlam veremez. Susmak, belki insana sunulmuş en büyük ödüldür Hidayet için. Hidayet de İran kıyılarına bir gölge gibi çökmüş ve derin derin susmuş. Bir Butimar gibi.

Eserlerindeki derinlik ve anlam karmaşası, gerçeklik ve düş yanılgısı kendisini çözümleyen eleştiriler yazmaya sevk etmiştir. Çünkü bir kere okunduğunda Hidayet’in vermek istediğini anlamayıp okuyucuda yayılan huzursuzluk; diğer eserlerini ve dolayısıyla hayat hikayesini araştırmaya yöneltir. ”Vejetaryenliğin Yararları” adlı eserinde, kendi de zaten vejetaryen olan Hidayet, Hz. Ali’nin bir sözü olduğu düşünülen ”Midelerinizi hayvan mezarlığı yapmayın” düsturundan yola çıkıp hayata dair ince çizgilere değinmiştir. Bu eseri yazmasında en büyük sebep belki çocukluğunda bir bayramda kurban kesilmesine şahit olmasıdır. Bozorg Alevi’nin dediğine göre o bayramdan sonra bir daha ağzına et sürmeyen Hidayet, bir kere yanlışlıkla kıymalı börek yese de tükürmüştür.

sadik-hidayet-3

İran edebiyatı özelinde Doğu edebiyatının durumunu araştırmış; Batı kültürünün empoze etmesine karşı doğu edebiyatına esas bir duruş vermek istemiştir. İran dilini ve edebiyatını çağdaş edebiyat seviyesine çıkarmak için akademik araştırmalar ve çeviriler yapmış; İran’ı bulunduğu coğrafyadan, tarihinden, kaderinden kurtarmayı görev bilip dünya edebiyatına yeni bir doğulu soluk kazandıracak eserleriyle gündeme gelmiştir. Bilinen yorumlamalar dışına çıkarak yazarları kendi süzgecinden geçirip yorumlamıştır. Maupassant, Çehov, Rilke ve özellikle yazın hayatına birebir etki eden Kafka ile özdeşleşmiştir.

İkinci dünya savaşı sonrası İran’ın genel durumu ve başbakan olan eniştesinin öldürülmesi Hidayet’i büyük buhranlara sürüklemiştir. Kör Baykuş’ta anlattığı ömrünü ”Ömrüm bir oduna benziyor, ocaktan düşen bir oduna: öteki odunların ateşinde kavrulmuş, kömürleşmiş ama ne yanmış, ne olduğu gibi kalmış bir oduna benziyor. Fakat diğerlerinin dumanından, soluğundan boğulmuş…” gurbette sonlandırmayı planlamış. Paris’te ölümünü kolaylaştıracak hava gazlı bir apartman bulup 9 Nisan 1951’de kendini bir odaya kapatıp yaşam sızdıracak bütün delikleri kapatarak hayatına son vermiştir. Sonraki gün ziyaretine gelen arkadaşı mutfakta yerde yatarken bulur Hidayet’i. Tertemiz kıyafetler içinde, tıraş olmuş ve etrafında yakılmış müsveddelerle.

Döneminde ve daha sonra eserleri yasaklanan bir yazar olan Hidayet, derin araştırmalara konu olsa da belki de en büyük isteği ülkesi tarafından anlaşılmış olmaktı. Asırlar sonra olsa bile. Gölgesi olarak bildiği, şuursuzca uçurumlarında dolaştığı İran tarafından benimsenmek… Çünkü bunun için yazıyordu. Yine son sözleri Hidayet’e bırakalım: ”Hayat tecrübelerimle şu yargıya vardım ki, başkalarıyla benim aramda korkunç bir uçurum var, anladım. Elden geldiğince susmam gerek, elden geldiğince düşüncelerimi kendime saklamalıyım. Ve şimdi yazmaya karar vermişsem, bunun tek nedeni, kendimi gölgeme tanıtmak isteğidir.”

 

Sadık Hidayet, Kör Baykuş, Yapı Kredi Yayınları

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
Angelopoulos’un Filmlerinden Unutulmayan 5 Sahne

Bağımsız sinemanın en büyük ustalarından biri olan Theo Angelopoulos'u 2012 yılında kaybetmiştik. Ama filmleri izleyenleri için hala etkisini koruyor. Film...

Kapat